ddelibekir 的个人资料DDELİBEKİR DOST MEKANI (...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
DDELİBEKİR DOST MEKANI (www.millihaber.tr.cx)Toprağımızın Üstünde Şerefsiz Yaşamaktansa, Toprağın Altında Yatmayı Şeref Sayarız. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
yeni
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler! Önemli NOT: Blogum ve resimler yorumlara kapalıdır. Blogumda yayınladığım yazılar veya resimlerim hakkında varsa bir yorumunuz veya eleştiriniz bunu ziyaretçi defterime yazabilirsiniz. Soru ve eleştirilerinize geçte olsa cevap veririm. Saygılar. Barış bey hangi maillerden sözediyorsunuz? Ben bu zamana kadar size sadece bana gelen güzel bulduğum birkaç maili gönderdiğimi hatırlıyorum bunların arasında siyasi parti reklamı olduğunu hiç hatırlamıyorum. Bütün gönderdiğm mailleri ve konularını kontrol ettim. Böyle birşey yok. varsa bir deliliniz buyrun ispatlayın.
Böyle bir durum yoktur farzedelimki sizin dediğiniz gibi olsun diyelim Seçim döneminde bana birçok parti ve kişiden mailler geldi.ben hiçbirine özellikle siyasi mail gönderen arkadaşa niye siyasi mail atıyorsun demedim. çünkü seçim dönemi bu normaldir. herkesin fikrini benimsediği bir parti vardır. Bir partiyi tutuyor olmanın veya bu cihetle yazı yayınlamanın ne derece yanlış bir tarafı olabilirki? Kimseye zorla birşey kabul ettirmiyoruz sadece kendi inancımızı yazıyoruz. Bana bugün ama yanlış ama doğru ne şekilde yapılırsa yapılsın siyaset dediğiniz zaman bunun muhakkakki şekillenmiş bir partisi vardır. eğer olmazsa siyaset nasıl yapılabilirki?.
Bugüne kadar yüzlerce siyasetle ilgili spacemde yazı yayınladım. BUNUN SEBEBİ: "GÜndemle çok yakından ilgili ve bilgili bir araştırmacı olmamdır. Spacemde yerverdiğim yazıların yazılış sebebi budur. Ben olayları kanıtlarıyla kendi fikir penceremden spacemde yazmaya çalışıyorum. Sizin "şu fikriniz yanlıştır işte delili şeklinde" bana bir eleştiriniz olsaydı bunu gayet net bir şekilde anlayabilirdim. Fakat "bırak bu siyaseti babında" tamamen kendi kişiliğiniz+yaşam tarzınız+inanışınız ekseninde kafanızdan geçen fikri hiç düşünmeden yazmanızı saygıyla karşılayabilmem mümkün değildi. Ben bu yazıdan bunu anlıyorum ki eğer gerçekten siyasetle birşey olmayacağını veya yazılarımın yanlış olduğu hakkında bir yorum yazsaydınız delillerini belirtmeniz gerekirdi ama ben ne delil nede elle tutulur bir eleştiri göremiyorum.
Bu arada spacemde sadece siyasetle ilgili yazılar yoktur.
İYİ bakarsanız Siyasetle ilgili yayınladığım yazıların en az on misli kadar ne siyasetle ne bir partiyle nede bir fikirle alakası olmayan konularda yüzlerce yazı yayınladığımı görebilirsiniz.
Spaceme bakarsanız hiçbir partiyi desteklemediğimi görebilirsiniz demişsiniz?Barış bey gözümün içine baka baka bana arafta olduğunuzu((ne demek istediğimi anlamak istiyorsanız lütfen bir önceki yorumunuza cevabımı ziyatetçi defterinizden birkez daha okuyunuz) kanıtlıyorsunuz size başka söz söylemeye ne hacetki?
Saygılar.
5 月 20 日
YeahBarış发表:
kusura bakma
ben onu bunu bilmem
ama senin bana attığın maillerde birçok parti reklamını bilirim + space inde yazdığın yazılardan dolayı partiye düşkün olduğunu gördüm o yüzden yazdım
benim space lere bakarsan bir partiyi desteklemediğimi görebilirsin bilginize...
5 月 18 日
leticia发表:
TU
TU, DULCE AMIGO AMADO, CON SENSACIONES PLENAS, COMPAS DE ESPERA DE AMOR.
TU, INQUBRANTABLES HORAS DORADAS, EN LA LUZ DE NUESTRO AMOR, LLENAS MIS ALAS DE ORO "DE SOL".
TU, SOBRE MI CAMA Y SABANAS, ACARICIAS MI CUERPO LLENO DE TI, SOBRE LAS OLAS MECE TU CORAZON.
TU, DULCE ROMANCE DISTANTE, VIENE MI MENTE TU CALIDO SON, VAN TU ABRAZO MI ENORME ILUSION.
TU, COMPAÑERO DE ETERNIDAD, VOLARES EL SUEÑO INMENSO, SOLO LAS AVES NOS HAN DE LLEVAR.
TU, UNICO AMOR DE MI VIDA, DE DICHA BLANCA Y TRANSPARENTE, ENVUELVES LA LUZ DE MI VIDA.
"TE AMO CIELO DE MI VIDA FOREVER... LETICIA...!
4 月 27 日
halil ibrahim keleş bey ne maksatla bu yazıyı yazdığınızı anlayamadım. ne anlatmak istiyorsunuz? sizinle herhangi bir arkadaşlığım yok. sizinle gizli örgütler varmıdır yokmudur diye herhangi bir konuda tartıştığımıda hatırlamıyorum. ayrıca spacemde böyle bir konuda tartışmaya açmadım. acaba sayfam size bir gizli örgütler varlığını ifşa eden veya savunan bir yer gibimi geldi? nereden ve sebeple bu düşünceye vardınız merak ettim doğrusu bu size birinci sorum.
2. soruma gelince dünyada gizli örgütler yoktur diyorsunuz buna delil olarakta hiçbir şey göstermeyip sadece bilmem kaç tane devlet olduğu gibi bana çok basit çürütülebilir gelen yorumlar yazıyorsunuz. gizli örgütler varmıdır yokmudur diye bir meseleyi tartışmıyorum bu sayfada ama size kısaca sunu söyleyeyim. siz bana var olmadığına dair bir iki tane bile belge gösterebilirmisiniz? ayrıca bu gizli örgütlerden kastınız ne ? kim veya kimler? bunu açıkça yazsaydınız daha iyi olurdu. Ayrıca belirtirimki ben size tonlarca bu konuda şer ve hayır için çalışan dünyada şu anda gizli örgütler olduğunu kanıtlayabilirim.
spaceme hiç beklemediğim bir tarzda ve konuda bir yorumda bu yazınızı yinede bir ziyaretçinin bir iyi niyet ifadesi olarak kabul ediyorum. bahsettiğiniz konuya gelince tarih boyunca insan oğlu var olduğundan beri her yapılanmada muhakkak ki gizli bir yapılanma olmuştur. eğer ortada bir ambar(dünya) varsa muhakkakki o ambarı ele geçirmek ve yemek(yönetmek) isteyen fareler olacaktır. tabi aynı zamanda her kurulan gizli örgütün iyi veya kötü olup olmadığı amacına ve neye hizmet ettiğine bakılarak anlaşılabilir. ülkemize gelince ben spacemde en az 6 ay evveline kadar gizli örgütlerden bahsettiğimi hatırlamıyorum. eğerki kastınız> türkiyede kurulan gizli örgütlerse bu konuda fazla birşey söylemeye gerek yok. çünkü şuan türkiyenin yapısını ve içinde bulunduğu durumu artık en basit işlerle uğraşan vatandaşlarımız bile biliyor. türkiyenin kimler tarafından nereye götürüldüğünü görebiliyor.
BENİM TAHMİNİM KÖTÜ NİYETLİ OLARAK BİRİLERİ SİZİ PASİF VE KOYUN MÜSLÜMAN YAPMAK İÇİN BİRŞEYLER UYDURMUŞ. SİZDE HİÇ ARAŞTIRMA YAPMADAN BUNLARA İNANMIŞSINIZ. KULLANMIŞ OLDUĞUNUZ ÜSLUP BANA GAYET SIRADAN VE DÜŞÜNÜLMEDEN YAZILMIŞ TAMAMEN DUYGUSAL BİR YORUM OLARAK GÖRÜNÜYOR. ÇÜNKÜ HİÇBİR DELİLE DAYANMIYOR. SİZE BİR KONUDA ELEŞTİRİ MAHİYETİNDE BİR YAZI YAZACAKSANIZ BUNU BİR DELİLE DAYANDIRARAK YAZMANIZI TAVSİYE EDERİM.
SİZE TAVSİYEM DÜNYAYI KİMLER YÖNETİYOR DİYE MERAK EDİYORSANIZ VE EĞER SİZ MÜSLÜMANSANIZ DÜNYADA GİZLİ ÖRGÜTLER YAPILANMALAR VARMI DİYE BİR SORUNUN CEVABINI ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ BUNUN İÇİN FAZLA KAFA YORMAYA KABUL VE REDDETMEYE GEREK YOK. SİZİN İÇİN İLK BAKACAĞINIZ YER KURAN-I KERİM DİR. ALLAH'U TEALA KURAN-I KERİMDE İLK İNSAN VE PEYGAMBER HZ. ADEM A.S. DAN BERİ BİR HAK BATIL MÜCADELESİ OLDUĞUNU BİR ÇOK AYETTE SÖYLÜYOR. VE YİNE BİR AYETTE "EL KÜFRÜN VAHİDE" DİYE BUYURUYOR. YANİ BUNUN ANLAMI KÜFÜR TEK BİR MİLLETTİR VE TEK BİR MERKEZDEN YÖNETİLİR DİYOR. EĞER BU AYETLERDEN YOLA ÇIKARAK BAKARSANIZ ZATEN NASIL BİR DÜNYADA OLDUĞUNUZU ANLARSINIZ.
AYRICA SİZDE GİZLİ ÖRGÜTLERİ VB. KONULARI ÖĞRENMEYE KARŞI BİR KORKU VEYA GÖRMEMEMEZLİKTEN GELME GİBİ BİR YANLIŞ TAVIR VE İNANCIN VAR OLDUĞUNU SEZİYORUM. EĞER YANILMIYORSAM SİZE BU GİBİ KONULARI ARAŞTIRMAKTAN VE OKUMAKTAN KORKMAYIN DERİM. EĞER ALLAH SİZE BİR AKIL VERMİŞSE SİZDE KURAN-I VE SÜNNETİ REHBER ALARAK İYİ BİR NİYETLE BU KONUNUN HAKİKATİNİ ARAŞTIRIRSANIZ AKLINIZ SİZİ DOĞRUYA ULAŞTIRACAKTIR.
BU KONUDA BAŞKA VARSA BİR SORUNUZ BANA MAİL ATABİLİRSİNİZ. SAYGILAR.
3 月 26 日
birol发表:
DÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ ÖRGÜTLER YOKTUR BUNLAR HAYAL ÜRÜNÜDÜR.KAFA BULANDIRMA VE ŞAŞIRMA VE BEYNİMİZDEKİ KORKULARIMIZIN ZANLARIDIR VE ZAN DOGRUYU BOZAR BOŞA DÜŞMANLIK ÇIKARIR.TOPLUMLAR ÇIKARLARA VE KORKULARINA GÖRE SAVAŞIR VEYA İŞ BİRLİGİ YAPAR.EGER DÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ BİR ÖRGÜT OLSAYDI SAVAŞ ÇIKMAZ VE YÜZLERCE DEVLET OLMAZDI DÜNYADA.VE GÜÇLÜ DEVLETLERDE ÖYLE BİR İSTİHBARAT POLİS VE ORDU BÖLÜMLERİ VARDIR Kİ HEMEN BUNLARI YOK EDER ÇÜNKÜ HİÇ BİR DEVLET ZARARA GELMEZ SAVAŞIR GÜCÜ YETMEZSE SAVAŞIR.DÜNYAYI YÖNETEBİLECEK TAM BİR GÜÇ YOKTUR.HAKKINA GÖRE ÇEŞİTLİ DEVLETLER GÜÇLENİR VE YIKILIR BAŞKA DEVLETLER KURULUR.FAKAT NEDENDİR BİLİNMEZ TANRI EN ÇOK HİRİSTİYAN TOPLUMLARI YÖNETİMDE TUTUYOR BELKİ MÜSLÜMANLARIN ÜSTÜNLÜK TASLAMAYIP DUAYI BIRAKMAMASI CENNET İÇİN DAHA HAYIRLIDIR DÜNYA ÜSTÜNLÜGÜNDEN YANİ GİZLİ ÖRGÜTLER VARMIŞ GİBİ İNSANLARIN KÜÇÜK BEYİNLERİNİ KARIŞTIRMAYALIM KORKUTMAYALIM.İNSAN KENDİNE GÜVENİRSE DAHA BAŞARILI DİKKATLİ OLUR BİRLİK BERABERLİK DAHA GÜÇLÜ OLUR.BU GÜN TÜRK ORDUSUNU YENEBİLECEK BİR GÜÇ YOKDUR TÜRKİYEYE ATOM HİDROJEN BOMBASI BİLE ATSALAR BİZ JAPONLAR GİBİ KORKAK DEGİLİZ ATAN ÜLKEYE VERİLEBİLECEK MİLYONLARCA ÇEŞİT KARŞILIK VARDIR YANLIZ MÜSLÜMAN HAKSI BİR ZARAR VEREMEZ DÜNYADA 200 MİLYONDAN ÇOK TÜRK YAŞIYOR VE 200 MİLYONDA TÜRKÜ SEVEN VARSA 400 MİLYON KİŞİ DÜŞMAN DEVLETİ VEYA ÖRGÜTÜ YOK EDER BİZ ÇALIŞIP HİÇ BİRŞEYİ HAK EDEMİYORUZ ONDAN SONRADA YÖNETENLER KAZANMAYI ENGELLİYOR DİYEN AKILSIZ BECERİKSİZLER KORKAKLAR OLMAMIZ TÜRKLÜGE VE MÜSLÜMANLIGA YAKIŞMAZ FAKAT KADER DEN GEÇİKTİRME SEBEBİ İSE OLABİLİR SONUÇTA KULUZ DÜNYA İÇİN YARATILMADIK.İNSANLARIN ZANNETTİKLERİ ŞEYLER GENELDE KORKULARININ DÜŞÜNDÜRDÜGÜ ŞEYLERDİR GERÇEKTE YOKDUR HEDEF ŞAŞIRTMA MORAL BOZMADIR.BİR SANİYE SONRASINA KİMSE GÜVENEMEZ TÜRK MİLLETİ YÜZLERCE SAVAŞ YAPTI BİZ YÖNETİLMEYELİM İYİ MEMLEKETE SAHİP OLALIM TÜRKLÜK ORTADAN KALKMASIN DİYE EGER YÖNETENLER OLSAYDI BU SAVAŞLAR YAPILMAZDI EVET BAZEN ÇIKAR GEREGİ EKONOMİ GEREGİ BÜYÜK DEVLETLERLE KARŞILIKLI ÖDÜNLER VERİLİYOR.BU ÖDÜNLER DİGER EKONOMİK VE DÜŞMANLARDAN KORUNMAK İÇİN KARŞILIKLI ÖDÜNLER OLUYOR.ÇÜNKÜ MEDENİ ZENGİNLİK VE SAVAŞMAMAK İÇİN BAZI KARŞILIKLI ÖDÜNLER VERİLİYOR.KARŞILIKLI ÖDÜNLERDE YARDIMLAŞMALARDA YÖNETİCİLERİN KENDİLERİNİ BAGLAYICI ANLAŞMA VE SÖZ ÖDÜN VERMEMELERİ GEREKİR ÇÜNKÜ DÜŞMAN ANLAŞMAYI HERZAMAN BOZAR.FAKAT SEN BOZDUN MU HAKSIZ GÖZÜKÜRSÜN
3 月 25 日
|
11月23日 Erbakan Hoca’nın ANKARA MİLLİ GENÇLİK ŞAHLANIŞ KonuşmasıTürkiye’nin ve bütün insanlığın büyük kurtarıcıları olarak, hepinizi alnınızdan öpüyorum, sevgiyle kucaklıyorum. Bu muhteşem manzarayı ve heyecanı görünce; “Rahmetli Necip Fazıl’ın: “Ne zamanki bu statlar ve salonlar, futbol sevdası için değil, Hakkın davası için dolup taşarsa, kurtuluş yakın demektir” sözünü hatırlıyorum. Önce, Milli Görüş’ü tanıtarak ve anlamını hatırlatarak başlayalım: 1- Milli Görüş; Malazgirt, Kosova, Niğbolu, İstanbul, Çanakkale, Galiçya, Sakarya, Kıbrıs demektir. Milli Görüş; Sultan Fatih, Ulubatlı Hasan, Seyid Çavuş, Hasan Basri Çantay, Rıdvan Hoca ve Sütçü İmam demektir. 2- Şu söyleyeceğim söze kulak veriniz. Milli Görüş’ü bilmek için, bu günkü olayları doğru değerlendirmek için, mutlaka tarihimizi yakinen tanımak mecburiyetindeyiz. İşte Milli Görüş’ün temsil ettiği büyük manadan dolayıdır ki, şimdi söyleyeceklerime dikkat ediniz. Her hangi bir kimse, - Malazgirt’te inanışının şahlanışını ruhen yaşama sırrına ermeden, - Kosova’da, Niğbolu’da bir kılıç olup parlayıp kükremeden, - Ulubatlı Hasan olup İstanbul’u fethetmeden, - Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, - Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa’nın içine yürümeden, - Seyid çavuş olup 250 kiloluk mermiyi “Ya Allah!” deyip namluya sürmeden. - Bir insan Sakarya’nın siperlerine girmeden - Ve Kıbrıs’ta düşman tahkimatının arasından geçmeden Milli Görüş’ün ne olduğunu anlayamaz! 3- Milli Görüş; Milletimizin inancı, tarihi, kimliği ve kendisidir. 4- Milli Görüş; İstiklal Savaşını yapan, tek başına bütün emperyalist dünyaya meydan okuyup kazanan görüş demektir. 5- Milli Görüş; Sultan Alparslan'ın, Sultan Fatih'in görüşüdür. Onlar ne sağcıydı ne solcuydu; elbette Milli Görüşçü şahsiyetlerdi. 6- Sovyetler dağılmadan önce, “sağcı mısın, solcu musun?” diye soruluyordu. Bunun yerine bugün ise insanlar yine ikiye ayrılıyor. “Siyonist destekçisi işbirlikçi misin, yoksa Milli Görüşçü biri misin? Milli Görüşçüler; Milli şuur, Milli onur ve Milli sorumluluk sahipleridir. Milli Görüş Harekâtı nedir? 1- Bu milletin aslına dönmesidir. Taklitçilikten ve Batı’ya teslimiyetçilikten vazgeçilmesidir. 2- Batı taklitçisi Batıl partileri bırakıp, Hakka ve doğruya yönelmektir. Yani “Durun ey kalabalıklar bu yol çıkmaz sokak, gittiğiniz yol yanlıştır” demektir. 3- Rahmetli Necip Fazıl’ın dediği gibi; 20 yıldan beri çeşitli partiler kurulmuş, ama bunlar Millete, maalesef hakaret ve hıyanete yönelmişlerdi. Şimdi 1969'dan itibaren Milli Görüş'le milletimiz kendini savunma hakkını ve fırsatını elde etmiştir… Rahmetli Eşref Edip şöyle demişti: Ben artık gönül huzuruyla ölebilirim. Çünkü 40 yıldan beri bu milletin özüne dönebileceğini savunup bekledim ve bugün Milli Görüş'le bu gayemin gerçekleştiğini görüp hedefime eriştim. 4- Milli Görüş, Yeni Bir dünyayı kurma hareketidir. Bütün insanlığı kucaklayan plan ve projelerin sahibi ve takipçisidir. Milli Görüş'ün Kimyası: 1- Milli Görüş, maneviyatçıdır. Yani ahiret inancını taşır. Diğerleri materyalist ve maddiyatçıdır. 2- Milli Görüş, Hakkı Üstün tutmakta, haklıyı savunmaktadır. Diğerleri güce dayanır ve güçlüden yanadır. 3- Milli Görüş, nefis terbiyesini esas alır. Diğerleri nefsi arzularının peşinde koşmaktadır. Milli Görüş’ün fiziği: Hidayet: Hayrı ve şerri ayırmak demektir Feraset: Hangi olay insanı hayra götürür, bunu sezmektir. Dirayet: Hayra götüren yolları azimle ve aşk ile uygulama gayretidir. İşte Milli Görüş sahibiyseniz, Cenab-ı Allah bu nimetleri size verir. Tılsım sizde değil, Milli Görüştedir. Eğer Milli Görüş Gömleğini çıkarırsanız geriye sıfır kalır, artık o bir hiçtir. Milli Görüş'ün ilk astığı afiş: “Hak geldi Batı zail oldu” Bunun anlamı Batıl sıfır hükmündedir. Güneş doğduğunda karanlık kaybolur demektir. Milli Görüş’ün ilk sloganı: “Ne sağdayız ne solda, Hak yoldayız Hak yolda” cümlesidir. Milli Görüş’ün ilk üyesi: Malazgirt camisinin fahri imamı olan muhterem Hoca efendidir. Anadolu’muzun kesin fethi ve vatan edilmesi Malazgirt zaferiyle gerçekleştiğinden, bu özellikle tercih edilmiştir… Milletimiz ne zaman zor şartlarda kalırsa yeniden Milli Görüşe sarılarak Hakka ve hürriyete erişmiştir ve bu yolda yürümeye devam edecektir. Milli Görüş şahlanışı Konya'da başlamıştır. Muhittin Arabi bunu 1000 yıl öncesinde yazmış ve “Kurtuluşun Konya'dan başlayacağını” haber vermiştir. Siyasete girdiğimizde bize: “tek çiçekle bahar olmaz” dediler, biz ise; evet, “bir çiçekle yaz olmaz, ama her yaz bir çiçekle başlar” dedik ve Allah'ın lütfuyla şimdi Milyonlarca çiçeğe eriştik. Milli Görüş’ün yaptığı 5 temel hizmet vardır: 1- Milletimizin özünü temsil etmiştir. Çünkü Milli Görüş varsa millet ayakta kalacaktır. Eğer, Milli Görüş çıksa millet dağılacaktır. 2- Bu milletin kurtuluş ilacının tohumu Milli Görüştedir 3- İşbirlikçi ve gayri milli iktidarların bütün tahribatını önlemiş ve tedavi etmiştir. 4- Milli Görüş, bu milletin İsrail’e vilayet olmasını ve parçalanmasını engellemiştir. 5- Milli Görüş, Türkiye’yi asılına özüne çeken bir römorkör gibidir. Varlığı bile Batıl zihniyetleri hizaya getirmeye yeterlidir. Milli Görüş’ün yapacağı 2 büyük hizmet kalmıştır, bunları da inşaallah yakında başaracaktır: 1- Yeniden Büyük Türkiye’yi Kuracağız 2- Yeni Bir Dünyayı kuracağız Kim bunları istiyorsa Milli Görüşte yerini almalıdır: 1- Kim, maneviyatçılık olmadan, sorumluluk ve hesap duygusu taşımadan saadet olmayacağına inanıyorsa. 2- Kim, Hakkı üstün tutuyor, haklıyı savunuyor ve zulme karşı çıkıyorsa. 3- Kim, barışı korumak, savaş ve anarşiden kurtulmak istiyorsa. 4- Kim, milletiyle, ülkesiyle ve devletiyle bütünlük içinde varlığını ve bağımsızlığını sürdürmeyi amaçlıyorsa. 5- Kim, tarihteki şerefli yerini tekrar almayı hedefliyorsa. 6- Kim, her yönden bağımsız ve kalkınmış bir Türkiye arzuluyorsa 7- Kim, gerçek bir hürriyet ve demokrasinin sağlandığı, temel insan haklarının kollandığı kâmil manada din hürriyetine (yani ifade, eğitim, örgütlenme, inancına uygun yaşama özgürlüğüne) sahip kılındığı bir ülkenin hasretini çekiyorsa. 8- Kim, müreffeh ve mutlu bir hayat düşlüyorsa. 9- Ve her kim, “Önce Türkiye” deyip, Milli çıkarlarını şahsi hesaplarının üstünde tutuyorsa işte bunlar biran evvel Milli Görüş saflarına katılmalıdır. Şimdi sizden heyecan istiyorum. Ne için istiyorum biliyor musunuz? Hasta annesine bir ekmek alabilmek için arabanın peşinde koşan, çöplerden yemek toplayan çocukları kurtarmak için sizden heyecan istiyorum! Filistin’de üzerine kurşun sıkılan masum yavruları korumak için heyecan istiyorum! Afrika'da en basit bir ilacı dahi bulamadığı için, açlıktan ve hastalıktan can veren milyonların imdadına koşmak için sizden heyecan istiyorum! Peki, bu heyecanı kazanmak üzere ne yapacağız?
Çelikleşmek için gereken 5 şey: Var olacağız: Üniversitelerimizin her fakültesinde ve her sınıfında temsilcilerimizi bulacağız. Eğitilmiş olacağız: Bütün temsilcilerimizi eğitip olgunlaştıracağız. Plan programlarımızı noksansız uygulayacağız: Haftalık toplantılarımızı noksansız bir şekilde yapacağız. Takip ve değerlendirme yapacağız: Çalışmalarımızı takip edip noksanlarımızı tamamlayacağız. İntaç, sonuca bakacağız: Hedefleri gerçekleştireceğiz. En kısa zamanda 200-250 bin üyeye çıkacağız. Üretimden kastımız da şudur: 1- Bütün üniversitelerin her sınıfında bir temsilcimiz bulunacak. Bunların 4 tane de yardımcısı olacak. 2- Toplantılar, yeni üye kayıtları ve Milli Gazete aboneliği ve aidat çalışmaları hakkıyla yapılacak. Biz hakkıyla çalıştığımızda Allah bize yardım edecek ve başarıya ulaştıracaktır. Temel sloganımız: “İnanıyoruz, yapıyoruz!” olacaktır. Milli Görüş partisinden başka hiçbir parti milletin sorunlarını çözemeyecektir. Diğer partilerin ülkeye hizmet etmeleri mümkün değildir. Bunun 7 tane temel sebebi var: 1- Maneviyatsız saadete ulaşılması imkânsızdır. 2- Adil Düzensiz saadet nizamı kurulamayacaktır. 3- Bizim medeniyetimiz diğerlerinden üstündür, haklıdır ve hayırlıdır. Batı taklitçilerinden ve aşağılık kompleksi içindekilerden milli ve haysiyetli atılımlar beklemek saflıktır. 4- Saadet için bu günkü “zulüm dünyası” yerine “yeni bir dünya=saadet dünyası”nın kurulması kaçınılmazdır 5- İçinde bulunduğumuz tarihi bir dönüm noktasıdır. Kesinlikle Türkiye İsrail’e vilayet olmayacak, hak ettiği şerefli yerini alacaktır. 6- “Artık uyanalım, işbirlikçilere alet olmayalım” diye toplum uyarılmalıdır. Nemelazımcılıktan ve vurdumduymazlıktan kurtulmalıdır. 7- “Güncel yanılgı” olan ve fecri kazip-yalancı şafak sayılan AKP’den kurtulmak lazımdır. Erbakan Hoca sözlerini şöyle noktaladı: Zafer inananlarındır ve zafer yakındır! İnanıyorsanız, üstünsünüz! Akıbet muttakilerin olacaktır! YARATILIŞ GAYESİ VE İNSANIN GÖREVİ Kendimizi tanımak (Nefsini tanıyan, Rabbini tanır...) Neyiz? Cenab-ı Hakkın bu sonsuz kâinatının içerisinde yarattığı “Eserden müessire intikal etme yani yaratılan harika varlıklara bakıp, bunların Yüce Yaratıcısını düşünme, Ona iman ve itaat etme kabiliyeti” verilenleriz. Kimiz? Eşrefi mahlûk (en şerefli ve seçkin yaratık=insan) olmanın sorumluluğunu taşıyan kimseleriz. Neyin gaye ve gayretindeyiz? Yeryüzünde Hak ve adaleti hakim kılmak ve istisnasız herkese temel insan haklarını sağlamak için Cihatla görevliyiz. Nasıl hareket etmeliyiz? Cihat ibadetinin edasının farzlarını yerine getirmeli, ihlâs ve ihsanla gayret etmeliyiz. Niçin cihatla mükellefiz? Cihat ibadeti farz olduğu ve ecri en büyük ibadet olduğu için sorumluluk yüklenmeli ve tüm insanlığın hayrını ve huzurunu hedeflemeliyiz. Neyiz? Cenab-ı Hakkın bu sonsuz kâinatının içerisinde yarattığı “Eserden müessire intikal etme kabiliyeti” verdiği tek mahlûk insanlardır. Akıl ve vicdan sahibi kimseler için; bitki, hayvan ve insan olarak dünyadaki milyarlarca harika yaratığa ve şu muazzam ve muntazam kâinata dikkat ve ibretle bakıp, bütün bunların Yüce yaratıcısını hatırlayıp hayran olmamak imkânsızdır. Allah insanları kendisini bilsinler diye yaratmıştır. Ancak biz Cenab-ı Allah’ı göremiyoruz, gücümüz Cenab-ı Allah’ı görmeye yetmiyor. Musa A.S. Cenab-ı Allah’ı görmek istedi. Cenab-ı Allah dağa tecelli edince ona dayanamadı. Çünkü bizim yapımız zayıf olduğundan dünyada iken Cenab-ı Allah’ı görmeye gücümüz yetmiyor. İnşaallah Cennette göreceğiz. Öyle ise Allah’ı bilmek için ne yapacağız? Allah insanlara “eserden müessire intikal etme kabiliyeti” vermiştir. İnsan bir esere bakarak o eseri yapanı tanıyabilir. Bir resme bakarsanız ressamını hatırlayıp hayranlık duymak tabiidir. Başımızı gökyüzüne çevirip baktığımız zaman ne görüyoruz? Sonsuz bir kâinat, sonsuz bir güzellik ve sanat, sonsuz bir nizam! O kadar büyük bir kâinat ki, içersinde bir yıldızın ışığı diğer bir yıldıza 100 milyon senede bile gidemiyor. Oysa ışık bir saniyede 300 bin km. yol almaktadır. Cenab-ı Allah yedi kat gök yaratmıştır. Her bir gök, bir üsteki yanında, sahra çölleri içindeki bir yüzük kadar kalmaktadır. Onun üzerinde Arş vardır. Arş’ın üzerinde Kürsü bulunmaktadır. Bu ne büyük azamettir Ya Rabbi. Evet, Cenab-ı Hak insanlara bir esere bakarak bu eserin sahibi hakkında fikir edinme kabiliyeti vermiştir. Kâinat şaheserine dikkat ve ibretle baktığımız zaman en ufak bir kusur ve aksaklık, bir uyumsuzluk ve noksanlık asla görülemeyecektir. Bu kâinatın yaratıcısı da elbette her türlü kusurdan münezzeh olan sonsuz Kemal sahibi Rabbimiz’dir. Dolayısıyla etrafımıza bakındığımız zaman, Yüce Yaratıcımız olan Rabbimizin Kemal sıfatıyla muttasıf olduğunu idrak etmemek mümkün değildir. Rabbimiz her türlü hatadan ve noksanlıktan münezzehtir. Sonsuz kudret ve rahmet sahibidir. “Sübhanallah” Yarabbi sen her türlü hatadan ve haksızlıktan münezzeh olansın ve sen Kemal sıfatına layıksın, demektir. Sıradan kimseler gökyüzüne baktığında Cenab-ı Allah’ın sadece birkaç sıfatını sezebilir. Ama âlimler gökyüzüne baktığında ise Cenab-ı Allah’ın 99 esmasını görebilmektedir. Kimiz? Eşrefi mahlûkuz. Ahsen-i Takvime, yani meleklerden bile üstün mertebeye, Allah’ın yeryüzünde halifesi olabilecek yetenek ve meziyetlerle, insan olarak yaratılmış bulunuyoruz. İnsanı hayvanlardan ayıran ve faziletli kılan özellikler: 1. Doğru ile Yanlışı ayırma (Bu meziyetten İlimler doğmuştur) 2. Güzel ile Çirkini-İyi ile Kötüyü ayırma (Bu meziyet Hak Dini tanıma ve tabi olma huzurunu doğurmuştur) 3. Faydalı ile Zararlıyı ayırma (Bu meziyetten Ekonomi doğmuştur.) 4. Adalet ile Zulmü ayırma (Bu meziyetten Siyaset ve Hukuk Doğmuştur.) Bu dört şeyi ayıramayan; yanlıştan, kötüden, zararlıdan ve zulümden yana olan, gerçekte değil, görünüşte insandır. “İradei cüziye” ise insanı meleklerden üstün kılan özelliktir. Cenab-ı Hakkın bu dünya hayatını, Hak-Batıl'ın mücadele meydanı şeklinde yaratmış olması ve biz insanlara, hem iyilik, hem de kötülük yapma fırsatı tanıması, bizim eşrefi mahlûk olmamızı sağlamakta ve bize meleklerden de üstün olma fırsatı doğurmaktadır. Nasıl? Bize beşinci bir kabiliyet daha verilmiştir ki, o da “irade-i cüziye.” Yani Allah, iyi ile kötüyü birbirinden ayırmış ve kulunu serbest bırakmıştır. “Seçimini kendin yap” diye böyle takdir buyurmuşlardır. Bizler melekler gibi her şeyi emredilen şekilde yapacak olsaydık, robottan farkımız ve tabi faziletimiz bulunmayacaktı. Cenabı Hak nimetlerini İslam ile tamlamış bulunuyor Cenabı hak gönderdiği şu son ayetle Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: 1. Bugün dininizi kemale erdirdim. (Size saadet için ne lazımsa hepsini indirdim) 2. Böylece üzerinizdeki nimetlerimi tamamladım. (Kur’an-ı Kerim nimetlerin İslam ile tamamladığını, İslamsız saadet olmayacağını bildiriyor) 3. Size din olarak İslam’a razı olup (seçip beğendim) (Maide: 3) Neyin gaye ve gayretindeyiz? Nefsi ve siyasi cihadı birlikte yürüterek; olgun insan ve huzurlu toplum oluşturmak mesuliyetindeyiz. Cihat: Hakkın hakim olması ve tüm insanlığın huzur ve hürriyete kavuşması için bütün gücümüzle ve hiçbir dünyevi karşılık gözetmeden çalışmaktır. Aziz milletimize, İslam ümmetine ve tüm insanlık âlemine karşı sorumluluklarımızı kuşanmaktır. Cihat ibadetinin özellikleri 1- Cihat; Kur’anı Kerimde en fazla sayıda emredilen ibadettir. 2- Bütün ibadetler için bir zaman tayin edilmiştir. Cihat ibadeti ise her zaman yapılması gereken ibadettir. 3- Bütün ibadetler için bir miktar emredilmiştir. Cihat ibadeti ise gücünün yettiği kadar yapılması gereken bir ibadettir 4- Bütün ibadetler tek başına yapılabilir. Ancak Cihat ibadeti topluca (ümmet=disiplinli ve organizeli teşkilat halinde) yapılması gereken bir ibadettir. 5- Cihat ilk önce eda edilmesi gereken ibadettir. 6- Cihat farzı, ecri en büyük olan ibadettir. Nasıl hareket etmeliyiz? Cihat ibadetinin edasının farzlarını yerine getirmeli, ihlâs ve ihsan içinde hizmet ve gayret göstermeliyiz. Cihat ibadetinin edasının farzları: 1- İttifak: Ümmete dahil olmanın şükrü gereği, Hak davaya gönüllü katılıp çalışmak 2- İhlâs: Bu davaya girmekteki tek amacı, sadece Allah’ın rızasını aramak 3- İttika: Allah’tan hakkıyla korkmak, günah ve kötülükten sakınmak 4- İyi Ahlak: Dürüst, dengeli ve güzel huy sahibi olarak yaşamak 5- İhsan: Yapabileceğinin en iyisini yapmak. Görevlerini eksiksiz yerine getirmeğe çalışmak. 6- İstişare: İlgili ve yetkililere danışmak, ama sonunda Emirin kararına uymak 7- İtaat: İslamiyet’e, ideallerine, ulül-emre ve görevlerine bağlı kalmak 8- Sadakat: Sütü bozukluk yapmamak, ihanete kalkışmamak. Zoru görünce veya cazip makam ve menfaatler vaat edilince kaytarıp kaçmamak 9- İstikamet: İslam’ın diğer bütün emirlerine uygun davranmak Niçin cihatla mükellefiz? İslam Yüce Yaratıcıya tazim ve hürmet, bütün mahlûkata şefkat ve merhamet dinidir. Kendimizi ıslah edip olgunlaştırmak ve başka insanlara yararlı olmak için yapılacak gayretlere cihat denir. Cihat ibadeti farz olduğu için ve ecri en büyük ibadet olduğu için yerine getirilmelidir. Sahabeler sordu: “Ya Resülullah! Namaz dinin direği, cihat zirvesidir, buyuruyorsunuz. Cihat gibi ecri büyük başka bir ibadet var mı?” Efendimiz buyurdu ki; “Ömrünüz boyunca gece gündüz ibadet etmeye gücünüz yeter mi? “Hayır Ya Resulullah dediler” Efendimiz buyurdu “Eğer ömür boyu gece gündüz ibadet etseydiniz yine cihat sevabı alamazdınız.” Kafaya çakılacak üç çivi: 1- İslamsız saadet olmaz (İslam Çivisi) Kur’anı Kerimde en son inen Maide Suresinin 3. ayeti kerimesindeki üç müjde veriliyor: İşte bugün dininizi kemale erdirdim, böylece üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’a razı oldum.” 2- Şuursuz Müslüman olmaz (Şuur Çivisi) Şuur: Hayrı ve şerri birbirinden ayırmak; Batıldan kaçınıp Hakka tabi ve taraf olmaktır. Bazıları: “Bu Hoca öyle akıllı adam ki, iki partiyi birden idare ediyor. Saadet Partisinin başında gibi duruyor, ama AKP'yi destekliyor” diyorlar. 'AKP de Milli Görüşçüdür. Ben Saadet Partiliyim, ama Halk Partisi gelmesin diye AKP'ye oy veriyorum' diyen birine rastlarsanız ona, Erdoğan'ın şu sözlerini hatırlatın. "Irak'ta savaşan kahraman Amerikan askerlerinin ülkelerine başarılı ve sağlıkla dönmeleri için dua ediyorum..." Bu zihniyetteki kişi ve partilerin vebaline ortak olunur mu? Namazda okuduklarıyla dışarıda yaptıkları aynı olmayanlar, şuursuz ve sorumsuz insanlardır! Günde sünnetleriyle beraber 40 rekât namazın her rekâtında Fatihayı şerif okuyoruz. Çünkü Fatihasız namaz olmaz. Fatihada ne diyoruz? “Gayrilmağdubi aleyhim veleddallin.” Cenab-ı Allah bize neden günde 40 defa bu sözü söyletiyor? Nedir bunun manası? “Ya Rabbi sakın bizi sıratı müstakimden ayırma. Bizi gadap ettiklerinin yoluna saptırma. Dalalete düşenlerin yoluna kaydırma!” Gadap ettikleri kim? Siyonistler, Yahudiler. Dalalete düşenler kim? Hıristiyanlar. Haçlı emperyalistler... Kim söylüyor bunu? İslam âlimleri. Nerden çıkarıyorlar? İcma-i ümetten. Kıyas var. İcmai ümmet var. Sen namazda 40 defa “aman ya Rabbi beni sakın Yahudilerin ve Hıristiyanların yoluna saptırma!” diyorsun, ardından selam veriyorsun ve sonra gidip “Ben BOP eşbaşkanıyım, İsrail’le stratejik ortağım, Ortadoğu’yu Siyonistlerin istediği şekle sokacağım, Büyük İsrail’i kurmak için çalışacağım” diyen işbirlikçileri destekliyorsun. Yahu sen namazda ne okuyorsun, Allah’a ne söz veriyorsun? Selam verdikten sonra ne yapıyorsun? Sen ne dediğinin farkında mısın? 3- Cihatsız İslam olmaz (Cihat Çivisi) Cihat: Emribil maruf-Nehyi anil münker yapmaktır. Hayrı emretmek ve yürütmek; Şerri yasaklamak ve ortadan kaldırmak için gerekli şartları, imkân ve iktidarı hazırlamaktır. Bu dönemde neden her zamankinden daha fazla çalışmamız şarttır? İşbirlikçi iktidarın uyguladığı Haim Nahum doktrini ile Türkiye, İsrail'e vilayet yapılmaya çalışılmaktadır. Allah Muhafaza. Buna engel olmazsak, ülkemiz parçalanacak, devletimiz dağılacak ve geleceğimiz kararacaktır. Türkiye merkezli yeni ve adil bir medeniyetin kurulması, Yeniden büyük Türkiye ve Yeni bir dünya hedefine ulaşılması ve tüm insanlığın Siyonist emperyalizmin kıskacından kurtarılması için bu dönemde her zamankinden daha fazla çalışmamız lazımdır. Yahudi Haham Haim Nahum’un milletimizi ve ülkemizi bitirme doktrini: 1-Türkleri aç bırakacağız 2- İşsiz ve güçsüz koymak için, sınaî ve zirai kalkınmasına engel olacağız 3- Borca esir edip kendimize mahkûm ve mecbur bırakacağız 4- Dininden uzaklaştıracağız; İslami şuurdan ve ahlaki onurdan koparacağız 5- Bölüp parçalayacak, düşman gruplara ayıracağız 6- Böldüklerimizi birbiriyle çarpıştıracağız 7- Böylece yumuşak lokma yapıp İsrail’e vilayet yapacağız Çelikleşmek için ne yapmak lazımdır? Var olmak: Hizmet için yükümlü olduğumuz bütün teşkilatları noksansız olarak kurmak ve bütün görevlerin sorumlularını belirlemek Eğitimli olmak: Her kademede görev yapan teşkilat mensuplarını eğitmek, diriltmek, dirençli ve bilinçli yetiştirmek Vazifelerimizi yapmak: Bizlere verilen vazifeleri eksiksiz yerine getirmek Takip: Görevlendirileni kontrol edip, işin başarılıp tamamlanmasını gözetmek. İntaç: Takip edilen çalışmaları sonuçlandırmak ve bir üst kademeye zamanında ve doğru olarak iletmektir. SİYONİSTLER iNTERNETİ NASIL YÖNLENDİRİYOR.ABD'deki Siyonist bir propaganda kuruluşu, internet üzerinden yayın yapan ve herkesin katkısına açık olan Wikipedia'da, İsrail çıkarlarına uygun bir biçimde tahrifat yapacak gönüllüler arıyor.
Kendilerini, "Amerika'da Ortadoğu Haberleri için Hassasiyet Komitesi" olarak tanıtan CAMERA, onlarca propagandiste sahip. Bu propagandistlerin başlıca görevleri, İsrail devleti, Siyonizm, İsrail devlet terörü, Filistinlilere yapılan kötü muamele ve İsrail ile Filistin arasındaki anlaşmazlıklar hususunda Wikipedia'daki makalelere İsrail yanlısı müdahalelerde bulunmak. Adı geçen kuruluşun internette dolaşan e-postasında, "Wikipedia'daki İsrail ile ilgili makaleleri anti-İsrail editörlerden korumak için on gönüllünün arandığı" belirtiliyor. Grubun esas amacının, İsrail'in özellikle Gazze'de işlediği insanlık suçlarının aklanması olduğu belirtiliyor. İsrail ordusunun sözcüsü gibi işleyen CAMERA, İsrail ordu sözcülerinin resmi açıklamalarını "doğru bilgi" sayarken, öldürülen Filistinli sivillerin "kaza sonucu" öldüğünü ve İsrail'in aldığı kimi tedbirlerin "daha çok sivilin canının yanmasını engellemek için aldığı" iddia ediyor. İçerisinde eskiden İsrail güvenlik servisi Şin Bet'e de çalışanların bulunduğu kuruluş, geçtiğimiz günlerde yayımlanan Goldstone raporunu hazırlayan Güney Afrikalı Yahudi yargıç Richard Goldstone'u, "doğru olmayan bilgileri yayımlamakla" suçluyor. 11月1日 PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN:"DÜNYA BUNLARA BIRAKILAMAZ."İki gün süren sempozyumda Milli Görüş'ün fikri esaslarının enine boyuna tartışıldığını belirten Erbakan, bu çalışmalara devam edileceğini vurguladı. Dünyayı hâkimiyetine geçiren Siyonizmin insanlığa zulmettiğine dikkat çeken Erbakan, "Dünyayı Siyonistlerin eline bırakamayız. İnsanlığı bu Siyonistlerin elinden kurtarma vazifesi de Milli Görüş'e aittir. Bunun için çalışmaya mecburuz" dedi. Siyonizme dikkat!Yeryüzünde'Ben düzeni kurdum yürütüyorum. Siz sadece bu düzene tabi olacaksınız' diyen bir güç bulunduğunu anlatan Erbakan, "Sözde bunlar, refah, hürriyet, saadet getireceklerdi. Bugün dünya nüfusunun üçte biri sefalet, açlık içinde yaşıyor. Her gün 150 bin insan ölüyor. 800 milyon insan her gün aç yatıyor. Bunları BM söylüyor. 1.5 milyar insan içecek temiz su yok. Her yıl 30 milyon çocuk tamamen önlenebilir hastalıklardan dolayı ölüyor. İşte bunların dünyayı getirdikleri nokta!" tespitini yaptı. Dönüm noktasındayızMilli Görüş'ün bir ilaç olduğunu da ifade eden Erbakan, "Bu tohumlardan çıkacak olan çınar ağacı bütün insanlığa yeniden saadet getirecektir. Ecdadımız bunu birkaç defa yaptığı gibi. Aynı Milli Görüş ile yaptılar" ifadelerinde bulundu. Türkiye'nin tarihi bir dönüm noktasında olduğunun altını çizen Erbakan, bu dönüm noktasında sadece Saadet Partisi'nin tarihteki şerefli yerini alacağını söylediğini diğerlerinin ise AB'nin kapısında beklemeyi taahhüt ettiğini ifade etti" dedi. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından Milli Görüş'ün 40'ıncı yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen iki günlük Milli Görüş sempozyumu önceki gün sona erdi. Sempozyumun kapanış konuşmasını Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan yaptı. İki gün süren sempozyumda Milli Görüş'ün fikri esaslarının enine boyuna tartışıldığını belirten Erbakan, bu çalışmalara devam edileceğini vurguladı. Dünyayı hâkimiyetine geçiren Siyonizmin insanlığa zulmettiğine dikkat çeken Erbakan, "Dünyayı Siyonistlerin eline bırakamayız. İnsanlığı bu Siyonistlerin elinden kurtarma vazifesi de Milli Görüş'e aittir. Bunun için çalışmaya mecburuz" dedi. Yapacak çok işimiz varMilli Görüş'ün 40'ıncı yıldönümü programları çerçevesinde 3 etkinlik gerçekleştirildiğini ve bundan sonra da 4 tane daha program düzenleneceğini bildiren Erbakan, "7 etkinlikle Milli Görüş'ün 40'ncı yılını kutlamış olacağız" diye konuştu. Bunun nedenini de açıklayan Erbakan, şöyle konuştu: "Milli Görüş'ün 40'ıncı kuruluş yıldönümünü neden 7 ayrı etkinlikle kutluyoruz? Çünkü önümüzde yeni çok büyük hizmetler var. Şimdi Selimiye'yi yapacağız. Bunu yapmak için bize heyecan lazım. Bu heyecan için 75 milyon insanı harekete geçirmek mecburiyetindeyiz. Bunun için bir-iki kere değil, 7 kere bu gerçekleri çeşitli vesilelerle millete duyuracağız." Dünyanın ve insanlığın kurtuluşu için Milli Görüş'ün bir zaruret olduğunu anlatan Erbakan, faizci kapitalist nizamdan insanlığa saadetin gelmesinin mümkün olmadığını bildirdi. Türkiye'de 60 tane parti bulunduğunu kaydeden Erbakan, "Saadet Partisi bir tarafa 59'u bir tarafa. AKP ile CHP bir birinin aynısı. Aralarında hiçbir fark yok. Hiç bir şey yapmaları mümkün değildir. Bizi sadece sömürürler, götürür Siyonizme verirler. Biz de aç kalırız, tarımımız yok olur, sanayimiz yok olur, hayvancılığımız yok olur. İstikbalimizi de yok ederiz" eleştirisinde bulundu. Altın harflerle dolu bir tarihe sahip olmamıza rağmen Türkiye'nin AB'nin kapısında bekletildiğini ifade eden Erbakan, "biz hangi tarihin evlatlarıyız? Eğer bizim tarihimiz Avrupa'da olsa onların tarihi biz de olsa bizi konuşturmazlar. At gibi kişnetirler. Sizin konuşma hakkınız yok derler" dedi. Siyonist sisteme dikkat!Konuşmasında nizam ve sistemin önemine vurgu yapan Erbakan, dünyada hâkim olan açlık, fakirlik ve zulmün Siyonistler tarafından kurulan düzenin bir sonucu olduğunu kaydetti. Siyonistlerin dünyayı sömürmek için kurduğu bu sistemde her şeyi de tanzim ettiklerini dile getiren Erbakan, "Bir otomobilin farının nereye konulması için aylarca araştırmalar yapılıyor. Farı oraya koysan ne olacak buraya koysan ne olacak? Bir far için bu kadar araştırma yapan insanlık asıl temel düzen için gereken araştırmaları yapmıyor. Neden yapmıyor? Çünkü o temel düzeni kuranın sahibi var da onun için. Bu düzenin sahibi de Siyonizmdir" değerlendirmesinde bulundu. Yeryüzünde 'Düzene karışmayacaksınız. Ben düzeni kurdum yürütüyorum. Siz sadece bu düzene tabi olacaksınız' diyen bir güç bulunduğunu anlatan Erbakan, bunların dünyayı nasıl bir hale getirdiklerini ise şu şekilde anlattı: "Sözde refah, hürriyet, saadet getireceklerdi. Bugün dünya nüfusunun üçte biri sefalet, açlık içinde yaşıyor. Her gün 150 bin insan ölüyor. Bunun 40 bini çocuk. 800 milyon insan her gün aç yatıyor. Bunları ben söylemiyorum, BM Birleşmiş Milletler söylüyor. 500 bin insan kötü beslenmeden dolayı hasta. 1.5 milyar insan içecek temiz suya sahip değil. 2.4 milyar insan doğru dürüst sağlık kontrolüne sahip değil. Her yıl 30 milyon çocuk tamamen önlenebilir hastalıklardan dolayı ölüyor." Dünyada 54 ülkenin milli gelirinin de gerilediğini anlatan Erbakan, birçok ülkede ise zulümlerden dolayı ortalama yaşın düştüğünü söyleyen Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Erbakan, şöyle konuştu: "Dengesiz bir dünya. Bir tarafı aç, susuz ve daha da kötüsü gittikçe daha da aç ve susuz oluyor, üç beş tane zengin de daha fazla zengin oluyor. Fakirlerin bu acıklı halinin yanında zenginlerin haline baktığımızda ne görüyoruz. 97 milyar dolar ıvır-zıvır yiyeceği para harcıyor. 66 milyar dolar kozmetik için veriyorlar." Milleti, Milli Görüş temsil ediyorMilli Görüş'ün milleti temsil ettiğini söyleyen Erbakan, "Milletin aslını, özünü, kimliğini, ruh kökünü, inancını, tarihini biz temsil ediyoruz. Biz varsak millet var, yoksak hastalık var demektir. Bu gerçeğin ta kendisidir. Millete bundan daha büyük bir hizmet mi olur" şeklinde konuştu. Milli Görüş'ün bir ilaç olduğunu da ifade eden Erbakan, "Biz bir ilacız. Bu tohumlardan çıkacak olan çınar ağacı bütün insanlığa yeniden saadet getirecektir. Ecdadımız bunu birkaç defa yaptığı gibi. Aynı Milli Görüş ile yaptılar" ifadelerinde bulundu. Türkiye'de işsizlik sorunu ve kredi kartı borçlarına da dikkat çeken Erbakan, uygulanan faizci kapitalist sistemden dolayı işsizler ordusunun sürekli arttığını söyledi. "Kredi kartının borcunu ödeyeceğim diye milletin canı çıkıyor" şeklinde konuşan Erbakan, işsizliğin de ne demek olduğunu sadece yaşayanların bile bileceğini anlattı. "Ne büyük bir acı. Allah kimseyi işsiz bırakmasın" diye konuşan Erbakan, AKP hükümetinin gündeminde ise bu işsiz ve çaresiz olan insanların bulunmadığını kaydetti. Türkiye'nin tarihi bir dönüm noktasında olduğunun altını çizen Erbakan, bu dönüm noktasında sadece Saadet Partisi'nin tarihteki şerefli yerini alacağını söylediğini diğerlerinin ise AB'nin kapısında beklemeyi taahhüt ettiğini ifade etti. Bu gerçekleri 40 koldan millete anlatmak için bu etkinlikleri düzenlediklerini vurgulayan Erbakan, "Milleti harekete geçirmekten başka çaremiz yok" dedi. Dünya bunlara bırakılamaz!Dünyaya ait bu verileri slayt eşliğinde anlatan Erbakan, "İşte dünya bunların eline bırakılamaz. Bırakılırsa böyle bir dünya meydana gelir. Gittikçe de felakete gidiyor" tepkisinde bulundu. Erbakan, şöyle konuştu: "E ne olacak? 6 milyar insan bunu seyredeceğiz öyle mi! Hayır, biz öyle bir tarihten geliyoruz ki bizim ecdadımız yer yüzünde hakkı ve adaleti hakim kılmış, adil düzenler kurmuş ecdadımız var. Bunların torunları olarak insanlığı bu durumdan kurtarma vazifesi bize düşüyor. İşte Milli Görüş patlaması bunun için yapılmıştır." Milli Görüş'ün bugüne kadar yaptığı çalışmalar hakkında da bilgi veren Erbakan, "Bugüne kadar 5 muazzam hizmete imza attık. Yeni dönemde ise, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünyayı kuracağız" dedi. D-8'in önemine de vurgu yapan Erbakan, "Yeni bir dünyanın tohumlarını attık" diye konuştu. Siyonizm'i büyük bir kankistere benzeten Erbakan, insanlığın bu kankisterden kurtulması için D-8'i merkez olarak görmesi gerektiğini anlattı. D-8'in dünyada sömürülen 160 ülkeyi içine aldığını ifade eden Erbakan, bu 160 ülkedeki 5 milyar insanın adil düzen etrafında toplanmadığı müddetçe Siyonizme hizmet edeceğini söyledi. "İnsanlık Siyonizmin boyunduruğundan, büyük kankisterden kendini kurtarması lazım" diyen Erbakan, G-7'nin dışındaki 5 milyar insanın bir araya gelmesi ile yeni bir dünya düzeni kurulacağını belirterek, "Bu güç karşısında G-7 dünyayı sömüremez" ifadesinde bulundu. Yeni bir dünyanın tohumlarını attıkMilli Görüş'ün bugüne kadar yaptığı çalışmalar hakkında da bilgi veren Erbakan, "Bugüne kadar 5 muazzam hizmete imza attık. Yeni dönemde ise, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünyayı kuracağız" dedi. D-8'in önemine de vurgu yapan Erbakan, "Yeni bir dünyanın tohumlarını attık" diye konuştu. Erbakan, Milli Görüş'ün milleti temsil ettiğini hatırlatarak, "Milletin aslını, özünü, kimliğini, ruh kökünü, inancını, tarihini biz temsil ediyoruz. Biz varsak millet var, yoksak hastalık var demektir. Bu gerçeğin ta kendisidir" şeklinde konuştu. MİLLİ GAZETE / 1 KASIM 2009 10月25日 AÇILIM ALÇAKLIĞINA ERBAKAN’I BULAŞTIRMA SOYTARILIĞI!?Fetullah Erbaş’ın Saptırmaları ve Yalaka Medyanın Sahtekârlığı: AÇILIM ALÇAKLIĞINA ERBAKAN’I BULAŞTIRMA SOYTARILIĞI!?
Refah Partisi eski milletvekili Fethullah Erbaş’ın çarpıtmaları “Kürt açılımı”nın ilk kez kendi partileri döneminde başlatıldığını belirten, bu kapsamda RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan Hoca’nın “aracılar vasıtasıyla Abdullah Öcalan’la görüştüğünü” söyleyen Fetullah Erbaş yanlış konuşmakta, Erbakan’ı karalamak için fırsat kollayan bazıları da bu konuyu çarpıtmaktadır. PKK tarafından kaçırılan 8 askeri kurtarmak için 1996’da milletvekiliyken Zap’a giden Fetullah Erbaş’ın, Erbil’den yayın yapan Aknews ile İstanbul’da yaptığı söyleşide “ilk gayelerinin askerleri ailelerine kavuşturmak olduğunu, ardından “diyalog süreci başlatıp örgütü dağdan indirmeyi hedeflediklerini” söylemesi ve; “Biz, iktidara geldiğimiz ilk yılda açılımı planladık. Şimdiki iktidar yedi yıldır iktidarda ve yedi yıl sonra bu işe eğiliyor. Biz Doğru Yol Partisi (DYP) ile koalisyon yapmıştık. Hoca (Necmettin Erbakan) bir sene Başbakanlık yaptı ve düşürüldü. Hoca’nın birtakım planları vardı. Suriye’yle görüşüldü. Aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüşmeler de oldu. Öcalan önce makuldü. Sonra ne baskı gördü bilmiyorum, geri adım attı” şeklindeki sözleri de tamamen asılsızdı ve AKP’ye yaranmak ve meşruiyet kazandırmak amaçlı uydurduğu sırıtmaktaydı. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; “Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye'yi İsrail'in vilayeti yapmak olduğunu” vurgulamıştı. AKP hükümetinin Kürt açılımını, İsrail'in oyunu olarak değerlendirip, Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye'yi İsrail'in vilayeti yapmak olduğunu, bütün memleket evlatlarının da bu konuda uyanık olması gerektiği çağrısını yapmıştı. Hükümetin de bu oyuna geldiğini belirten Erbakan, “Bunlarda yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa'nın oyununa geliyorlar” diye uyarmıştı. Türkiye'nin çok kötü şartlar içine itildiğini, insanların ekonomik olarak zor günler geçirdiğini, siyaseten de bir çıkmazın içine sürüklendiğini, hükümetin dış güçlerin oyununa geldiğini ve Haim Nahum Doktrini'nin hayata geçirildiğini şöyle anlatmıştı: Siyonistler diyor ki: Türkiye'yi İsrail'e bin yıldan beri vilayet yapmayı başaramadık. 5 sene cihan harbiyle uğraştırdık. Ardından 5 sene İstiklal Harbiyle yıprattık, gene bunları yıkamadık. Öyleyse stratejimizi değiştiriyoruz. Türkiye'yi İsrail'e vilayet yapmak için harp yolunu bırakıp, zor, pahalı, meşakkatli yol yerine, ekonomik ve kolay olan şu yolu seçiyorlar. Nedir bu? Türkiye'yi aç bırakacağız, işsiz bırakacağız, borca esir edip batıracağız, dininden uzaklaştıracağız, kamplara ayıracağız, sonra bunları birbiriyle çarpıştıracağız. Böylece güçsüz bırakıp İsrail'e vilayet yapacağız” diyorlar. 80 senedir üzerimizde bu doktrin uygulanıyor. Bugün tatbik edilen politika budur. IMF, Türkiye'yi aç bırakıyor, işsiz bırakıyor, borca esir ediyor. Öbür taraftan Avrupa Uyum Komisyonu da bizi kendimizden uzaklaştırıyor ve bölüyor. Bunlar da yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa'nın gözüne girmek için “Efendim, Avrupa bizim şimdi Kürt meselesi diye bir meselenin üzerinde çalışmamızı istiyor” diyemiyorlar. Bunun yerine kendilerini akıllı zannederek “Ahhh ey millet siz ana acısını bilmezsiniz. Ey millet, bu terörü tarihe gömeceğiz” diye halkı aldatacağını sanıyorlar. Bana bak yaaa, sen ağzındaki baklayı çıkarsana. “İlle Kürt meselesi diye, Türkiye'nin bölünmesini istiyorlar. Bu yolda çalışmamızı dayatıyorlar” gerçeğini ortaya koysana! Bunlar dış güçlerin kışkırtması ve Haim Nahum planıdır. Türkiye'yi bölmek için oynanan oyunlardır. Böyle Türk-Kürt diye, ayrım diye bir meselemiz yok. Kürt-Türk birbirimizin kardeşiyiz. Tek bir milletiz, tek bir ümmetiz. Tarih boyunca da birbirimizle kardeş gibi yaşamışız. Avrupalı bizi bölmek için böyle şeyleri çıkartmak istiyor, alet olmamak lazım. Bu sebepten bütün memleket evlatlarının uyanık olması, dış güçlerin oyununa aldanmaması lazım. Yöneticilerin de bilhassa onlara alet olmamaları lazım.” Oysa Fetullah Erbaş 6.11.2006 tarih ve 622 sayılı Aksiyon Dergisindeki Fatih Uğur’la röportajında Kuzey Irak’a Hoca’dan ve parti kurmaylarından habersiz gittiğini açıklamıştı: Soru: Erbakan'ın tavrı ne oldu bu durumda? F. Erbaş: “O hadisede Hoca’nın hiçbir şeyi (bilgisi ve haberi) olmadı. Partide yönetici değil, sadece milletvekiliydim. PKK ile görüşme partinin yıpranmasına sebep olacaktı. Hoca hiç bırakır mı gideyim.” Soru: Nasıl gittiniz o zaman? F. Erbaş: “O sırada doğu bölgesinin sorumlusuydum. Şırnak'ta il başkanı seçimi vardı. Oraya giderken aileler yine geldiler. Valla, dedim, ben Şırnak'a gideceğim, sizinle ilgilenemem. Onlar benden önce gitmişler Şırnak'a. Basın da orada tabii.” Soru: Bu arada Demirel'le ilginç bir telefon görüşmeniz var. Sonradan sizin için Demirel gönderdi deniyor mesela? F. Erbaş: “Demirel, belediye başkanlığımdan beri beni biliyor. Ama telefonla konuşacak kadar samimiyetimiz yok. Telefonun düğmelerinden birine bastık: "Alo efendim." Tabii ahize dışarıya ses veriyor. Yanlış basmışız. Demirel, ailelerden bahsediyor. "Gözlerinden öperim, ilgilenmişsin. Teşekkür ederim." mealinde sözler söylüyor. Hava alanında milletvekilleri şahit oldu konuşmaya. Hadise gelişince herkes, Erbaş'ı zaten Demirel görevlendirmişti, dedi.” Soru: Erbakan Hoca ne dedi? F. Erbaş: “O zaman Mustafa Kalemli Meclis başkanı; derhal istifa edeceksin, dedi. Bir, Türk parlamenterinin terör örgütüyle temasta olmasını biz kabul edemeyiz. Seninle aynı çatı altında olmak istemeyiz.” İyi dedim, ses etmedim. Geldik partiye. Doğu milletvekilleri, batı vekilleri. Mesafeli duruyor. Aramızda duvar var sanki. Şevket Bey (Kazan) gelip beni yukarı çıkardı ve bu zor durumdan kurtardı. Bana: “Kimseyle konuşmayacaksın. Beyanat vermeyeceksin. Sen kötü bir şey yapmadın” dedi. Tabi Adalet bakanı, moral verince, nefes aldım. Soru: Partili arkadaşlarınız ne diyor bu duruma? F. Erbaş: “Grup toplantısında bir milletvekili çıktı kürsüye. “İçimizdeki Lawrence'lar böyle böyle yapıyor. (Bekir Sobacı) demişti. 158 kişinin büyük kısmı sessizdi. İstifa baskıları geliyor. Kaçacak delik arıyorum. Türkiye'den gideyim. Almanya ziyareti çıktı o arada. Çıktım gittim. On gün sonra Fethullah Erbaş kaçtı diye yazı yazmış bir gazete.” O gün bunları itiraf eden Fetullah Erbaş’ın bugün “Hoca Aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüştü” demesi açıkça iftiradır ve kendi kendisini yalanlamadır. Bu arada Şevket Kazan’ın sinsi niyetini ve gizli mahiyetini de açığa vurmaktadır. Öcalan’la Erdoğan’ın Siyonist patronları aynıydı! Abdullah Öcalan bir lafıyla PKK'yı ayağa kaldırdı. Türkiye'ye geri dönüşü başlattı. Kürt açılımına ivme kazandırdı. Ayrıca, gerçek patronun kim olduğunu herkese ispatladı. DTP'nin Erdoğan'a, Öcalan ile konuşulması gerektiğini boşa söylemediğini adeta ispat eder gibi davrandı. Şimdi ümitler arttı. "Acaba PKK gerçekten Kandil'i bırakacak mı?" soruları giderek yaygınlaştı. Öcalan, "PKK benden sorulur ve benim dediğim olur. Son sözü ben söylerim" demeyi başardı. DTP, Kürt açılımı konuşulurken kendilerinin değil asıl muhatap olarak Abdullah Öcalan'ın alınması gerektiğini söylerken bazılarını kızdırmışlardı. Öcalan da sanki partinin bu yaklaşımının çok doğru olduğunu göstermek ister gibi davrandı. Bir mesajıyla Kürt açılımına önemli bir destek sağladı. Bu durum açıkça Öcalan’la Erdoğan’ın aynı odaklardan talimat aldıklarını ortaya koymaktaydı. AKP Hükümetinin DTP’ye verdiği garanti!? Dolaylı, dolaysız, yazılı, sözlü, imzalı, mühürsüz, artık emin olduğumuz bir başka görüşme: Apo ile devletten birileri. Şu ya da bu yoldan. Hükümetten gelen açıklamalar ile Apo'nun dağdakilere çağrısı üst üste düşüyor ve bundan bir sonuç çıkıyor. Hükümet Kürt açılımını özünde Apo ile birlikte yürütüyor. DTP'nin arkasında Apo var. Hükümet, Apo ile DTP üzerinden konuşuyor. Dağdakiler dün Habur Kapısına gelmeden önce, İçişleri Bakanı Beşir Atalay DTP'ye güvence veriyor: "Merak etmeyin, gelenler tutuklanmayacak" diyor!? Bu tek başına bir bakanın verdiği söz değil, devlet sözü oluyor. Bu söz pratiğe geçiriliyor. Terörle Mücadele Yasası uygulanmıyor. Yani: 1- Dört günlük gözaltı süresi kaldırılıyor. 2- Kolluk güçleri devreden çıkıyor, ifadeleri doğrudan savcılar alıyor. Çok sayıda DTP yöneticisine göre onlara verilen diğer söz: "Gelenler pişmanlık yasasından yararlanmayacak. Doğrudan serbest bırakılacak" oluyor. Açılım planının bir sonraki aşaması için bir DTP'li: "Gelenler serbest bırakılırsa, dağdan iniş daha hızlı olacak" diyor. Bu da DTP-İmralı-Kandil üçgeninden hükümete verilen söz. Açılımın ilk adımları, PKK'lılara affın başlangıcı. Ya Kandil'deki lider kadrosu? Onlara da Norveç siyasi sığınma hakkı tanıyacağına söz veriyor. Bu da, açılıma AB sözü. İşin aslı, PKK’yı meşrulaştırma süreci yaşanmaktaydı. Kandil’den gelenleri güya sorgulayıp serbest bırakan savcılar ve yargıçlar, gerçekten ilgili konulara ve vicdani kanaatlerine göre karar verecek kadar bağımsız mıydı? Bunların bu yönde karar vereceklerini AKP ve DTP yetkilileri, daha önceden nasıl biliyor ve biribirilerine garanti veriyorlardı? Yoksa hukuk ve hukukçular, iktidarın ve etkili odakların “kitabına uydurma” araçları mıydı? Bu soruların yanıtlarını arayan ve kafaları karışan halkımız haksız mıydı? Patron dış güçler, Apo da AKP de piyondu! 1995 CIA raporunda: “Türkiye, dünya devletleri arasında en fazla çökme riskine sahip ülke” gösteriliyordu. Nokta Dergisinin haberine göre: “Türkiye’nin Güneydoğusundaki Kürt sorununun çözümü, ABD’nin önerdiği federalizmle mümkündür” deniyordu. O sırada Paul Hanze, Türk basınına verdiği demeçlerde, “Sevr’in gereği Türkiye’de federasyonlar oluşmasını” öneriyordu. 1996 yılında İngilizlerin meşhur futbol dergisi World Soccer, Dünya Kupası Fikstürlerinde “Kürdistan Milli Takımına” yer veriyordu. Oysa böyle bir ülke bulunmuyordu. Anadolu Ajansının haberine göre 2001 yılında Kuzey Irak’ta PKK ile ASALA gizli bir görüşme yapıyordu. Ermeni teröristleri ASALA Başkanı Simon Zakaryan ve siyasi büro şefi Vazgen Petrosyan temsil ediliyordu. ASALA’cılar PKK’nın Türkiye’ye yönelik saldırıları durdurmalarından rahatsız olduklarını ve terörü yeniden başlatmamaları halinde bütün dünyada yalnız ve yardımsız bırakılacaklarını söylüyordu. APO, 2003 yılında avukatları aracılığıyla şu yol haritasını açıklıyordu: 1- Kürtçe yayın ve eğitime ve Kürt kimliğinin resmen tesciline yönelik demokratik adımların atılması ve gerekli yasaların çıkarılması 2- Koruculuğun kaldırılması 3- Dağdakilerin ve sürgündekilerin dönüşüne imkân sağlanması 4- Kürtlerin ve PKK’nın demokratik ve siyasi haklarının tanınması Yani bu açılımlar Siyonist mutfaklarda pişiriliyor, AKP’lilere sadece servis garsonluğu düşüyordu. Siyasi rant geliri yani garsonluk bahşişi paylaşılamıyordu! Otuz dört kişi dağdan inince, herkes bu başarıyı(!) bölüşemiyor. Bir taraf "Bu doğrudan doğruya iktidarın başarısıdır" diye böbürlenirken öbür taraf "Hadi oradan bu bizzat İmralı sakininin başarısıdır" diyor! Yıllardır asgari müştereklerde bir türlü buluşamayan taraflar öyle anlaşılıyor ki bu defa da başarının(!) kime ait olduğu konusunda fikir birliğine varamayarak yeniden birbirlerine düşmüş görünüyor. İnsanların dağdan inmeye karar vermelerini, yanlışlık ve haksızlıklarını fark edip normal hayatlarına devam etmelerini kuşkusuz herkes istiyor. Ancak, otuz dört kişi dağdan inince olayı böylesine büyütüp, hemen başarıya(!) sahip çıkma yarışına kalkışmak da mide bulandırıyor. Özellikle de bunu iktidarın bir başarısı(!) olarak takdim gayretkeşliği içine girenleri anlamakta zorlanıyoruz! İmralı sakini kimlerin dağdan ineceği konusunda adeta tek tek isim sayarken kalkıp "Bu doğrudan doğruya hükümetin başarısıdır" demek ne kadar inandırıcı oluyor? İmralı'dan işaret gelmemiş olsaydı, daha doğrusu İmralı sakini "Falan, filan bir de şunlar dağdan insinler" diye emretmemiş olsaydı dağdan inme olayı başlar mıydı? Milli Gazete kaçkını, Tayyo yalakası ve Apo şakşakçısı Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak, “Gelenleri pişman etmeyelim” yazısında şunları söylüyordu: “Gerçekten olmuyor böyle. “Dağdan iniyorum, teslim oluyorum” diyen PKK'lıyı bile terörist diye anmamak lazım. Hatta, bu barış sürecinde, dağdaki PKK'lılar hakkında konuşurken/yazarken bile daha dikkatli bir dil kullanmak lazım. Barış istemiyor muyuz? Yeni bir sayfa açmak istemiyor muyuz? İstiyorsak, bunu belli edelim. Gelenleri geldiklerine pişman etmeyelim. Gelmeyi düşünenleri gelmekten vazgeçirmeyelim. Bugünlerde Türkiye yine büyük bir imtihandan geçiyor. Bu imtihanı hep beraber başarıyla verebilirsek, dağlarda güller açacak inşaallah. Mahmur kampından gelen vatandaşlarımıza ve barışa bir şans tanımak için dağdan inip teslim olma ferasetini, basiretini, cesaretini gösteren PKK'lılara “Hoş geldiniz” diyorum. Yakınlarının, akrabalarının gözü aydın.”[1] Peki, ey kalpleri karanlık, kalemleri kiralık sahtekârlar! Milli Çözüm Ekibini; “Ergenekon Terör Örgütünün Dinci Kanadı” diye suçlayıp sataşırken niye hiç sıkılıp sakınmıyordunuz? Bülent Arınç’ın yılışık yaklaşımı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Şırnak Valiliğini ziyaretinin ardından Belediye Başkanı Ramazan Uysal'ı makamında ziyaret etmiş ve belediyeler arasında ayırım yapmadığını ve DTP'li bir belediye başkanının da halkın seçtiği belediye başkanı olduğunu” söylemişti. Bülent Arınç, Türkiye'ye Irak’tan gelenler arasında bulunanlardan birinin macerasını okuduğunda çok üzüldüğünü şöyle belirtmişti: ''Küçük çocuğu 1 yaşındayken ailesini terk edip dağa çıkan bir kadının hikayesi... Bunlar Türkiye'de yaşandı. Artık yaşanmasın. Bütün arzumuz budur. Herkes çocuğuna kavuşsun. Herkes evinde eşiyle, ailesiyle özgürlük içerisinde, huzur içerisinde, birlik, bütünlük içinde olsun. Amacımız budur. Akan kan devam etmesin. Akan kan, gözyaşı dursun. Aynı dava, aynı çizgi yolunda birlikte kardeş olarak bin yılımızı geçirdiğimiz insanımıza karşı elbette kucağımızı açmak zorundayız. Çanakkale harbinde Diyarbakırlı Mehmet'in kolunda Manisalı Ahmet can vermişse ve bugün kucak kucağa yatıyorsa, bu bizim bin yıllık, belki daha fazla birlikteliğimizin en önemli göstergesidir.'' Bakan Arınç, şu anda anayasanın bir veya iki maddesini bile değiştirmenin mümkün olmadığını, bir anayasa değişikliğine karşı çıkıldığını, oysa anayasayı demokratik ve özgürlükçü bir gözle elden geçirmek gerektiğini belirterek, ''Bunu biz yapamazsak başkası yapacak. Bugün yapılmazsa yarın mutlaka yapılacak. Çünkü bu elbise maalesef artık bu Türkiye'yi sıkıyor. İnsan elbisesinin içinde rahat etmek ister. Hep yasaklarla bu iş olmaz. Bütün demokratik ülkelerde özgürlük esastır, yasaklar istisnaidir. Bizde yasaklar saymakla bitmiyor, özgürlük ara ki bulasın. Böyle şey olmaz. Bunlar ileride olacak, mutlaka olması lazım. Şu gün geldiğimiz noktayı biri 10 sene evvel söylese, 'sen rüya mı görüyorsun kardeşim?” derlerdi. 20 sene evvel biri söylese, 'bu adam aklını kaçırmış!” derlerdi.” Evet, Bay Bülent Arınç, siz “Tek çare demokratik özerklik!” diyen DTP ve Demokratik Federalizm” hedefleyen PKK’nın Türkiye’yi parçalamasına taşeronluk yaptığınız için, hem aklınızı hem ayarınızı kaçırmışsınız ve tabi sonuçlarına da katlanacaksınız! Kürt açılımına “ahlak ve şefkat” katan Bay Bülent Arınç, 23 Ekim 2009 günü, katil İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabiy Levy’i bir saat ağırlayarak, Siyonist vahşetini gösteren Ayrılık dizisindeki bazı “rahatsız edici sahnelerin TRT tarafından makaslanacağı” vaadinde bulunmanız da Milli Görüş gömleğini soyunduktan sonraki ayarınızı ve sahte kahramanlık damarınızı açığa vurmaktaydı. Çünkü Siyonist Gaby Levy “oldukça tatmin olmuş ve memnun kalıp umduğunu fazlasıyla bulmuş” olarak yanınızdan ayrılmıştı. Bu bize şu ayeti hatırlatmıştı: “(Münafıklar) Mü’minlerle karşılaştıkları zaman “iman ettik” (sizlere hizmet ve istikamet üzerinizdeyiz) derler. (Ama) Şeytanlarıyla (Yahudi ve Hıristiyan patronlarıyla) baş başa kaldıklarında ise; “Şüphesiz biz gerçekte sizinle beraberiz (ve emrinizdeyiz). Biz (o inançlı insanlarla, sadece) alay ediyor (ve oyalıyoruz)” (Bakara: 14) [1] 20.10.2009 / Yeni Şafak KAYNAK:MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ 10月19日 ALÇAKLIĞIN BELGESİ VE “NAMUZSUZ”LARIN AKIBETİYAZAR:YAKUP GÖZÜBÜYÜK/MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ EKİM 2009 ABD Yahudi Konseyinde Kürt Açılımı: Washington’daki “The Atlantic Council”de yapılan bir toplantıda “Kürt Açılımı” nın yol haritası tartışılıp taslağı hazırlanıyordu. Bu girişimlerden ne ABD’nin ne de AKP’nin resmen bir ilişkisi yok gibi görünüyordu. Ama fikren ve fiilen bu “Atlantik Konseyi” Yahudi lobilerinin güdümünde bulunuyor, Amerikan yönetiminin ise bu Siyonist lobilerin kontrolünde olduğunu herkes biliyor. Yani “alçaklık ve namussuzluk” doğrudan değil dolaylı tezgâhlanıyordu. Peki, Türkiye’den Kimler Katılmıştı? Star Gazetesi’nden Nuh Yılmaz: SETA Vakfı’nda çalışıyor Başbakan Danışmanı İbrahim Kalın’a Washington’dan rapor veriyor. George Mason Üniversitesi’nde Doktora yapıyordu. Sabah Gazetesi’nden Ömer Taşpınar: Aslen Brookings ve National Defense Üniversity’de görev yapıyor. Başbakan’ın oğlu bir yıl önce stajyeriydi. AKP ile ABD lobileri arasında köprü kuruyor. Radikal ve Referans’tan Cengiz Çandar: Kuzey Irak ve Kürt meselesiyle ilgili toplantılara “Kanaat Önderi” sıfatıyla sürekli çağrılıyor. ABD’deki sinsi ve Siyonist merkezlerle çalışıyordu. Aslı Aydıntaşbaş: Şimdi Akşam’da yazıyor. Aynı günlerde Rum Lobisinin desteklediği Wilson Center’da bir de konuşma yapıyordu. Davetiyelerde “Sabah Gazetesi Eski Ankara Büro Şefi” yazıyordu. Fetullah Hoca’ya yakınlığı ile tanınıyordu. Birde, Washington’daki toplantının mimarı David Philips’i tanıyalım: Bay Philips Atlantic Council toplantısından bir ay önce Temsilciler Meclisi’ndeki bir oturumda küstahça “Türkiye Ermenistan’la kapıyı açma konusunda yalpalıyor. Gül başka konuşuyor, Erdoğan başka konuşuyor. AB hedefinde samimi olup olmadığının sınavı bu konu olacak” diyordu. İşte bu Philips, Kürt raporu için Norveç Büyükelçiliği’nden “FON” buluyor ve ayrıntılı bir rapor hazırlıyordu. Philips’e para veren Norveç’in Washington Büyükelçisi Wegger Strommen 20 Mayıs’ta Fetullah Gülen Cemaati’nin Washington şubesi Rumi Forum’da “Barış ve Uzlaşı Çabaları” konulu bir de konuşma yapıyordu. Rumi Forum’un davetlilerini “özenle” seçtiğini ve hatta cemaatin seçim kampanyalarına para topladığı birçoğu Yahudi kökenli Amerikalı politikacıyı özellikle konuşmacı olarak davet ettiğini ayrıca belirtmeye gerek yoktu. Atlantic Council toplantısı sadece David Philips’e para ile Kürt raporu yazma imkanı vermekle kalmıyor, Norveç Büyükelçisiyle Rumi Forum’u yakınlaştırıyordu. Aslı Aydıntaşbaş da aniden Akşam gazetesine transfer oluyor ve üçüncü yazısında “Cemaat ABD’de güç kaybetmiyor. Tam tersi çok güçlü” diyordu. Akşam’dan Nagehan Alçı: “Atlantik Konseyi ABD'de sayısız örnekleri olan düşünce kuruluşlarından biri. Bu tip toplantıları birçok konu üzerine düzenliyor. Böyle bir toplantının Amerikan Devleti tarafından ısmarlanması söz konusu olamaz. Olsa ve ortaya çıksa sistem büyük zarar görür. Elbette yönetim bu tip toplantıların sonuçlarından haberdar ediliyor. Bu sonuçlar Türk Hükümeti'ne de gidiyordur ancak amaç uygulanmak üzere hazırlanan bir sonuç metni çıkarmak değil, tavsiyelerde bulunmak. Aksi düşünce kuruluşlarının çalışma mantığına aykırı.”[1] Sözleriyle; Washington’daki “Atlantik Konseyi” toplantısında, AKP’nin sahiplenip savunduğu “Kürt Açılımını” tartışıp karara bağlamasıyla, Amerikan yönetiminin bir ilgisi bulunmadığını ve sadece bilgisi olduğunu iddia ederek, kendi kısır aklıyla hem ABD’yi, hem de AKP’yi aklamaya çalışıyordu. Ve tabii gülünç duruma düşüyordu. Bu zavallı, sanki Amerika’da Yahudi lobilerinin yetkinliğini ve bu “düşünce kuruluşlarının” yönetimi nasıl etkileyip yönlendirdiğini kimse bilmiyordu.? Gelelim organizatörü (Yine Yahudi lobilerinin etkili adamı) David Phillips'e... Phillips sadece Kürt konusu ile ilgilenmiyor sanılmamalıydı. O Kriz çözümleri uzmanıydı ve daha önce de Türkiye'yi ilgilendiren Kıbrıs ve Ermeni meseleleri üzerine çalışmıştı. Hatta Kıbrıs ile ilgili yazdığı bir rapor da yine çok tartışılmıştı. Zaten Atlantik Konseyi'nde yapılan toplantının kilit ismi Necmeldin Kerim olmaktaydı. Kerim, Washington'daki Kürt Enstitüsü'nün Başkanıydı. Kürtler'in siyasetine ve ABD ile ilişkilerine yön veren isimlerin başındaydı. Norveç “Avrupa’nın İsrail’i” biliniyordu. 1993 Oslo Barışı diye Siyonist vahşetini meşrulaştırma ve masumlaştırma adına, İsrail ve Filistin arasındaki sürece kapılarını açan Norveç olmuştu. PKK meselesinde de uzun bir süredir aktif bir rol oynuyordu. Saddam devrildikten sonra Mahmur Kampı'nın bir kısmı boşaltılmış ve örgütün lider kadrosundan bir grup Norveç'e konuk olmuştu. Bu süreçte Necmeldin Kerim Norveç ile diyalogdaydı. Şimdi de Atlantik Konseyi'ndeki toplantı için Norveç'i yeniden devreye sokuyordu. Bu arada üçüncü bir isim daha vardı; Yahudi asıllı Peter Galbraith. Galbraith ABD'li bir eski bir diplomattı. Kerim'e de Phillips'e de yakındı. Emekli olduktan sonra uzun yıllar Irak'taki Kürtler'in danışmanlığını yapmıştı. Galbraith'in eşi Norveç asıllı bir Yahudi olmaktaydı. Hıyanet Programı ve Yol Haritası Sır gibi saklanan ve bir türlü açılmayan “Kürt açılımı” nın mimarı ABD mi, AKP hükümeti mi” tartışmaları mide bulandırıyordu. Mustafa Mutlu (Vatan Gazetesinde) iki ay önce hazırlanan bir “rapor” a dikkat çekiyordu. Atlantik Konseyi isimli kuruluş bu yılın haziran ayında “Türkler ve Irak Kürtleri Arasında Güven Tesisi” başlıklı bir rapor hazırlanıyordu. Proje Direktörü ve raporu kaleme alan kişi David L. Phillips... Kendisi, ABD’nin dış politikasında oldukça etkin bir Yahudi olduğu biliniyordu. Ayrıca proje grubunda eski ABD Büyükelçisi Ross Wilson, ABD’li General Charles Wald ve Soros’un kurduğu Açık Toplum Enstitüsü’nün politika analizcisi Mike Amitay da bulunuyordu. Bu raporu tercüme eden Dicle Eroğul “irkildim, çünkü yazılanların nasıl bire bir uygulattırıldığını gördüm” diyordu... İşte bu sinsi ve Siyonist belgenin “öneriler” bölümünden birkaç satır başlığı:
ABD’li Siyonist Konsey’in İstemediği ve Kaldırılmasını Tavsiye Ettiği Ceza Kanunları: MADDE 215: İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama MADDE 216: (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. MADDE 217: Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. MADDE 220: (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Örgütün silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır. (4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur. (5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır. (6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. (7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. (8) Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Özetle... Yahudi Atlantik Konseyi, Türkiye’de teröre ve teröriste özgürlük istemekteydi! Bakalım bir türlü “açılamayan” Kürt açılımında, Türk Ceza Kanunu’nun bu maddelerinin kaldırılması ne zaman gündeme gelecek ti?[2] Bu açılıma “milli ve yerli proje” süsü vermek isteyenlerin meymenetsiz maskeleri düşmekteydi! Şimdi söyleyin: "alçaklar ve namussuzlar" kimlerdi? ABD Kongresi'ne sunulan "Kürt açılımı" raporları, açılımın ABD projesi olduğunu ispatlıyor. Tayyip Bey "Kürt açılımına Amerikan Projesi diyenler bunu ispatlayamazlarsa alçaktırlar namussuzdurlar" diyedursun, Amerikalılar bu projeyi rapor halinde ABD Kongresi'ne resmen sunmuşlar. Hem de saklı gizli değil, açık açık. Sunum tarihi 15 Ekim 2007. Raporun adı: "PKK'nın silahsızlandırılması, dağıtılması ve toplumla yeniden kaynaştırılması". Raporu derleyen kurum: Amerikan Dış Siyaseti Ulusal Komitesi. Derleyen kişi: David Phillips (Deyvid Filips okunuyor)
İŞTE BELGE, İŞTE ABD RAPORUNUN İNGİLİZCE ASLI, (LİNK İÇİN TIKLAYINIZ:)
[1] 26 08 2009 [2] Vatan Gazetesi /23-24 / 08 / 2009 / Mustafa Mutlu
|
|
|
|
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|