ddelibekir 的个人资料DDELİBEKİR DOST MEKANI (...照片日志列表更多 工具 帮助
11月1日

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN:"DÜNYA BUNLARA BIRAKILAMAZ."

İki gün süren sempozyumda Milli Görüş'ün fikri esaslarının enine boyuna tartışıldığını belirten Erbakan, bu çalışmalara devam edileceğini vurguladı. Dünyayı hâkimiyetine geçiren Siyonizmin insanlığa zulmettiğine dikkat çeken Erbakan, "Dünyayı Siyonistlerin eline bırakamayız. İnsanlığı bu Siyonistlerin elinden kurtarma vazifesi de Milli Görüş'e aittir. Bunun için çalışmaya mecburuz" dedi.

  • Dünya bunlara bırakılamaz -

Siyonizme dikkat!

Yeryüzünde'Ben düzeni kurdum yürütüyorum. Siz sadece bu düzene tabi olacaksınız' diyen bir güç bulunduğunu anlatan Erbakan, "Sözde bunlar, refah, hürriyet, saadet getireceklerdi. Bugün dünya nüfusunun üçte biri sefalet, açlık içinde yaşıyor. Her gün 150 bin insan ölüyor. 800 milyon insan her gün aç yatıyor. Bunları BM söylüyor. 1.5 milyar insan içecek temiz su yok. Her yıl 30 milyon çocuk tamamen önlenebilir hastalıklardan dolayı ölüyor. İşte bunların dünyayı getirdikleri nokta!" tespitini yaptı.

Dönüm noktasındayız

Milli Görüş'ün bir ilaç olduğunu da ifade eden Erbakan, "Bu tohumlardan çıkacak olan çınar ağacı bütün insanlığa yeniden saadet getirecektir. Ecdadımız bunu birkaç defa yaptığı gibi. Aynı Milli Görüş ile yaptılar" ifadelerinde bulundu. Türkiye'nin tarihi bir dönüm noktasında olduğunun altını çizen Erbakan, bu dönüm noktasında sadece Saadet Partisi'nin tarihteki şerefli yerini alacağını söylediğini diğerlerinin ise AB'nin kapısında beklemeyi taahhüt ettiğini ifade etti" dedi.

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından Milli Görüş'ün 40'ıncı yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen iki günlük Milli Görüş sempozyumu önceki gün sona erdi. Sempozyumun kapanış konuşmasını Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan yaptı. İki gün süren sempozyumda Milli Görüş'ün fikri esaslarının enine boyuna tartışıldığını belirten Erbakan, bu çalışmalara devam edileceğini vurguladı. Dünyayı hâkimiyetine geçiren Siyonizmin insanlığa zulmettiğine dikkat çeken Erbakan, "Dünyayı Siyonistlerin eline bırakamayız. İnsanlığı bu Siyonistlerin elinden kurtarma vazifesi de Milli Görüş'e aittir. Bunun için çalışmaya mecburuz" dedi.

Yapacak çok işimiz var

Milli Görüş'ün 40'ıncı yıldönümü programları çerçevesinde 3 etkinlik gerçekleştirildiğini ve bundan sonra da 4 tane daha program düzenleneceğini bildiren Erbakan, "7 etkinlikle Milli Görüş'ün 40'ncı yılını kutlamış olacağız" diye konuştu. Bunun nedenini de açıklayan Erbakan, şöyle konuştu: "Milli Görüş'ün 40'ıncı kuruluş yıldönümünü neden 7 ayrı etkinlikle kutluyoruz? Çünkü önümüzde yeni çok büyük hizmetler var. Şimdi Selimiye'yi yapacağız. Bunu yapmak için bize heyecan lazım. Bu heyecan için 75 milyon insanı harekete geçirmek mecburiyetindeyiz. Bunun için bir-iki kere değil, 7 kere bu gerçekleri çeşitli vesilelerle millete duyuracağız."

Dünyanın ve insanlığın kurtuluşu için Milli Görüş'ün bir zaruret olduğunu anlatan Erbakan, faizci kapitalist nizamdan insanlığa saadetin gelmesinin mümkün olmadığını bildirdi. Türkiye'de 60 tane parti bulunduğunu kaydeden Erbakan, "Saadet Partisi bir tarafa 59'u bir tarafa. AKP ile CHP bir birinin aynısı. Aralarında hiçbir fark yok. Hiç bir şey yapmaları mümkün değildir. Bizi sadece sömürürler, götürür Siyonizme verirler. Biz de aç kalırız, tarımımız yok olur, sanayimiz yok olur, hayvancılığımız yok olur. İstikbalimizi de yok ederiz" eleştirisinde bulundu.

Altın harflerle dolu bir tarihe sahip olmamıza rağmen Türkiye'nin AB'nin kapısında bekletildiğini ifade eden Erbakan, "biz hangi tarihin evlatlarıyız? Eğer bizim tarihimiz Avrupa'da olsa onların tarihi biz de olsa bizi konuşturmazlar. At gibi kişnetirler. Sizin konuşma hakkınız yok derler" dedi.

Siyonist sisteme dikkat!

Konuşmasında nizam ve sistemin önemine vurgu yapan Erbakan, dünyada hâkim olan açlık, fakirlik ve zulmün Siyonistler tarafından kurulan düzenin bir sonucu olduğunu kaydetti. Siyonistlerin dünyayı sömürmek için kurduğu bu sistemde her şeyi de tanzim ettiklerini dile getiren Erbakan, "Bir otomobilin farının nereye konulması için aylarca araştırmalar yapılıyor. Farı oraya koysan ne olacak buraya koysan ne olacak? Bir far için bu kadar araştırma yapan insanlık asıl temel düzen için gereken araştırmaları yapmıyor. Neden yapmıyor? Çünkü o temel düzeni kuranın sahibi var da onun için. Bu düzenin sahibi de Siyonizmdir" değerlendirmesinde bulundu.

Yeryüzünde 'Düzene karışmayacaksınız. Ben düzeni kurdum yürütüyorum. Siz sadece bu düzene tabi olacaksınız' diyen bir güç bulunduğunu anlatan Erbakan, bunların dünyayı nasıl bir hale getirdiklerini ise şu şekilde anlattı: "Sözde refah, hürriyet, saadet getireceklerdi. Bugün dünya nüfusunun üçte biri sefalet, açlık içinde yaşıyor. Her gün 150 bin insan ölüyor. Bunun 40 bini çocuk. 800 milyon insan her gün aç yatıyor. Bunları ben söylemiyorum, BM Birleşmiş Milletler söylüyor. 500 bin insan kötü beslenmeden dolayı hasta. 1.5 milyar insan içecek temiz suya sahip değil. 2.4 milyar insan doğru dürüst sağlık kontrolüne sahip değil. Her yıl 30 milyon çocuk tamamen önlenebilir hastalıklardan dolayı ölüyor."

Dünyada 54 ülkenin milli gelirinin de gerilediğini anlatan Erbakan, birçok ülkede ise zulümlerden dolayı ortalama yaşın düştüğünü söyleyen Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Erbakan, şöyle konuştu: "Dengesiz bir dünya. Bir tarafı aç, susuz ve daha da kötüsü gittikçe daha da aç ve susuz oluyor, üç beş tane zengin de daha fazla zengin oluyor. Fakirlerin bu acıklı halinin yanında zenginlerin haline baktığımızda ne görüyoruz. 97 milyar dolar ıvır-zıvır yiyeceği para harcıyor. 66 milyar dolar kozmetik için veriyorlar."

Milleti, Milli Görüş temsil ediyor

Milli Görüş'ün milleti temsil ettiğini söyleyen Erbakan, "Milletin aslını, özünü, kimliğini, ruh kökünü, inancını, tarihini biz temsil ediyoruz. Biz varsak millet var, yoksak hastalık var demektir. Bu gerçeğin ta kendisidir. Millete bundan daha büyük bir hizmet mi olur" şeklinde konuştu. Milli Görüş'ün bir ilaç olduğunu da ifade eden Erbakan, "Biz bir ilacız. Bu tohumlardan çıkacak olan çınar ağacı bütün insanlığa yeniden saadet getirecektir. Ecdadımız bunu birkaç defa yaptığı gibi. Aynı Milli Görüş ile yaptılar" ifadelerinde bulundu.

Türkiye'de işsizlik sorunu ve kredi kartı borçlarına da dikkat çeken Erbakan, uygulanan faizci kapitalist sistemden dolayı işsizler ordusunun sürekli arttığını söyledi. "Kredi kartının borcunu ödeyeceğim diye milletin canı çıkıyor" şeklinde konuşan Erbakan, işsizliğin de ne demek olduğunu sadece yaşayanların bile bileceğini anlattı. "Ne büyük bir acı. Allah kimseyi işsiz bırakmasın" diye konuşan Erbakan, AKP hükümetinin gündeminde ise bu işsiz ve çaresiz olan insanların bulunmadığını kaydetti.  Türkiye'nin tarihi bir dönüm noktasında olduğunun altını çizen Erbakan, bu dönüm noktasında sadece Saadet Partisi'nin tarihteki şerefli yerini alacağını söylediğini diğerlerinin ise AB'nin kapısında beklemeyi taahhüt ettiğini ifade etti. Bu gerçekleri 40 koldan millete anlatmak için bu etkinlikleri düzenlediklerini vurgulayan Erbakan, "Milleti harekete geçirmekten başka çaremiz yok" dedi.

Dünya bunlara bırakılamaz!

Dünyaya ait bu verileri slayt eşliğinde anlatan Erbakan, "İşte dünya bunların eline bırakılamaz. Bırakılırsa böyle bir dünya meydana gelir. Gittikçe de felakete gidiyor" tepkisinde bulundu. Erbakan, şöyle konuştu: "E ne olacak? 6 milyar insan bunu seyredeceğiz öyle mi! Hayır, biz öyle bir tarihten geliyoruz ki bizim ecdadımız yer yüzünde hakkı ve adaleti hakim kılmış, adil düzenler kurmuş ecdadımız var. Bunların torunları olarak insanlığı bu durumdan kurtarma vazifesi bize düşüyor. İşte Milli Görüş patlaması bunun için yapılmıştır." Milli Görüş'ün bugüne kadar yaptığı çalışmalar hakkında da bilgi veren Erbakan, "Bugüne kadar 5 muazzam hizmete imza attık. Yeni dönemde ise, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir

Dünyayı kuracağız" dedi. D-8'in önemine de vurgu yapan Erbakan, "Yeni bir dünyanın tohumlarını attık" diye konuştu. Siyonizm'i büyük bir kankistere benzeten Erbakan, insanlığın bu kankisterden kurtulması için D-8'i merkez olarak görmesi gerektiğini anlattı. D-8'in dünyada sömürülen 160 ülkeyi içine aldığını ifade eden Erbakan, bu 160 ülkedeki 5 milyar insanın adil düzen etrafında toplanmadığı müddetçe Siyonizme hizmet edeceğini söyledi. "İnsanlık Siyonizmin boyunduruğundan, büyük kankisterden kendini kurtarması lazım" diyen Erbakan, G-7'nin dışındaki 5 milyar insanın bir araya gelmesi ile yeni bir dünya düzeni kurulacağını belirterek, "Bu güç karşısında G-7 dünyayı sömüremez" ifadesinde bulundu.

Yeni bir dünyanın tohumlarını attık

Milli Görüş'ün bugüne kadar yaptığı çalışmalar hakkında da bilgi veren Erbakan, "Bugüne kadar 5 muazzam hizmete imza attık. Yeni dönemde ise, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünyayı kuracağız" dedi. D-8'in önemine de vurgu yapan Erbakan, "Yeni bir dünyanın tohumlarını attık" diye konuştu. Erbakan, Milli Görüş'ün milleti temsil ettiğini hatırlatarak, "Milletin aslını, özünü, kimliğini, ruh kökünü, inancını, tarihini biz temsil ediyoruz. Biz varsak millet var, yoksak hastalık var demektir. Bu gerçeğin ta kendisidir" şeklinde konuştu.

MİLLİ GAZETE / 1 KASIM 2009

10月25日

AÇILIM ALÇAKLIĞINA ERBAKAN’I BULAŞTIRMA SOYTARILIĞI!?

Fetullah Erbaş’ın Saptırmaları ve Yalaka Medyanın Sahtekârlığı:

AÇILIM ALÇAKLIĞINA ERBAKAN’I BULAŞTIRMA SOYTARILIĞI!?

 

Refah Partisi eski milletvekili Fethullah Erbaş’ın çarpıtmaları

“Kürt açılımı”nın ilk kez kendi partileri döneminde başlatıldığını belirten, bu kapsamda RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan Hoca’nın “aracılar vasıtasıyla Abdullah Öcalan’la görüştüğünü” söyleyen Fetullah Erbaş yanlış konuşmakta, Erbakan’ı karalamak için fırsat kollayan bazıları da bu konuyu çarpıtmaktadır.

PKK tarafından kaçırılan 8 askeri kurtarmak için 1996’da milletvekiliyken Zap’a giden Fetullah Erbaş’ın, Erbil’den yayın yapan Aknews ile İstanbul’da yaptığı söyleşide “ilk gayelerinin askerleri ailelerine kavuşturmak olduğunu, ardından “diyalog süreci başlatıp örgütü dağdan indirmeyi hedeflediklerini” söylemesi ve;

“Biz, iktidara geldiğimiz ilk yılda açılımı planladık. Şimdiki iktidar yedi yıldır iktidarda ve yedi yıl sonra bu işe eğiliyor. Biz Doğru Yol Partisi (DYP) ile koalisyon yapmıştık. Hoca (Necmettin Erbakan) bir sene Başbakanlık yaptı ve düşürüldü. Hoca’nın birtakım planları vardı. Suriye’yle görüşüldü. Aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüşmeler de oldu. Öcalan önce makuldü. Sonra ne baskı gördü bilmiyorum, geri adım attı” şeklindeki sözleri de tamamen asılsızdı ve AKP’ye yaranmak ve meşruiyet kazandırmak amaçlı uydurduğu sırıtmaktaydı.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; “Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye'yi İsrail'in vilayeti yapmak olduğunu” vurgulamıştı.

AKP hükümetinin Kürt açılımını, İsrail'in oyunu olarak değerlendirip, Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye'yi İsrail'in vilayeti yapmak olduğunu, bütün memleket evlatlarının da bu konuda uyanık olması gerektiği çağrısını yapmıştı.

Hükümetin de bu oyuna geldiğini belirten Erbakan, “Bunlarda yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa'nın oyununa geliyorlar” diye uyarmıştı.

Türkiye'nin çok kötü şartlar içine itildiğini, insanların ekonomik olarak zor günler geçirdiğini, siyaseten de bir çıkmazın içine sürüklendiğini, hükümetin dış güçlerin oyununa geldiğini ve Haim Nahum Doktrini'nin hayata geçirildiğini şöyle anlatmıştı:

Siyonistler diyor ki: Türkiye'yi İsrail'e bin yıldan beri vilayet yapmayı başaramadık. 5 sene cihan harbiyle uğraştırdık. Ardından 5 sene İstiklal Harbiyle yıprattık, gene bunları yıkamadık. Öyleyse stratejimizi değiştiriyoruz. Türkiye'yi İsrail'e vilayet yapmak için harp yolunu bırakıp, zor, pahalı, meşakkatli yol yerine, ekonomik ve kolay olan şu yolu seçiyorlar. Nedir bu? Türkiye'yi aç bırakacağız, işsiz bırakacağız, borca esir edip batıracağız, dininden uzaklaştıracağız, kamplara ayıracağız, sonra bunları birbiriyle çarpıştıracağız. Böylece güçsüz bırakıp İsrail'e vilayet yapacağız” diyorlar. 80 senedir üzerimizde bu doktrin uygulanıyor. Bugün tatbik edilen politika budur. IMF, Türkiye'yi aç bırakıyor, işsiz bırakıyor, borca esir ediyor. Öbür taraftan Avrupa Uyum Komisyonu da bizi kendimizden uzaklaştırıyor ve bölüyor. Bunlar da yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa'nın gözüne girmek için “Efendim, Avrupa bizim şimdi Kürt meselesi diye bir meselenin üzerinde çalışmamızı istiyor” diyemiyorlar. Bunun yerine kendilerini akıllı zannederek “Ahhh ey millet siz ana acısını bilmezsiniz. Ey millet, bu terörü tarihe gömeceğiz” diye halkı aldatacağını sanıyorlar. Bana bak yaaa, sen ağzındaki baklayı çıkarsana. “İlle Kürt meselesi diye, Türkiye'nin bölünmesini istiyorlar. Bu yolda çalışmamızı dayatıyorlar” gerçeğini ortaya koysana! Bunlar dış güçlerin kışkırtması ve Haim Nahum planıdır. Türkiye'yi bölmek için oynanan oyunlardır. Böyle Türk-Kürt diye, ayrım diye bir meselemiz yok. Kürt-Türk birbirimizin kardeşiyiz. Tek bir milletiz, tek bir ümmetiz. Tarih boyunca da birbirimizle kardeş gibi yaşamışız. Avrupalı bizi bölmek için böyle şeyleri çıkartmak istiyor, alet olmamak lazım. Bu sebepten bütün memleket evlatlarının uyanık olması, dış güçlerin oyununa aldanmaması lazım. Yöneticilerin de bilhassa onlara alet olmamaları lazım.”

Oysa Fetullah Erbaş 6.11.2006 tarih ve 622 sayılı Aksiyon Dergisindeki Fatih Uğur’la röportajında Kuzey Irak’a Hoca’dan ve parti kurmaylarından habersiz gittiğini açıklamıştı:

Soru: Erbakan'ın tavrı ne oldu bu durumda?

F. Erbaş: “O hadisede Hoca’nın hiçbir şeyi (bilgisi ve haberi) olmadı. Partide yönetici değil, sadece milletvekiliydim. PKK ile görüşme partinin yıpranmasına sebep olacaktı. Hoca hiç bırakır mı gideyim.”

Soru: Nasıl gittiniz o zaman?

F. Erbaş: “O sırada doğu bölgesinin sorumlusuydum. Şırnak'ta il başkanı seçimi vardı. Oraya giderken aileler yine geldiler. Valla, dedim, ben Şırnak'a gideceğim, sizinle ilgilenemem. Onlar benden önce gitmişler Şırnak'a. Basın da orada tabii.”

Soru: Bu arada Demirel'le ilginç bir telefon görüşmeniz var. Sonradan sizin için Demirel gönderdi deniyor mesela?

F. Erbaş: “Demirel, belediye başkanlığımdan beri beni biliyor. Ama telefonla konuşacak kadar samimiyetimiz yok. Telefonun düğmelerinden birine bastık: "Alo efendim." Tabii ahize dışarıya ses veriyor. Yanlış basmışız. Demirel, ailelerden bahsediyor. "Gözlerinden öperim, ilgilenmişsin. Teşekkür ederim." mealinde sözler söylüyor. Hava alanında milletvekilleri şahit oldu konuşmaya. Hadise gelişince herkes, Erbaş'ı zaten Demirel görevlendirmişti, dedi.”

Soru: Erbakan Hoca ne dedi?

F. Erbaş: “O zaman Mustafa Kalemli Meclis başkanı; derhal istifa edeceksin, dedi. Bir, Türk parlamenterinin terör örgütüyle temasta olmasını biz kabul edemeyiz. Seninle aynı çatı altında olmak istemeyiz.” İyi dedim, ses etmedim. Geldik partiye. Doğu milletvekilleri, batı vekilleri. Mesafeli duruyor. Aramızda duvar var sanki. Şevket Bey (Kazan) gelip beni yukarı çıkardı ve bu zor durumdan kurtardı. Bana: “Kimseyle konuşmayacaksın. Beyanat vermeyeceksin. Sen kötü bir şey yapmadın” dedi. Tabi Adalet bakanı, moral verince, nefes aldım.

Soru: Partili arkadaşlarınız ne diyor bu duruma?

F. Erbaş: “Grup toplantısında bir milletvekili çıktı kürsüye. “İçimizdeki Lawrence'lar böyle böyle yapıyor. (Bekir Sobacı) demişti. 158 kişinin büyük kısmı sessizdi. İstifa baskıları geliyor. Kaçacak delik arıyorum. Türkiye'den gideyim. Almanya ziyareti çıktı o arada. Çıktım gittim. On gün sonra Fethullah Erbaş kaçtı diye yazı yazmış bir gazete.”

O gün bunları itiraf eden Fetullah Erbaş’ın bugün “Hoca Aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüştü” demesi açıkça iftiradır ve kendi kendisini yalanlamadır. Bu arada Şevket Kazan’ın sinsi niyetini ve gizli mahiyetini de açığa vurmaktadır.

Öcalan’la Erdoğan’ın Siyonist patronları aynıydı!

Abdullah Öcalan bir lafıyla PKK'yı ayağa kaldırdı. Türkiye'ye geri dönüşü başlattı. Kürt açılımına ivme kazandırdı. Ayrıca, gerçek patronun kim olduğunu herkese ispatladı. DTP'nin Erdoğan'a, Öcalan ile konuşulması gerektiğini boşa söylemediğini adeta ispat eder gibi davrandı. Şimdi ümitler arttı. "Acaba PKK gerçekten Kandil'i bırakacak mı?" soruları giderek yaygınlaştı. Öcalan, "PKK benden sorulur ve benim dediğim olur. Son sözü ben söylerim" demeyi başardı. DTP, Kürt açılımı konuşulurken kendilerinin değil asıl muhatap olarak Abdullah Öcalan'ın alınması gerektiğini söylerken bazılarını kızdırmışlardı. Öcalan da sanki partinin bu yaklaşımının çok doğru olduğunu göstermek ister gibi davrandı. Bir mesajıyla Kürt açılımına önemli bir destek sağladı. Bu durum açıkça Öcalan’la Erdoğan’ın aynı odaklardan talimat aldıklarını ortaya koymaktaydı.

AKP Hükümetinin DTP’ye verdiği garanti!?

Dolaylı, dolaysız, yazılı, sözlü, imzalı, mühürsüz, artık emin olduğumuz bir başka görüşme: Apo ile devletten birileri. Şu ya da bu yoldan. Hükümetten gelen açıklamalar ile Apo'nun dağdakilere çağrısı üst üste düşüyor ve bundan bir sonuç çıkıyor. Hükümet Kürt açılımını özünde Apo ile birlikte yürütüyor. DTP'nin arkasında Apo var. Hükümet, Apo ile DTP üzerinden konuşuyor. Dağdakiler dün Habur Kapısına gelmeden önce, İçişleri Bakanı Beşir Atalay DTP'ye güvence veriyor: "Merak etmeyin, gelenler tutuklanmayacak" diyor!?

Bu tek başına bir bakanın verdiği söz değil, devlet sözü oluyor. Bu söz pratiğe geçiriliyor. Terörle Mücadele Yasası uygulanmıyor. Yani: 1- Dört günlük gözaltı süresi kaldırılıyor. 2- Kolluk güçleri devreden çıkıyor, ifadeleri doğrudan savcılar alıyor.

Çok sayıda DTP yöneticisine göre onlara verilen diğer söz: "Gelenler pişmanlık yasasından yararlanmayacak. Doğrudan serbest bırakılacak" oluyor. Açılım planının bir sonraki aşaması için bir DTP'li: "Gelenler serbest bırakılırsa, dağdan iniş daha hızlı olacak" diyor. Bu da DTP-İmralı-Kandil üçgeninden hükümete verilen söz.

Açılımın ilk adımları, PKK'lılara affın başlangıcı. Ya Kandil'deki lider kadrosu? Onlara da Norveç siyasi sığınma hakkı tanıyacağına söz veriyor. Bu da, açılıma AB sözü. İşin aslı, PKK’yı meşrulaştırma süreci yaşanmaktaydı.

Kandil’den gelenleri güya sorgulayıp serbest bırakan savcılar ve yargıçlar, gerçekten ilgili konulara ve vicdani kanaatlerine göre karar verecek kadar bağımsız mıydı? Bunların bu yönde karar vereceklerini AKP ve DTP yetkilileri, daha önceden nasıl biliyor ve biribirilerine garanti veriyorlardı? Yoksa hukuk ve hukukçular, iktidarın ve etkili odakların “kitabına uydurma” araçları mıydı? Bu soruların yanıtlarını arayan ve kafaları karışan halkımız haksız mıydı?

Patron dış güçler, Apo da AKP de piyondu!

1995 CIA raporunda: “Türkiye, dünya devletleri arasında en fazla çökme riskine sahip ülke” gösteriliyordu. Nokta Dergisinin haberine göre:

“Türkiye’nin Güneydoğusundaki Kürt sorununun çözümü, ABD’nin önerdiği federalizmle mümkündür” deniyordu. O sırada Paul Hanze, Türk basınına verdiği demeçlerde, “Sevr’in gereği Türkiye’de federasyonlar oluşmasını” öneriyordu.

1996 yılında İngilizlerin meşhur futbol dergisi World Soccer, Dünya Kupası Fikstürlerinde “Kürdistan Milli Takımına” yer veriyordu. Oysa böyle bir ülke bulunmuyordu.

Anadolu Ajansının haberine göre 2001 yılında Kuzey Irak’ta PKK ile ASALA gizli bir görüşme yapıyordu. Ermeni teröristleri ASALA Başkanı Simon Zakaryan ve siyasi büro şefi Vazgen Petrosyan temsil ediliyordu. ASALA’cılar PKK’nın Türkiye’ye yönelik saldırıları durdurmalarından rahatsız olduklarını ve terörü yeniden başlatmamaları halinde bütün dünyada yalnız ve yardımsız bırakılacaklarını söylüyordu.

APO, 2003 yılında avukatları aracılığıyla şu yol haritasını açıklıyordu:

1-    Kürtçe yayın ve eğitime ve Kürt kimliğinin resmen tesciline yönelik demokratik adımların atılması ve gerekli yasaların çıkarılması

2-    Koruculuğun kaldırılması

3-    Dağdakilerin ve sürgündekilerin dönüşüne imkân sağlanması

4-    Kürtlerin ve PKK’nın demokratik ve siyasi haklarının tanınması

Yani bu açılımlar Siyonist mutfaklarda pişiriliyor, AKP’lilere sadece servis garsonluğu düşüyordu.

Siyasi rant geliri yani garsonluk bahşişi paylaşılamıyordu!

Otuz dört kişi dağdan inince, herkes bu başarıyı(!) bölüşemiyor. Bir taraf "Bu doğrudan doğruya iktidarın başarısıdır" diye böbürlenirken öbür taraf "Hadi oradan bu bizzat İmralı sakininin başarısıdır" diyor!

Yıllardır asgari müştereklerde bir türlü buluşamayan taraflar öyle anlaşılıyor ki bu defa da başarının(!) kime ait olduğu konusunda fikir birliğine varamayarak yeniden birbirlerine düşmüş görünüyor.

İnsanların dağdan inmeye karar vermelerini, yanlışlık ve haksızlıklarını fark edip normal hayatlarına devam etmelerini kuşkusuz herkes istiyor.

Ancak, otuz dört kişi dağdan inince olayı böylesine büyütüp, hemen başarıya(!) sahip çıkma yarışına kalkışmak da mide bulandırıyor.

Özellikle de bunu iktidarın bir başarısı(!) olarak takdim gayretkeşliği içine girenleri anlamakta zorlanıyoruz!

İmralı sakini kimlerin dağdan ineceği konusunda adeta tek tek isim sayarken kalkıp "Bu doğrudan doğruya hükümetin başarısıdır" demek ne kadar inandırıcı oluyor?

İmralı'dan işaret gelmemiş olsaydı, daha doğrusu İmralı sakini "Falan, filan bir de şunlar dağdan insinler" diye emretmemiş olsaydı dağdan inme olayı başlar mıydı?

Milli Gazete kaçkını, Tayyo yalakası ve Apo şakşakçısı Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak, “Gelenleri pişman etmeyelim” yazısında şunları söylüyordu:

“Gerçekten olmuyor böyle. “Dağdan iniyorum, teslim oluyorum” diyen PKK'lıyı bile terörist diye anmamak lazım. Hatta, bu barış sürecinde, dağdaki PKK'lılar hakkında konuşurken/yazarken bile daha dikkatli bir dil kullanmak lazım. Barış istemiyor muyuz? Yeni bir sayfa açmak istemiyor muyuz? İstiyorsak, bunu belli edelim. Gelenleri geldiklerine pişman etmeyelim.  Gelmeyi düşünenleri gelmekten vazgeçirmeyelim.  Bugünlerde Türkiye yine büyük bir imtihandan geçiyor. Bu imtihanı hep beraber başarıyla verebilirsek, dağlarda güller açacak inşaallah. Mahmur kampından gelen vatandaşlarımıza ve barışa bir şans tanımak için dağdan inip teslim olma ferasetini, basiretini, cesaretini gösteren PKK'lılara “Hoş geldiniz” diyorum. Yakınlarının, akrabalarının gözü aydın.”[1]

Peki, ey kalpleri karanlık, kalemleri kiralık sahtekârlar!

Milli Çözüm Ekibini; “Ergenekon Terör Örgütünün Dinci Kanadı” diye suçlayıp sataşırken niye hiç sıkılıp sakınmıyordunuz?

Bülent Arınç’ın yılışık yaklaşımı

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Şırnak Valiliğini ziyaretinin ardından Belediye Başkanı Ramazan Uysal'ı makamında ziyaret etmiş ve belediyeler arasında ayırım yapmadığını ve DTP'li bir belediye başkanının da halkın seçtiği belediye başkanı olduğunu” söylemişti.

Bülent Arınç, Türkiye'ye Irak’tan gelenler arasında bulunanlardan birinin macerasını okuduğunda çok üzüldüğünü şöyle belirtmişti:

''Küçük çocuğu 1 yaşındayken ailesini terk edip dağa çıkan bir kadının hikayesi... Bunlar Türkiye'de yaşandı. Artık yaşanmasın. Bütün arzumuz budur. Herkes çocuğuna kavuşsun. Herkes evinde eşiyle, ailesiyle özgürlük içerisinde, huzur içerisinde, birlik, bütünlük içinde olsun. Amacımız budur. Akan kan devam etmesin. Akan kan, gözyaşı dursun. Aynı dava, aynı çizgi yolunda birlikte kardeş olarak bin yılımızı geçirdiğimiz insanımıza karşı elbette kucağımızı açmak zorundayız. Çanakkale harbinde Diyarbakırlı Mehmet'in kolunda Manisalı Ahmet can vermişse ve bugün kucak kucağa yatıyorsa, bu bizim bin yıllık, belki daha fazla birlikteliğimizin en önemli göstergesidir.''

Bakan Arınç, şu anda anayasanın bir veya iki maddesini bile değiştirmenin mümkün olmadığını, bir anayasa değişikliğine karşı çıkıldığını, oysa anayasayı demokratik ve özgürlükçü bir gözle elden geçirmek gerektiğini belirterek, ''Bunu biz yapamazsak başkası yapacak. Bugün yapılmazsa yarın mutlaka yapılacak. Çünkü bu elbise maalesef artık bu Türkiye'yi sıkıyor. İnsan elbisesinin içinde rahat etmek ister. Hep yasaklarla bu iş olmaz. Bütün demokratik ülkelerde özgürlük esastır, yasaklar istisnaidir. Bizde yasaklar saymakla bitmiyor, özgürlük ara ki bulasın. Böyle şey olmaz. Bunlar ileride olacak, mutlaka olması lazım. Şu gün geldiğimiz noktayı biri 10 sene evvel söylese, 'sen rüya mı görüyorsun kardeşim?” derlerdi. 20 sene evvel biri söylese, 'bu adam aklını kaçırmış!” derlerdi.”

Evet, Bay Bülent Arınç, siz “Tek çare demokratik özerklik!” diyen DTP ve Demokratik Federalizm” hedefleyen PKK’nın Türkiye’yi parçalamasına taşeronluk yaptığınız için, hem aklınızı hem ayarınızı kaçırmışsınız ve tabi sonuçlarına da katlanacaksınız!

Kürt açılımına “ahlak ve şefkat” katan Bay Bülent Arınç, 23 Ekim 2009 günü, katil İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabiy Levy’i bir saat ağırlayarak, Siyonist vahşetini gösteren Ayrılık dizisindeki bazı “rahatsız edici sahnelerin TRT tarafından makaslanacağı” vaadinde bulunmanız da Milli Görüş gömleğini soyunduktan sonraki ayarınızı ve sahte kahramanlık damarınızı açığa vurmaktaydı.

Çünkü Siyonist Gaby Levy “oldukça tatmin olmuş ve memnun kalıp umduğunu fazlasıyla bulmuş” olarak yanınızdan ayrılmıştı.

Bu bize şu ayeti hatırlatmıştı:

“(Münafıklar) Mü’minlerle karşılaştıkları zaman “iman ettik” (sizlere hizmet ve istikamet üzerinizdeyiz) derler. (Ama) Şeytanlarıyla (Yahudi ve Hıristiyan patronlarıyla) baş başa kaldıklarında ise; “Şüphesiz biz gerçekte sizinle beraberiz (ve emrinizdeyiz). Biz (o inançlı insanlarla, sadece) alay ediyor (ve oyalıyoruz)” (Bakara: 14)


[1] 20.10.2009 / Yeni Şafak

KAYNAK:MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ

8月20日

PROF.DR. NECMETTİN ERBAKAN: "KÜRT AÇILIMI SUNİ GÜNDEM"

ESKİ Başbakanlardan Necmettin Erbakan, hükümetin başlattığı 'kürt açılımı´ politikasını `suni gündem' olarak nitelendirdi, ``Bizim böyle bir meselemiz yok'' dedi.

MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR.
 
Balıkesir'in Edremit İlçesi'ne bağlı Altınoluk Beldesi'ndeki yazlığında dinlenen Necmettin Erbakan, Ayvalıburun Camii'nnde kıldığı Cuma namazı sonrasında, kamelyada oturup geleneksel cuma sohbetini gerçekleştirdi. Vatandaşlarla sohbet eden Erbakan, Türkiye´nin 75 milyon nüfusuyla tek bir millet olduğunu vurguladı, ``Kürt açılımı konusunda bir program yok. Bunun lafı yapılıp duruyor, bir. İkincisi de; biz 75 milyonluk tek bir milletiz. Bizim içimizde böyle bir ayrılık olmaz. Bizim böyle bir meselemiz yok. Böyle bir ayrım söz konusu değildir. Çünkü, biz her şeyden önce müslümanız. Müslümanlıkta ırkçılık yoktur. Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Hepsi tek bir ümmettir, aralarından bir fark yoktur. Bundan dolayı böyle bir meselenin orta yere çıkartılması, sünni bir iştir. Bizim tarihimize, ananemize uymaz'' dedi.
Eski başbakanlardan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, hükümetin Kürt açılımını değerlendirirken, 'Kürt açılımının lafı ediliyor. Böyle bir program yok daha. Her şeyden önce Müslümanız. Müslümanlık'ta ırkçılık yoktur. Müslümanlar birbirinin kardeşidir.' dedi.
Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldesindeki yazlığında dinlenen Erbakan, Ayvalıburun Camii´nde kıldığı cuma namazından sonra vatandaşlarla sohbet etti. Başbakanlık görevinde bulunduğu 54. Hükümet döneminin bereketli olduğunu, bu bereketin 10 yıldır da devam ettiğini söyleyen Prof. Dr. Erbakan, "Bunun sebebi adil düzendir. Biz paraları faizden kurtardık, zenginlik kaynaklarını harekete geçirdik, kaynak paketleri hazırladık. IMF'nin veya yahudi'nin emrine mi uyacaksın, yoksa insanların haklarını verip saadetlerini mi sağlayacaksın? Her şey buraya gelip bağlanıyor." şeklinde konuştu.


 
8月16日

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN: "ASLIMIZ TARİHİMİZDEDİR."

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Altınoluk Beldesi'nde yaptığı haftalık toplantısında, "Bizim aslımız tarihimizde ve söylediklerimizdedir. AKP maalesef bu güne kadar yaptıklarıyla insanımızı aslından koparıp insanlığı sömürmek isteyen bir sisteme bağlamaktan başka hiçbir şey yapmamıştır" dedi.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Altınoluk Beldesi'nde yaptığı haftalık toplantısında Müslüman'ın ve Müslümanlığın hasletlerine değinerek, "Hepimiz kendimizi kontrol etmeliyiz, acaba biz İslam dininin gerçeklerini biliyor muyuz, tanıyor muyuz diye" şeklinde konuştu.

Aslımız tarihimizdir

Zulme destek olunması durumunda bu Müslümanlığın kıymetinin kalmayacağına dikkat çeken Erbakan, "Adamlar Iraklı Müslüman kardeşlerimizin üzerine 4 bin sorti yaptırdık diye övünüyorlar. Bu 4bin sorti sonunda ölen 5 Milyon insanın vebali kimde? Onlara destek olanlarda. Bunun için kendimize gelmeye ve aslımıza dönmeye mecburuz. Bakınız bu AKP denilen parti esasında, Aslından Koparma Partisidir. Görevi insanlarımızı aslından koparıp yanlış ve sakat ideolojilere hizmet ettirmektir. Bizim aslımız tarihimizde ve söylediklerimizdedir. AKP maalesef bu güne kadar yaptıklarıyla insanımızı aslından koparıp insanlığı sömürmek isteyen bir sisteme bağlamaktan başka hiçbir şey yapmamıştır" dedi.

5 milyon Iraklının vebali

Erbakan, "Biz bunları söyleyince, efendim kime oy verelim, CHP ye mi gidelim diyorlar. Gideceğin yer elbette Saadet Partisi olmalıdır, Milli Görüş olmalıdır. Çünkü bunların arasında hiçbir fark yoktur. Birisi narkozlayarak kesiyor, diğeri ise narkozsuz olarak kesiyor. Bunların ikisi de Avrupa Birlikçidir. İkisi de işbirlikçi, ikisi de faizci. Bunları defalarca söyledik ne zaman uyanacaksınız. Görmüyor musunuz AKP Domuz Kredisi çıkartıyor. Evinde evladına Kur'an öğretene ceza veriyor. Zina suç olmaz diyor. Bunları gördüğünüz halde onların yanına giderseniz AKP'nin bütün suçlarına da ortak olursunuz. Bundan dolayıdır ki AKP sayesinde 4 bin sorti ile öldürülen 5 Milyon Iraklı Müslüman kardeşlerimizin de vebalini yüklenmiş olursunuz" ifadelerini kullandı.

Her şey şuurlu olmaya dayanıyor

Erbakan, kendi başbakanlığı döneminde memura, işçiye, esnafa, köylüye, dul ve yetime rahat nefes aldırdıklarını kayederek şunları söyledi: "Fakir fukaranın yüzünü güldürmek ve rahat nefes aldırmak hayırlı bir iştir. Biz de onu yaptık. Efendim bunlar da insanlığa hayırlı işler yapıyorlar diyorlar. Hangi hayırlı iş? Adamlar İsrail'in hayrına iş yapmaktan başka ne yapıyorlar ki? Hemen ifade edeyim ki, bu sözlerimle hiç kimsenin şahsını kastetmiyorum. Bu sözlerimle takip edilen yanlış politikaları kastediyorum. Bir babanın evladına doğru yolu bulabilmesi için nasihat etmesi gibi ben de bunlara nasihat ediyorum. Faize girmeyin, biz havuz sistemi ile nasıl milletimizin yüzünü güldürdüysek siz de öyle yapın ve milleti rahatlatın diyorum. Fakat her şey gelip şuurlu olmaya dayanıyor. Bundan dolayıdır ki Milli Şuur ve Milli Görüş kurtuluş reçetesidir" dedi. Erbakan konuşmasının sonunda bir soru üzerine Kürt açılımını da değerlendirerek "Biz Türküyle Kürdüyle 75 Milyon kardeş bir milletiz. Dış güçlerin oyununa gelerek yanlış iş yapılmamalıdır" uyarısında bulundu.

5月2日

NATO'NUN BAŞINA İSLAM DÜŞMANI VE ERBAKAN'IN İRAN ATAĞI.

54.TC. Hükümeti Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Erbakan Hoca'nın yıllardır:

  "Siyonist sömürü canavarının üst çenesi olan komünizmin iflas edip Sovyet tehdidinin ortadan kalkması üzerine, NATO yeni ve daha tehlikeli düşman olarak İslam'ı seçmiş ve düşman rengini kızıl'dan yeşil'e geçirmiştir" sözleri, Hz. Muhammed (A.S.) düşmanı ve PKK yandaşı Rasmussen'in NATO sekreteri olmasıyla ispatlamış bulunmaktadır.


  Neden Rasmussen tercih ediliyordu?

  George W. Bush, Tony Blair ve Anders Fogh Rasmussen. 9 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra önce Afganistan, sonra da Irak'ta başlatılan savaşın üç ana kahramanıydı. George W. Bush yönetimi, Saddam Hüseyin'in kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olduğu yalanını BM Genel Kurulu'nda söylemiş, İngiltere ve Danimarka bu yalan doğrultusunda başlatılan savaşların en ön cephesinde Amerikan askerleriyle omuz omuza savaşa tutuşmuşlardı. Blair ile Rasmussen'in siyasi yaşamlarını birleştiren bir ana konu daha vardı: Her ikisi de kendi ulusal istihbaratlarından gelen 'Irak'ta kimyasal-biyolojik silah tespit edilemedi' yönündeki raporları 'hasıraltı' etmiş, kendi parlamentolarına da yalan söylemekten sakınmamışlardı. Bir gerçeği kabul edelim. Afganistan ve Irak'ta Amerikan askerlerinin yanında açıkça savaşan üç ülke bulunmaktaydı: Kanada, Hollanda ve Danimarka. Özellikle Hollanda ve Danimarka komandoları (her iki ulusun da komandoları dağlık-karlı alanlarda savaşın uzmanları olarak tanımlanıyor) Afganistan'da ciddi kayıplar da vermiş durumdalardı. 'Danimarkalı' Rasmussen görevi kimden devralacaktı? 'Hollandalı' NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'dan. Başka söze gerek var mı? diye soran yazar, herhalde NATO'nun emperyalizmin ordusu olduğuna ve özellikle Yahudi asıllıların bu şeytan ordusunun başına oturtulduğuna dikkat çekmeye çalışmıştı.

  Bunlar nasıl misafirdi?

  Rasmussen İstanbul'da, İslâm dünyasından özür dilemek bir yana karikatür krizini ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirerek küstahlıkta son noktaya ulaştı. ABD'nin yeni Başkanı Obama da, başkent Ankara'da misafir olduğu Türkiye'yi şoke etti. Obama sözde Ermeni soykırımı konusunda Ermeni lobilerine verdiği sözün arkasında olduğunu söyledi

  Karikatür saygısızlığı için değil, sargılı kolu için özür diledi

  Karikatür krizinin başlıca aktörlerinden olan Danimarka'nın eski Başbakanı Rasmussen'nin NATO Genel Sekreterliği için adaylığına karşı çıkan Türkiye'ye verilen sözler tutulmadı. Rasmussen'in karikatür krizi nedeniyle İstanbul'da İslâm dünyasından özür dilemesi bekleniyordu. Rasmussen dalga geçer gibi medyanın karşısına kolu sargılı çıktığı için özür diledi.

  Obama: Ermeni soykırım yalanıyla ilgili: "Düşüncelerim kayıt altında" demekten çekinmemişti

  Ankara'da konuk olarak bulunan ABD Başkanı Obama, Ermeni lobilerine verdiği sözden dönmediğini söylemişti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile buluşan Obama, görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Ermeni iddialarıyla ilgili görüşlerini değiştirip değiştirmediğinin sorulması üzerine, "Düşüncelerim kayıt altındadır. Görüşüm değişmedi" diyerek asgari bir nezakete bile gerek görmemişti.

Hani Başbakan Rasmussen'e asla razı olmayacaktı?

  Türk milleti resmen kandırılmıştı!

  Strasbourg'da gerçekleşen NATO zirvesi sırasında, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliği'ne adaylığına Türkiye'nin direnmesi kısa süreli bir şovdan ibaret kalmıştı.

  Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in NATO genel sekreterliğine adaylığı için ittifak kuran Almanya, Fransa ve İngiltere'ye Türkiye'den onay verilmemesi nedeniyle kısa süreli bir kriz yaşanmış ancak Türkiye'ye verilen bazı taahhütlerle bu kriz aşılmıştı. Taahhütler, Roj TV'nin yayınının kesileceği, Rasmussen'in İslam dünyasından özür dileyeceği, NATO Genel Sekreter Yardımcısının, Silahsızlanmadan sorumlu üyenin ve Afganistan'daki NATO temsilcisinin Türklerden seçileceği yolundaydı.

  Ancak, uzmanlar, söz konusu taahhütlerin gerçekte Türkiye'ye zararlarının yararlarından çok daha büyük olacağını açıklamıştı. Güvenlik kaygısından hareketle, PKK terör örgütünün bir uzantısı olan Roj Tv'nin kapatılması şartı yerine getirilmiş gibi gösterilse de aslında, "Danimarka mahkemelerinin ancak yeterli kanıta ulaşması ve mahkeme kararıyla söz konusu televizyonun kapatılmasına karar verilmesi ile" Danimarka mahkemeleri daha önce delil yetersizliğinden Roj Tv'nin açık kalması yolunda karar almışlardı.

Öte yandan, Karikatür krizi dolayısıyla İslam dünyasında sevilmeyen Rasmussen'in İslam dünyasından özür dileyeceği belirtilmişti, ama Türkiye ziyaretinde buna yanaşmamıştı.

  ABD, bizi Afganistan'a çekiyordu

  Türkiye'nin Afganistan'daki NATO temsilcisi olması ise, Amerika için bir bataklık haline gelen Afganistan'ın yükünün Türkiye'ye devredilmesi anlamını taşımaktaydı. Zaten ABD yönetimi uzun süreden beri Türkiye'yi bölgeye daha aktif biçimde çekmeye çalışarak bunu yapmaya çalışmaktaydı. Böylece Türkiye, aslında bir taviz koparmış olmuyor, ABD'nin bir isteğini gönüllü bir biçimde kabul ederek büyük bir riske giriyordu. NATO Genel Sekreter Yardımcısının Türk olacağı ise doğru. Ancak sadece bir tane değil, çok sayıda yardımcı var ve Türkiye de bunlardan sadece biri olacaktı. Genel sekreterlik makamından sonraki en stratejik konum olan Genel Sekreter Vekilliği ise yine başka bir ülkeye verilmesi kararlaştırılmıştı.

 

Fetullahçı Zaman Gazetesi ise tam bir münafıklık psikolojisi ile bütün bu hakaret ve hıyanetleri "Tarihi ve sıcak mesajlar" şeklinde aktarıyordu

1- ABD hiçbir zaman İslam'la savaş'ta değildir, olmayacaktır da. (Oysa Bush'un Irak işgalini yeni bir Haçlı Seferi olarak ilan ettiğini herkes hatırlayacaktır)

2- AB üyeliğinizi şiddetle istiyoruz. Türkiye ile model ortaklık kuracağız. Ziyaretim, mesajdır. (Oysa bu Türkiye'nin değil Sarkozy'nin planı ve tuzağıdır)

3- Hiçbir terör örgütünü desteklemeyiz. PKK ve El Kaide ortak düşmandır. (Bu Türkiye'yi Afganistan'da Müslüman katliamına ortak etme palavrasıdır)

4- Birçok Amerikan ailesinde Müslüman üyeler var. Ben de onlardanım. (Bu sözler de Yahudi anasını ve Siyonizm hizmetkârlığını saklama münafıklığıdır)

Zaman "Rasmussen gönül aldı, İnançlara saygılıyım"  baş manşetiyle gerçekleri çarpıtıyordu

Türkiye'nin NATO Genel sekreteri olmasına itiraz ettiği Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Hz. Muhammed'i tahkir eden karikatürler nedeniyle doğrudan özür dilemedi, İslam Dünyasının gönlünü almaya Fetullahçı Zaman Gazetesi ise tam bir münafıklık psikolojisi ile bütün bu hakaret ve hıyanetleri "Tarihi ve sıcak mesajlar" şeklinde aktarıyordu

1- ABD hiçbir zaman İslam'la savaş'ta değildir, olmayacaktır da. (Oysa Bush'un Irak işgalini yeni bir Haçlı Seferi olarak ilan ettiğini herkes hatırlayacaktır)

2- AB üyeliğinizi şiddetle istiyoruz. Türkiye ile model ortaklık kuracağız. Ziyaretim, mesajdır. (Oysa bu Türkiye'nin değil Sarkozy'nin planı ve tuzağıdır)

3- Hiçbir terör örgütünü desteklemeyiz. PKK ve El Kaide ortak düşmandır. (Bu Türkiye'yi Afganistan'da Müslüman katliamına ortak etme palavrasıdır)

4- Birçok Amerikan ailesinde Müslüman üyeler var. Ben de onlardanım. (Bu sözler de Yahudi anasını ve Siyonizm hizmetkârlığını saklama münafıklığıdır)

Zaman "Rasmussen gönül aldı, İnançlara saygılıyım" baş manşetiyle gerçekleri çarpıtıyordu

Türkiye'nin NATO Genel sekreteri olmasına itiraz ettiği Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Hz. Muhammed'i tahkir eden karikatürler nedeniyle doğrudan özür dilemedi, İslam Dünyasının gönlünü almaya çalıştı. Medeniyetler İttifakı toplantısında konuşan Rasmussen, Dinlere, dini sembollere ve insanların dini duygularına saygı duyduğunu belirtti. Hz. Muhammed de dahil olmak üzere, hiçbir zaman hiçbir dini figürün insanları rahatsız edecek şekilde kullanılmasından yana olmadığını kaydetti. 1 Ağustos'ta NATO Genel Sekreterliği koltuğuna oturacak olan Rasmussen, "Önceliklerimden biri, Müslümanlarla diyalog ve ilişkileri artırmak olacak" dedi. Danimarkalı konuk, terör örgütü PKK ile Roj TV arasında bir bağlantı tespit edilmesi halinde kanalın kapatılacağını söyledi.

Obama bastırınca, Erdoğan yine geri atım atıyordu

Başbakan Erdoğan'ın Rasmussen'in genel sekreterliğine paşa paşa onay vereceğini, boşuna efelendiğini söylemiştik. Aynen öyle oldu. Bizimki efeliği son dakikaya kadar sürdürdükten sonra Cumhurbaşkanı Gül'le birlikte aniden yelkenleri suya indirdi. Bunca blöften sonra Rasmussen'e neden onay verildi. Davos Fatihi onu şöyle anlatıyor:

''Son gelinen noktada çekincelerimizin ABD Başkanı Obama garantörlüğünde çözüldüğüne dair bize bilgiler geldi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Gül de bu noktadaki 'olurumuzu' verdi. Çekincelerimiz konusunda verilen garantiler umarım yerine getirilir... Roj TV'nin yayınının durdurulması, İslam ülkeleri ile NATO arasında ittifakın kurulması, birinci derecede yardımcıları arasında Türk'ün yer alması ve komuta kademesinde askerlerimizin bulunması önem arz ediyor. Bu konuda taahhüt aldık."

Hepsi yuvarlak laf... Hiç değilse Roj TV'nin durdurulması konusunu sağlama alsalardı. O bile yok...10[1]

  Obama'nın sürprizleri...

  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Kürdistan" dedi-demedi. Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, "PKK'ya silah bırak" dedi-demedi.  Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, "Roj TV'yi kapatma sözü" verdi-vermedi. Son günlerde Türkiye Cumhuriyeti'nin zirvesi adeta med-cezir yaşıyor. Bu kadar kısa sürede kafamız hiç bu kadar karıştırılmamıştı. Ankara ve İstanbul'da bir  dizi ziyaretlerde bulunan ABD Başkanı Obama bilinenlerin haricinde, hangi sürprizleri AKP Hükümeti'nin kucağına bırakıp gitti acaba?!..

  Türkiye, veto kozunu kendine karşı kullanan bir ülke konumuna düşüyordu

  Çok iyi hatırlıyorum. Kürsüde yan yanaydılar. AKP'nin AB'yi kullanarak iç politikada istediği rotayı tutturmaya çalıştığı, AB'nin AKP'yi kullanarak Türkiye'ye istediği biçimi vermeye çalıştığı günlerden bir gün...

  Türkiye Başbakanı Erdoğan, Danimarka Başbakanı Rasmussen'e döndü ve "ikiyüzlüsünüz" dedi. Aradan yıllar geçti. Türkiye'nin de oyuyla Rasmussen NATO Genel Sekreteri seçildi. Sözüm ona, Türkiye, posta koymuş, Rasmussen'in seçilmesine itiraz etmişti. Bir anda adamın genel sekreter olduğu açıklandı. Neymiş, ABD Başkanı Obama garanti vermiş, Rasmussen, PKK'nın yayın organı Roj TV'yi kapatacakmış...

  Yalan, yine yalan, yine yalan... 70 milyonluk bir ülke ancak bu kadar açık açık aldatılabilir. Zaten adam, Roj TV'yi kapatacağını falan da söylemiyor, "İnceleyeceğim" diyor. Kaldı ki, kapatsa ne olur? Bu terör kusan televizyon, başka bir isim altında yayınını sürdüremez mi? Geçmiş ola...

  Türk Hükümeti, bile bile, Türkiye'ye karşı teröre destek veren bir politikacıyı NATO Genel Sekreteri seçmiştir. Karşılığında hiçbir şey almadan. Karşılığında hiçbir şey almadan, aynı anda Fransa'nın NATO askeri kanadına dönüşüne onay verdiği gibi... Tıpkı 12 Eylül 1980'den sonra, karşılığında hiçbir şey almadan Yunanistan'ın askeri kanada dönüşüne olur verdiği gibi... "Rasmussen'den başka adayları da görelim bakalım" demek yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir görüşme, tartışma yok. Kamuoyunu bilgilendirme, muhalefetten görüş alma yok. Ne var? Havada laflar... "Obama sözlü garanti verdi, biz de ikna olduk, eveti çaktık"... Hayırlara vesile olsun!..

  Elindeki en önemli kozunu, veto hakkını kendi aleyhine kullanan bir ülke daha var mıdır acaba?

Üstelik aşağılanarak. Hafif bir itiraz sesi yükseldi mi, Olli Rehn'in ne dediğini de duyduk. "Rasmussen'i veto ederseniz, AB üyeliğini unutun."...11[2]

İslamofobi aşılamak hoşlarına gidiyordu

  İngiliz Hükümetinin desteklediği bir vakfın dergisinde yayınlanan karikatürde Müslümanlar terörist olarak gösteriliyordu. Karikatürde bir çocuk başörtülü Müslüman kızı, "O bir terörist" diye işaret ediyordu. Yani açık açık İslamofobi aşılıyor, kendileri gibi düşünenlere. Bunların yüzlerindeki maskeleri düştükçe, gerçek yüzleri gözüküyor. Danimarka ve İngilizlerin ortaya koyduğu küstahlıklar, "Medeniyetler Arası İttifak"ın mayasının ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor. Bu bozuk mayalıların Müslümanlara karşı "hoşgörü" göstermesi mümkün değil.

NATO Tuzağı ve iktidarın tutarsızlığı

  Küstah Rasmussen'in (NATO Genel Sekreterliği'ne Türkiye'nin itirazına karşı baskı iki yönden yaşandı... Birincisi NATO Zirvesine katılan Cumhurbaşkanı Gül'e, diğeri de Başbakan Erdoğan'a karşı yapıldı. Tüm bu çabalar sonucunda Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ikna edilerek Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliği'ne Türkiye'nin onay verdiği açıklandı.

  Peki, Rasmussen'ın genel sekreterliğine Türkiye karşı çıkarken ileri sürdüğü gerekçeleri bu ikna çalışmaları sonucu ortadan kaldırıldı mı? Hayır... Sadece Rasmussen'in verdiği sözler ve Obama'nın kefaleti vardı!..

  Bu noktada elde edildiği belirtilen diğer iki gelişmeden birisi NATO Genel Sekreteri'nin yardımcısının Türk olması ve bundan sonra NATO komuta kademesinde Türk komutanların bulunması.

  Tüm bu taahhütler yerine getirilse bile esas dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir husus vardı. O da NATO Genel Sekreterliği'ne Rasmussen'in getirilmesi hususunda Gül'e baskı yapan Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve İngiltere Başbakanı Brow'nun "AB içinde biz bu kararı aldık" şeklindeki vurgularıydı. Demek ki AB ile ABD arasındaki ayrılık sadece laftaydı. Hatta AB, ABD'nin Avrupa'daki uzantısı ve örgütü olarak sayılmaktaydı.

  Bunlar işin bir boyutu. Bizi esas ilgilendiren diğer boyut ise belli ki AB ülkeleri kendilerini NATO'nun bir paçası sayıyor ve genel sekreterin belirlenmesi hususunda ortak bir karara varabiliyor. Bunu yaparken ortaklık müzakerelerini sürdüren Türkiye'ye ile görüşme yapmaya bile gerek duyulmuyor. Bir başka ifade ile Türkiye'nin AB'de esamesi okunmuyor. Türkiye'nin dışlandığı ve NATO ile bütünleşmiş bir AB'de de Türkiye'ye sadece taşeronluk düşüyor. Kısacası, Türkiye'nin AB'ye üye yapılacağına dair bir belirti hala görünmüyor. Kaldı ki, NATO Genel Sekreteri konusunda ortak karar alabilen AB üyeleri ortaya çıkan krizi aşabilmek için Türkiye'nin üyeliği konusunda yeni bir adım atmaya ve bu noktada en ufak bir söz vermeye bile yanaşmıyor. Yani AB ile NATO'yu aynı kabul eden Avrupalılar NATO üyesi Türkiye'yi kesinlikle kendilerinden saymıyorlar.12[3]

İran'dan ABD'ye: "Bizi oyalamayın!" çağrısı

Ali Ekber Cevanfer, Ahmedinecad'ın basın danışmanıydı. Obama'nın 'İran açılımıyla' ilgili bir yazı yazmıştı: 'Geleneksel olarak ABD'de Cumhuriyetçiler, Demokratlardan daha dürüsttür. Yapacaklarını açık açık söylerler. Bush, bütün dünyanın nefretini kazandı, kimse ABD'ye güvenmemeye başladı. Ama şu gerçeği de kabul edelim, Bush'un söyledikleriyle yaptıkları tutarlıydı. Vuracağım diyordu ve vuruyordu!

  'Başkan Obama, İran'la masaya oturmaktan, açık açık konuşmaktan söz ediyor. Bu, olumlu bir gelişmedir... Geçmişte ABD, sürekli İran'ın, iç işlerine karıştı... Hatta Saddam'ın İran'a saldırmasına ön ayak oldu!

  'Bu nedenle Bay Obama'nın yaklaşımlarını biraz kuşkuyla izliyoruz. Geçmiş izlenimlerimiz zorluyor bizi buna.

  ‘İşe, geçmişin hatalarını onararak başlamak zorundayız. Nevruz bildirisinde Bay Obama, İran'ın kültürüne, uygarlığına, sanatına, müziğine duyduğu saygıdan söz ediyor. Ama hemen ardından, İran'ın kitle imha silahları üretmekten vazgeçmesi gerektiğini söylüyor.

  Bu iki söylem arasında ciddi bir çelişki var.

  'Biz, hiç bir ülkeye saldırmadık, saldırmayı da düşünmüyoruz. Kitle imha silahı üretmek gibi bir amacımız da yok. Bizim terörle, kan dökmekle, adam kesmekle ilgimiz, ilişkimiz olamaz! 'Başkan Obama 'değişim' diyor her fırsatta... Ama bütün dünyanın bu 'değişim'i somut bir biçimde görmesi gerekir diyerek Obama'nın samimi olmadığını, hem İran'ı hem dünyayı oyaladığını anlatmaya çalışıyordu.

Ahmedinecad ve Chavez Siyonizm'e karşı el ele veriyordu ve Erbakan İran'a gidiyordu!

Her ikisi de emperyalist ABD karşıtı olan Ahmedinecad ve Chavez, yeni bir dünya düzeni kurulmasını ve Birleşmiş Milletler'de reforma gidilmesini istiyordu. İki lider, şimdiye kadar birçok görüşme yaparken, iki ülke arasında son 3,5 senede 186 anlaşma imzalandığı dikkat çekiyordu.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, 2 günlük ziyaret için ülkeye gelen Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'le görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, küresel krize karşı 10 yıllık plan hazırlayacaklarını ifade ediyordu. Ahmedinecad, "İran-Venezuela ilişkilerinde yeni bir ortak devrimci cephe açılmıştır. Bu, sadece iki ülke menfaatlerine hizmet etmeyecek, dünyada da barış ve kardeşliğin teşviki için model olacaktır" diyordu. İran Cumhurbaşkanı, iki ülkenin uluslararası pek çok konuda ortak yaklaşım içinde olduklarını açıklıyordu.

Chavez ise, dünyadaki mevcut ekonomik krizin "kanser gibi yayıldığını" belirtiyor ve krizin, İran ve Venezuela ekonomilerinin gelişmesi ve ülkelerin kalkınması için fırsat olabileceğini dile getiriyordu. İki ülke arasında ortak kalkınma bankası kurulması da planlanıyordu.

Her ikisi de emperyalist ABD ve Siyonist İsrail karşıtı olan Ahmedinecad ve Chavez, yeni bir dünya düzeni kurulmasını ve Birleşmiş Milletler'de reforma gidilmesini savunuyordu. İran ve Venezuela arasındaki karşılıklı ticaret 5 milyar dolara ulaşıyordu. İran'a 7 ziyaret gerçekleştiren Chavez, bu ülkeyi "ikinci vatanı" olarak nitelendiriyordu. Chavez, İran'ın nükleer enerji programını da destekliyor. İran, iki ülke arasındaki ilişkilere katkılarından dolayı 2006'da Chavez'e devlet madalyası veriliyordu.

Ve hele T.C. 54. Refah-Yol Hükümetinin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ve Dini Liderinin özel davetiyle ve İran'a yönelik bir saldırı hazırlığı öncesinde bu ülkeye yaptığı ziyaret tarihi bir önem ve anlam taşıyordu.

Yoğun bir gündemle Tahran'da bulunan Erbakan'a en üst devlet protokolü uygulanıyordu

İnsanlık sömürü ve zulme mahkûm değil!

12 Nisan 2009 Pazar günü İran gezisine başlayan Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet'in Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın, Tahran'daki görüşmeleri tarihi bir gelişmeydi. Devlet protokolü uygulanan Erbakan'ın, Tahran'daki temaslarına büyük ilgi gösterilmişti.  Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin örnek bir şekilde gelişmesi gerektiği kaydedilen görüşmede,  dünyada barış ve adaletin tesis edilmesi için "Yeni Bir Dünya'nın kurulması mesajı" da verilmişti.

Rafsancani: D-8'e çok büyük önem veriyoruz

Yaklaşık iki saat süren Erbakan-Rafsancani görüşmesinde ağırlıklı olarak D-8'ler ile Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler değerlendirildi. Halen İran İslam Cumhuriyeti Düzenin Yararını Tesis Konseyi Başkanı ve Tahran Cuma Namazı İmamı görevlerini yürüten Rafsancani, konuşmasında D-8'in önemine dikkat çekerek: "D-8'i kuran sekiz ülke eğer kararlı ve gerçek bir işbirliği yaşasaydı İslam dünyası bugün bu halde olmazdı" demiş ve İran olarak D-8'e büyük önem atfettiklerini belirtmişti. Erbakan'a, "D-8'in mimarı' olarak hitap eden İran eski Cumhurbaşkanı Rafsancani, "Zatialinizin D-8'lerle başlatmış olduğu bu büyük harekete Türkiye'de mutlaka devam edecektir. İnanıyorum ki ziyaretiniz İran ile Türkiye'nin çok daha yakınlaşmasına vesile olacaktır" sözleri dikkat çekmişti.  Adalet ve barışın hakim olacağı 'Yeni Bir Dünya'nın çekirdeğini D-8'lerin oluşturduğunu hatırlatan Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan ise: Türkiye ve İran'ın da D-8'lerin en önemli iki ülkesi olduğunu özellikle belirttikten sonra: "D-8'ler nüfus itibariyle en büyük bloktur. Ciddi bir işbirliğiyle dünyaya yön verebilecek bir güçtür" diyerek, Türkiye ve İran arasındaki örnek işbirliğinin D-8'ler, D-60'lar ve bütün dünyada ezilmekte olan 160 ülkeyi kapsayan D-160'lar için bir numune teşkil edeceğini kaydetmişti.  Erbakan, İran'a ciddi ve kararlı adımların atılması maksadıyla geldiğini söyleyerek: "Yeni Bir Dünya'nın kurulması için kaybedecek vakit kalmadığını, insanlığın biran evvel sömürü ve zulüm dünyasından kurtarılmasını, bunun için de hem Türkiye'ye hem de İran'a büyük görev düştüğünü ve işbirliği yapılmasını" ifade etmişti.

Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'a, gittiği İran'da büyük bir ilgi ve sevgi gösterilmişti. Tarihi temaslarına başlayan Erbakan'ı İran eski Devlet Başkanlarından Ali Ekber Haşimi Rafsancani ile bir araya gelmişti. Yaklaşık iki saat süren görüşmede D-8'in önemi üzerinde durulurken, dünyada barışın ve adaletin tesisi için "Yeni Bir Dünya'nın kurulması" yönünde ortak mesajlar verilmişti.

Erbakan'a anlamlı karşılama

Millî Görüş Lideri ve 54.Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı Tahran havaalanında İran Parlamentosu İktidar Partisi Genel Başkanı Ayetullah Kharazi ve üst düzey İranlı yetkililer ile Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Selim Karaosmanoğlu karşılamıştı. İnsanlığın bugün bir sömürü ve zulüm dünyasında yaşamaya mahkûm hale getirildiğini söyleyen Erbakan ise, barış ve adaletin bir an önce tesis edilmesi gerektiğini anlatmıştı. "Bulunduğumuz noktada dünya ırkçı emperyalizmin kuvveti üstün tutan zihniyetin esiri ve kölesi olarak bir zulüm zindanına dönüştürülmüştür" diyen Erbakan: "Faizci kapitalist nizam insanlığa saadet değil, gözyaşından başka bir şey vermemiştir. Bu gidişata dur diyebilmek ancak faizci kapitalist nizama dayalı bir dünya yerine  'Adil Bir Düzen'e dayalı 'Yeni Bir Dünya'nın kuruluşuyla mümkündür" sözleriyle İran ziyaretinin amacını da ortaya koymaktaydı.  Türkiye ve İran'ın önemli iki büyük ülke olduğunu vurgulayan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Türkiye ile İran arasında örnek bir işbirliğinin gerçekleştirilmesi gerektiğini belirterek, kendisinin bu nedenle Tahran'da olduğunu hatırlatmıştı. Erbakan, iki ülke arasındaki münasebetlerin geliştirilmesinin, bölgesel ve evrensel barışın tesisi için büyük bir anlam taşıdığını da vurgulamıştı.

Kharazi:  "Erbakan büyük bir devlet adamıdır!"

Yaklaşık bir hafta süren İran gezisinde Erbakan, büyük bir ilgiyle karşılandığı Tahran'da önemli görüşmeler gerçekleştirilmişti. Milli Görüş Lideri, gezisinin ilk gününde iktidar partisi üst düzey yöneticileriyle bir araya gelmişti.  İran'daki çalışmaları hakkında Erbakan'a bilgi veren İran Parlamentosu İktidar Partisi Başkanı Kharazi son siyasi gelişmeleri değerlendirdikten sonra: Erbakan'ın büyük bir devlet adamı olduğunu, kendisini örnek aldıklarını, tecrübe ve görüşlerinden faydalanacaklarını" belirtmişti. Erbakan Hoca'nın; Siyonist ve emperyalist merkezlerde ve Amerika'daki Yahudi Lobilerinde büyük merak ve dikkatle izlenen İran ziyareti, önümüzdeki süreçte dünya dengelerini derinden etkileyecek önem ve özelliğe sahipti.


[1] Melih Aşık / Milliyet

[2] Hikmet Bila / Vatan

[3] Abdulkadir Özkan / Milli gazete
 

日志


11月23日

Erbakan Hoca’nın ANKARA MİLLİ GENÇLİK ŞAHLANIŞ Konuşması

Türkiye’nin ve bütün insanlığın büyük kurtarıcıları olarak, hepinizi alnınızdan öpüyorum, sevgiyle kucaklıyorum.

Bu muhteşem manzarayı ve heyecanı görünce; “Rahmetli Necip Fazıl’ın: “Ne zamanki bu statlar ve salonlar, futbol sevdası için değil, Hakkın davası için dolup taşarsa, kurtuluş yakın demektir” sözünü hatırlıyorum.

Önce, Milli Görüş’ü tanıtarak ve anlamını hatırlatarak başlayalım:

1- Milli Görüş; Malazgirt, Kosova, Niğbolu, İstanbul, Çanakkale, Galiçya, Sakarya, Kıbrıs demektir.

Milli Görüş; Sultan Fatih, Ulubatlı Hasan, Seyid Çavuş, Hasan Basri Çantay, Rıdvan Hoca ve Sütçü İmam demektir.

2- Şu söyleyeceğim söze kulak veriniz.

Milli Görüş’ü bilmek için, bu günkü olayları doğru değerlendirmek için, mutlaka tarihimizi yakinen tanımak mecburiyetindeyiz.

İşte Milli Görüş’ün temsil ettiği büyük manadan dolayıdır ki, şimdi söyleyeceklerime dikkat ediniz.

Her hangi bir kimse,

- Malazgirt’te inanışının şahlanışını ruhen yaşama sırrına ermeden,

- Kosova’da, Niğbolu’da bir kılıç olup parlayıp kükremeden,

- Ulubatlı Hasan olup İstanbul’u fethetmeden,

- Sultan Fatih olup atını denize sürmeden,

- Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa’nın içine yürümeden,

- Seyid çavuş olup 250 kiloluk mermiyi “Ya Allah!” deyip namluya sürmeden.

- Bir insan Sakarya’nın siperlerine girmeden

- Ve Kıbrıs’ta düşman tahkimatının arasından geçmeden

Milli Görüş’ün ne olduğunu anlayamaz!

3- Milli Görüş; Milletimizin inancı, tarihi, kimliği ve kendisidir.

4- Milli Görüş; İstiklal Savaşını yapan, tek başına bütün emperyalist dünyaya meydan okuyup kazanan görüş demektir.

5- Milli Görüş; Sultan Alparslan'ın, Sultan Fatih'in görüşüdür. Onlar ne sağcıydı ne solcuydu; elbette Milli Görüşçü şahsiyetlerdi.

6- Sovyetler dağılmadan önce, “sağcı mısın, solcu musun?” diye soruluyordu. Bunun yerine bugün ise insanlar yine ikiye ayrılıyor. “Siyonist destekçisi işbirlikçi misin, yoksa Milli Görüşçü biri misin? Milli Görüşçüler; Milli şuur, Milli onur ve Milli sorumluluk sahipleridir.

Milli Görüş Harekâtı nedir?

1- Bu milletin aslına dönmesidir. Taklitçilikten ve Batı’ya teslimiyetçilikten vazgeçilmesidir.

2- Batı taklitçisi Batıl partileri bırakıp, Hakka ve doğruya yönelmektir. Yani “Durun ey kalabalıklar bu yol çıkmaz sokak, gittiğiniz yol yanlıştır” demektir.

3- Rahmetli Necip Fazıl’ın dediği gibi; 20 yıldan beri çeşitli partiler kurulmuş, ama bunlar Millete, maalesef hakaret ve hıyanete yönelmişlerdi. Şimdi 1969'dan itibaren Milli Görüş'le milletimiz kendini savunma hakkını ve fırsatını elde etmiştir…

Rahmetli Eşref Edip şöyle demişti: Ben artık gönül huzuruyla ölebilirim. Çünkü 40 yıldan beri bu milletin özüne dönebileceğini savunup bekledim ve bugün Milli Görüş'le bu gayemin gerçekleştiğini görüp hedefime eriştim.

4- Milli Görüş, Yeni Bir dünyayı kurma hareketidir. Bütün insanlığı kucaklayan plan ve projelerin sahibi ve takipçisidir.

Milli Görüş'ün Kimyası:

1- Milli Görüş, maneviyatçıdır. Yani ahiret inancını taşır. Diğerleri materyalist ve maddiyatçıdır.

2- Milli Görüş, Hakkı Üstün tutmakta, haklıyı savunmaktadır. Diğerleri güce dayanır ve güçlüden yanadır.

3- Milli Görüş, nefis terbiyesini esas alır. Diğerleri nefsi arzularının peşinde koşmaktadır.

Milli Görüş’ün fiziği:

Hidayet: Hayrı ve şerri ayırmak demektir

Feraset: Hangi olay insanı hayra götürür, bunu sezmektir.

Dirayet: Hayra götüren yolları azimle ve aşk ile uygulama gayretidir.

İşte Milli Görüş sahibiyseniz, Cenab-ı Allah bu nimetleri size verir.

Tılsım sizde değil, Milli Görüştedir.

Eğer Milli Görüş Gömleğini çıkarırsanız geriye sıfır kalır, artık o bir hiçtir.

Milli Görüş'ün ilk astığı afiş: “Hak geldi Batı zail oldu” Bunun anlamı Batıl sıfır hükmündedir. Güneş doğduğunda karanlık kaybolur demektir.

Milli Görüş’ün ilk sloganı: “Ne sağdayız ne solda, Hak yoldayız Hak yolda” cümlesidir.

Milli Görüş’ün ilk üyesi: Malazgirt camisinin fahri imamı olan muhterem Hoca efendidir. Anadolu’muzun kesin fethi ve vatan edilmesi Malazgirt zaferiyle gerçekleştiğinden, bu özellikle tercih edilmiştir…

Milletimiz ne zaman zor şartlarda kalırsa yeniden Milli Görüşe sarılarak Hakka ve hürriyete erişmiştir ve bu yolda yürümeye devam edecektir. 

Milli Görüş şahlanışı Konya'da başlamıştır. Muhittin Arabi bunu 1000 yıl öncesinde yazmış ve “Kurtuluşun Konya'dan başlayacağını” haber vermiştir.

Siyasete girdiğimizde bize: “tek çiçekle bahar olmaz” dediler, biz ise; evet, “bir çiçekle yaz olmaz, ama her yaz bir çiçekle başlar” dedik ve Allah'ın lütfuyla şimdi Milyonlarca çiçeğe eriştik.

Milli Görüş’ün yaptığı 5 temel hizmet vardır:

1- Milletimizin özünü temsil etmiştir.

Çünkü Milli Görüş varsa millet ayakta kalacaktır.

Eğer, Milli Görüş çıksa millet dağılacaktır.

2- Bu milletin kurtuluş ilacının tohumu Milli Görüştedir

3- İşbirlikçi ve gayri milli iktidarların bütün tahribatını önlemiş ve tedavi etmiştir.

4- Milli Görüş, bu milletin İsrail’e vilayet olmasını ve parçalanmasını engellemiştir.

5- Milli Görüş, Türkiye’yi asılına özüne çeken bir römorkör gibidir. Varlığı bile Batıl zihniyetleri hizaya getirmeye yeterlidir.

Milli Görüş’ün yapacağı 2 büyük hizmet kalmıştır, bunları da inşaallah yakında başaracaktır:

1- Yeniden Büyük Türkiye’yi Kuracağız

2- Yeni Bir Dünyayı kuracağız

Kim bunları istiyorsa Milli Görüşte yerini almalıdır:

1- Kim, maneviyatçılık olmadan, sorumluluk ve hesap duygusu taşımadan saadet olmayacağına inanıyorsa.

2- Kim, Hakkı üstün tutuyor, haklıyı savunuyor ve zulme karşı çıkıyorsa.

3- Kim, barışı korumak, savaş ve anarşiden kurtulmak istiyorsa.

4- Kim, milletiyle, ülkesiyle ve devletiyle bütünlük içinde varlığını ve bağımsızlığını sürdürmeyi amaçlıyorsa.

5- Kim, tarihteki şerefli yerini tekrar almayı hedefliyorsa.

6- Kim, her yönden bağımsız ve kalkınmış bir Türkiye arzuluyorsa

7- Kim, gerçek bir hürriyet ve demokrasinin sağlandığı, temel insan haklarının kollandığı kâmil manada din hürriyetine (yani ifade, eğitim, örgütlenme, inancına uygun yaşama özgürlüğüne) sahip kılındığı bir ülkenin hasretini çekiyorsa.

8- Kim, müreffeh ve mutlu bir hayat düşlüyorsa.

9- Ve her kim, “Önce Türkiye” deyip, Milli çıkarlarını şahsi hesaplarının üstünde tutuyorsa işte bunlar biran evvel Milli Görüş saflarına katılmalıdır.

Şimdi sizden heyecan istiyorum. Ne için istiyorum biliyor musunuz?

Hasta annesine bir ekmek alabilmek için arabanın peşinde koşan, çöplerden yemek toplayan çocukları kurtarmak için sizden heyecan istiyorum!

Filistin’de üzerine kurşun sıkılan masum yavruları korumak için heyecan istiyorum!

Afrika'da en basit bir ilacı dahi bulamadığı için, açlıktan ve hastalıktan can veren milyonların imdadına koşmak için sizden heyecan istiyorum!

Peki, bu heyecanı kazanmak üzere ne yapacağız?

  1. Önce çelikleşip bileneceğiz.
  2. Sonra lafı bırakıp üretime geçeceğiz.

Çelikleşmek için gereken 5 şey:

Var olacağız: Üniversitelerimizin her fakültesinde ve her sınıfında temsilcilerimizi bulacağız.

Eğitilmiş olacağız: Bütün temsilcilerimizi eğitip olgunlaştıracağız.

Plan programlarımızı noksansız uygulayacağız: Haftalık toplantılarımızı noksansız bir şekilde yapacağız.

Takip ve değerlendirme yapacağız: Çalışmalarımızı takip edip noksanlarımızı tamamlayacağız.

İntaç, sonuca bakacağız: Hedefleri gerçekleştireceğiz. En kısa zamanda 200-250 bin üyeye çıkacağız.

Üretimden kastımız da şudur:

1- Bütün üniversitelerin her sınıfında bir temsilcimiz bulunacak. Bunların 4 tane de yardımcısı olacak.

2- Toplantılar, yeni üye kayıtları ve Milli Gazete aboneliği ve aidat çalışmaları hakkıyla yapılacak. Biz hakkıyla çalıştığımızda Allah bize yardım edecek ve başarıya ulaştıracaktır.

Temel sloganımız:

“İnanıyoruz, yapıyoruz!” olacaktır.

Milli Görüş partisinden başka hiçbir parti milletin sorunlarını çözemeyecektir. Diğer partilerin ülkeye hizmet etmeleri mümkün değildir.

Bunun 7 tane temel sebebi var:

1- Maneviyatsız saadete ulaşılması imkânsızdır.

2- Adil Düzensiz saadet nizamı kurulamayacaktır.

3- Bizim medeniyetimiz diğerlerinden üstündür, haklıdır ve hayırlıdır. Batı taklitçilerinden ve aşağılık kompleksi içindekilerden milli ve haysiyetli atılımlar beklemek saflıktır.

4- Saadet için bu günkü “zulüm dünyası” yerine “yeni bir dünya=saadet dünyası”nın kurulması kaçınılmazdır

5- İçinde bulunduğumuz tarihi bir dönüm noktasıdır. Kesinlikle Türkiye İsrail’e vilayet olmayacak, hak ettiği şerefli yerini alacaktır.

6- “Artık uyanalım, işbirlikçilere alet olmayalım” diye toplum uyarılmalıdır. Nemelazımcılıktan ve vurdumduymazlıktan kurtulmalıdır.

7- “Güncel yanılgı” olan ve fecri kazip-yalancı şafak sayılan AKP’den kurtulmak lazımdır.

Erbakan Hoca sözlerini şöyle noktaladı:

Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!

İnanıyorsanız, üstünsünüz!

Akıbet muttakilerin olacaktır!

YARATILIŞ GAYESİ VE İNSANIN GÖREVİ

Kendimizi tanımak (Nefsini tanıyan, Rabbini tanır...)

Neyiz?

Cenab-ı Hakkın bu sonsuz kâinatının içerisinde yarattığı “Eserden müessire intikal etme yani yaratılan harika varlıklara bakıp, bunların Yüce Yaratıcısını düşünme, Ona iman ve itaat etme kabiliyeti” verilenleriz.

Kimiz?

Eşrefi mahlûk (en şerefli ve seçkin yaratık=insan) olmanın sorumluluğunu taşıyan kimseleriz.

Neyin gaye ve gayretindeyiz?

Yeryüzünde Hak ve adaleti hakim kılmak ve istisnasız herkese temel insan haklarını sağlamak için Cihatla görevliyiz.

Nasıl hareket etmeliyiz?

Cihat ibadetinin edasının farzlarını yerine getirmeli, ihlâs ve ihsanla gayret etmeliyiz.

Niçin cihatla mükellefiz?

Cihat ibadeti farz olduğu ve ecri en büyük ibadet olduğu için sorumluluk yüklenmeli ve tüm insanlığın hayrını ve huzurunu hedeflemeliyiz.

Neyiz?

Cenab-ı Hakkın bu sonsuz kâinatının içerisinde yarattığı “Eserden müessire intikal etme kabiliyeti” verdiği tek mahlûk insanlardır. Akıl ve vicdan sahibi kimseler için; bitki, hayvan ve insan olarak dünyadaki milyarlarca harika yaratığa ve şu muazzam ve muntazam kâinata dikkat ve ibretle bakıp, bütün bunların Yüce yaratıcısını hatırlayıp hayran olmamak imkânsızdır.

Allah insanları kendisini bilsinler diye yaratmıştır. Ancak biz Cenab-ı Allah’ı göremiyoruz, gücümüz Cenab-ı Allah’ı görmeye yetmiyor. Musa A.S. Cenab-ı Allah’ı görmek istedi. Cenab-ı Allah dağa tecelli edince ona dayanamadı. Çünkü bizim yapımız zayıf olduğundan dünyada iken Cenab-ı Allah’ı görmeye gücümüz yetmiyor. İnşaallah Cennette göreceğiz.

Öyle ise Allah’ı bilmek için ne yapacağız? Allah insanlara “eserden müessire intikal etme kabiliyeti” vermiştir. İnsan bir esere bakarak o eseri yapanı tanıyabilir. Bir resme bakarsanız ressamını hatırlayıp hayranlık duymak tabiidir.

Başımızı gökyüzüne çevirip baktığımız zaman ne görüyoruz? Sonsuz bir kâinat, sonsuz bir güzellik ve sanat, sonsuz bir nizam! O kadar büyük bir kâinat ki, içersinde bir yıldızın ışığı diğer bir yıldıza 100 milyon senede bile gidemiyor. Oysa ışık bir saniyede 300 bin km. yol almaktadır. Cenab-ı Allah yedi kat gök yaratmıştır. Her bir gök, bir üsteki yanında, sahra çölleri içindeki bir yüzük kadar kalmaktadır. Onun üzerinde Arş vardır. Arş’ın üzerinde Kürsü bulunmaktadır. Bu ne büyük azamettir Ya Rabbi.

Evet, Cenab-ı Hak insanlara bir esere bakarak bu eserin sahibi hakkında fikir edinme kabiliyeti vermiştir. Kâinat şaheserine dikkat ve ibretle baktığımız zaman en ufak bir kusur ve aksaklık, bir uyumsuzluk ve noksanlık asla görülemeyecektir. Bu kâinatın yaratıcısı da elbette her türlü kusurdan münezzeh olan sonsuz Kemal sahibi Rabbimiz’dir.

Dolayısıyla etrafımıza bakındığımız zaman, Yüce Yaratıcımız olan Rabbimizin Kemal sıfatıyla muttasıf olduğunu idrak etmemek mümkün değildir. Rabbimiz her türlü hatadan ve noksanlıktan münezzehtir. Sonsuz kudret ve rahmet sahibidir.

“Sübhanallah” Yarabbi sen her türlü hatadan ve haksızlıktan münezzeh olansın ve sen Kemal sıfatına layıksın, demektir.

Sıradan kimseler gökyüzüne baktığında Cenab-ı Allah’ın sadece birkaç sıfatını sezebilir. Ama âlimler gökyüzüne baktığında ise Cenab-ı Allah’ın 99 esmasını görebilmektedir.

Kimiz?

Eşrefi mahlûkuz. Ahsen-i Takvime, yani meleklerden bile üstün mertebeye, Allah’ın yeryüzünde halifesi olabilecek yetenek ve meziyetlerle, insan olarak yaratılmış bulunuyoruz.

İnsanı hayvanlardan ayıran ve faziletli kılan özellikler:

1. Doğru ile Yanlışı ayırma (Bu meziyetten İlimler doğmuştur)

2. Güzel ile Çirkini-İyi ile Kötüyü ayırma (Bu meziyet Hak Dini tanıma ve tabi olma huzurunu doğurmuştur)

3. Faydalı ile Zararlıyı ayırma (Bu meziyetten Ekonomi doğmuştur.)

4. Adalet ile Zulmü ayırma (Bu meziyetten Siyaset ve Hukuk Doğmuştur.)

Bu dört şeyi ayıramayan; yanlıştan, kötüden, zararlıdan ve zulümden yana olan, gerçekte değil, görünüşte insandır.

“İradei cüziye” ise insanı meleklerden üstün kılan özelliktir.

Cenab-ı Hakkın bu dünya hayatını, Hak-Batıl'ın mücadele meydanı şeklinde yaratmış olması ve biz insanlara, hem iyilik, hem de kötülük yapma fırsatı tanıması, bizim eşrefi mahlûk olmamızı sağlamakta ve bize meleklerden de üstün olma fırsatı doğurmaktadır. Nasıl? Bize beşinci bir kabiliyet daha verilmiştir ki, o da “irade-i cüziye.” Yani Allah, iyi ile kötüyü birbirinden ayırmış ve kulunu serbest bırakmıştır. “Seçimini kendin yap” diye böyle takdir buyurmuşlardır. Bizler melekler gibi her şeyi emredilen şekilde yapacak olsaydık, robottan farkımız ve tabi faziletimiz bulunmayacaktı.

Cenabı Hak nimetlerini İslam ile tamlamış bulunuyor

Cenabı hak gönderdiği şu son ayetle Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:

1. Bugün dininizi kemale erdirdim. (Size saadet için ne lazımsa hepsini indirdim)

2. Böylece üzerinizdeki nimetlerimi tamamladım. (Kur’an-ı Kerim nimetlerin İslam ile tamamladığını, İslamsız saadet olmayacağını bildiriyor)

3. Size din olarak İslam’a razı olup (seçip beğendim) (Maide: 3)

Neyin gaye ve gayretindeyiz?

Nefsi ve siyasi cihadı birlikte yürüterek; olgun insan ve huzurlu toplum oluşturmak mesuliyetindeyiz.

Cihat: Hakkın hakim olması ve tüm insanlığın huzur ve hürriyete kavuşması için bütün gücümüzle ve hiçbir dünyevi karşılık gözetmeden çalışmaktır. Aziz milletimize, İslam ümmetine ve tüm insanlık âlemine karşı sorumluluklarımızı kuşanmaktır.

Cihat ibadetinin özellikleri

1- Cihat; Kur’anı Kerimde en fazla sayıda emredilen ibadettir.

2- Bütün ibadetler için bir zaman tayin edilmiştir. Cihat ibadeti ise her zaman yapılması gereken ibadettir.

3- Bütün ibadetler için bir miktar emredilmiştir. Cihat ibadeti ise gücünün yettiği kadar yapılması gereken bir ibadettir

4- Bütün ibadetler tek başına yapılabilir. Ancak Cihat ibadeti topluca (ümmet=disiplinli ve organizeli teşkilat halinde) yapılması gereken bir ibadettir.

5- Cihat ilk önce eda edilmesi gereken ibadettir.

6- Cihat farzı, ecri en büyük olan ibadettir.

Nasıl hareket etmeliyiz?

Cihat ibadetinin edasının farzlarını yerine getirmeli, ihlâs ve ihsan içinde hizmet ve gayret göstermeliyiz.

Cihat ibadetinin edasının farzları:

1- İttifak: Ümmete dahil olmanın şükrü gereği, Hak davaya gönüllü katılıp çalışmak

2- İhlâs: Bu davaya girmekteki tek amacı, sadece Allah’ın rızasını aramak

3- İttika: Allah’tan hakkıyla korkmak, günah ve kötülükten sakınmak

4- İyi Ahlak: Dürüst, dengeli ve güzel huy sahibi olarak yaşamak

5- İhsan: Yapabileceğinin en iyisini yapmak. Görevlerini eksiksiz yerine getirmeğe çalışmak.

6- İstişare: İlgili ve yetkililere danışmak, ama sonunda Emirin kararına uymak

7- İtaat: İslamiyet’e, ideallerine, ulül-emre ve görevlerine bağlı kalmak

8- Sadakat: Sütü bozukluk yapmamak, ihanete kalkışmamak. Zoru görünce veya cazip makam ve menfaatler vaat edilince kaytarıp kaçmamak

9- İstikamet: İslam’ın diğer bütün emirlerine uygun davranmak

Niçin cihatla mükellefiz?

İslam Yüce Yaratıcıya tazim ve hürmet, bütün mahlûkata şefkat ve merhamet dinidir. Kendimizi ıslah edip olgunlaştırmak ve başka insanlara yararlı olmak için yapılacak gayretlere cihat denir.

Cihat ibadeti farz olduğu için ve ecri en büyük ibadet olduğu için yerine getirilmelidir.

Sahabeler sordu:

“Ya Resülullah! Namaz dinin direği, cihat zirvesidir, buyuruyorsunuz. Cihat gibi ecri büyük başka bir ibadet var mı?”

Efendimiz buyurdu ki; “Ömrünüz boyunca gece gündüz ibadet etmeye gücünüz yeter mi? “Hayır Ya Resulullah dediler”

Efendimiz buyurdu “Eğer ömür boyu gece gündüz ibadet etseydiniz yine cihat sevabı alamazdınız.”

Kafaya çakılacak üç çivi:

1- İslamsız saadet olmaz (İslam Çivisi)

Kur’anı Kerimde en son inen Maide Suresinin 3. ayeti kerimesindeki üç müjde veriliyor: İşte bugün dininizi kemale erdirdim, böylece üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’a razı oldum.”

2- Şuursuz Müslüman olmaz (Şuur Çivisi)

Şuur: Hayrı ve şerri birbirinden ayırmak; Batıldan kaçınıp Hakka tabi ve taraf olmaktır.

Bazıları: “Bu Hoca öyle akıllı adam ki, iki partiyi birden idare ediyor. Saadet Partisinin başında gibi duruyor, ama AKP'yi destekliyor” diyorlar.

'AKP de Milli Görüşçüdür. Ben Saadet Partiliyim, ama Halk Partisi gelmesin diye AKP'ye oy veriyorum' diyen birine rastlarsanız ona, Erdoğan'ın şu sözlerini hatırlatın. "Irak'ta savaşan kahraman Amerikan askerlerinin ülkelerine başarılı ve sağlıkla dönmeleri için dua ediyorum..." Bu zihniyetteki kişi ve partilerin vebaline ortak olunur mu?

Namazda okuduklarıyla dışarıda yaptıkları aynı olmayanlar, şuursuz ve sorumsuz insanlardır!

Günde sünnetleriyle beraber 40 rekât namazın her rekâtında Fatihayı şerif okuyoruz. Çünkü Fatihasız namaz olmaz. Fatihada ne diyoruz? “Gayrilmağdubi aleyhim veleddallin.” Cenab-ı Allah bize neden günde 40 defa bu sözü söyletiyor? Nedir bunun manası? “Ya Rabbi sakın bizi sıratı müstakimden ayırma. Bizi gadap ettiklerinin yoluna saptırma. Dalalete düşenlerin yoluna kaydırma!” Gadap ettikleri kim? Siyonistler, Yahudiler. Dalalete düşenler kim? Hıristiyanlar. Haçlı emperyalistler... Kim söylüyor bunu? İslam âlimleri. Nerden çıkarıyorlar? İcma-i ümetten. Kıyas var. İcmai ümmet var.

Sen namazda 40 defa “aman ya Rabbi beni sakın Yahudilerin ve Hıristiyanların yoluna saptırma!” diyorsun, ardından selam veriyorsun ve sonra gidip “Ben BOP eşbaşkanıyım, İsrail’le stratejik ortağım, Ortadoğu’yu Siyonistlerin istediği şekle sokacağım, Büyük İsrail’i kurmak için çalışacağım” diyen işbirlikçileri destekliyorsun.

Yahu sen namazda ne okuyorsun, Allah’a ne söz veriyorsun? Selam verdikten sonra ne yapıyorsun? Sen ne dediğinin farkında mısın?

3- Cihatsız İslam olmaz (Cihat Çivisi)

Cihat: Emribil maruf-Nehyi anil münker yapmaktır.

Hayrı emretmek ve yürütmek; Şerri yasaklamak ve ortadan kaldırmak için gerekli şartları, imkân ve iktidarı hazırlamaktır.

Bu dönemde neden her zamankinden daha fazla çalışmamız şarttır?

İşbirlikçi iktidarın uyguladığı Haim Nahum doktrini ile Türkiye, İsrail'e vilayet yapılmaya çalışılmaktadır. Allah Muhafaza. Buna engel olmazsak, ülkemiz parçalanacak, devletimiz dağılacak ve geleceğimiz kararacaktır.

Türkiye merkezli yeni ve adil bir medeniyetin kurulması, Yeniden büyük Türkiye ve Yeni bir dünya hedefine ulaşılması ve tüm insanlığın Siyonist emperyalizmin kıskacından kurtarılması için bu dönemde her zamankinden daha fazla çalışmamız lazımdır.

Yahudi Haham Haim Nahum’un milletimizi ve ülkemizi bitirme doktrini:

1-Türkleri aç bırakacağız

2- İşsiz ve güçsüz koymak için, sınaî ve zirai kalkınmasına engel olacağız

3- Borca esir edip kendimize mahkûm ve mecbur bırakacağız

4- Dininden uzaklaştıracağız; İslami şuurdan ve ahlaki onurdan koparacağız

5- Bölüp parçalayacak, düşman gruplara ayıracağız

6- Böldüklerimizi birbiriyle çarpıştıracağız

7- Böylece yumuşak lokma yapıp İsrail’e vilayet yapacağız

Çelikleşmek için ne yapmak lazımdır?

Var olmak: Hizmet için yükümlü olduğumuz bütün teşkilatları noksansız olarak kurmak ve bütün görevlerin sorumlularını belirlemek

Eğitimli olmak: Her kademede görev yapan teşkilat mensuplarını eğitmek, diriltmek, dirençli ve bilinçli yetiştirmek

Vazifelerimizi yapmak: Bizlere verilen vazifeleri eksiksiz yerine getirmek

Takip: Görevlendirileni kontrol edip, işin başarılıp tamamlanmasını gözetmek.

İntaç: Takip edilen çalışmaları sonuçlandırmak ve bir üst kademeye zamanında ve doğru olarak iletmektir.

Yazar İsmet SEZGİN- MİLLİ ÇÖZÜM-MAYIS2009  


ADİL DÜZENDE DİNİ-AHLAKİ YAPILANMA.

   

Adil Düzende "DİNİ ve AHLAKİ NİZAM" aşağıdaki şekilde kurulacak ve uygulanacaktır:

Dinsiz ve ahlaksız bir toplum gerçek huzur ve mutluluğu yakalayamaz, o toplum asla ayakta kalamaz. Bugün yeryüzünde ve ülkemizdeki pek çok bunalım ve belaların asıl sebeplerinden birisi de dini ve ahlaki kurum ve kurallara önem verilmemesidir.

Şimdi yaşanan manevi ve ahlaki problemlere bir göz atalım:

  1 - Bugünkü batıl ve zalim düzenler "barışma ve uzlaşma" yerine "çatışma ve boğuşma" temeli üzerine bina edilmiştir.

  2 - Bu nedenle Devletin genel karmaşık yapısı içerisinde ahlaki, siyasi, ilmi ve iktisadi sistemlerin yetki ve sorumluluk sınırları belirtilmemiştir.

  Genellikle dini kurumlar siyasi ve ekonomik sultaların emrinde ve güdümündedir.

  3 - Mevcut düzenler "iyi ve verimli insan" yerine kendisine köle olacak tipler yetiştirmektedir.

  4 - Hem düzeni yürütenler yeterli ahlaki ve dini terbiyeyi görmemiştir, hem de kasıtlı olarak nefsine esir ve manevi değerlerden yoksun insanlar üretilmektedir.

  5 - Ateizm (dinsizlik) ve pozitivizm (Bilimi ve teknolojiyi tanrılaştırmak) düşüncesi yerleştirilmiştir.

  6-Batı medeniyeti ve bilim, kiliseden gördüğü haksızlık ve yanlışlıkları bahane ederek bütün dinlere ve dini değerlere önyargılı bakar hale gelmiştir

  7-Müslümanlar da dahil bir takım din adamları ise maalesef ilmi gelişmelere yabancı, hatta düşman pozisyonuna itilmiştir.

  8-Pek çok ülkede din tamamen toplum hayatından dışlanmış, yasaklanmış ve bir nevi izole edilmiştir.

  9-İbadethaneler boşaltılmış terk edilmiş çılgınca eğlence yerleri ve fuhuş merkezleri "materyalizmin mescitleri" haline getirilmiştir.

  10-Materyalist rejimler maalesef manevi kalkınma planları hazırlamamış, hatta kendisi yapmadığı gibi halkın özel gayretleriyle oluşturdukları kurs ve yurt hizmetlerini engellemeye kalkışmış ve bu konuda korkunç zulüm örnekleri sergilemiştir.

  11-Devlet manevi ve ahlaki kalkınmayı sağlayacak ve dini ihtiyaçları karşılayacak hizmet sahasını boş bırakınca, bu sefer bir sürü din istismarcısı türemiş ve her biri kendi çıkarları doğrultusunda yeni dinler icat etmiş ve toplum tam bir kaosa sürüklenmiştir.

  12-Neticede materyalist (maddeci ve menfaatçi) beleşçi, bencil insanlar çoğalmış, insanlar biri birlerinden uzaklaşmış, aile ve akrabalık bağları ve komşuluk ilişkileri bozulmuş hatta bitmiştir.

  13-Bu mutsuz, umutsuz, huysuz ve huzursuz insanlar, manevi boşluklarını doldurmak üzere bu sefer içki, kumar, uyuşturucu ve fuhuş yollarına sapmış, bu kötülükler giderek yaygınlaşmış ve meşrulaşmış ve hatta bol ve bedava gelir getiren korkunç sektörler haline getirilmiştir.

  14- Bütün bunların sonucu, intiharlar, ahlaki bunalımlar, batıl inançlar ve AİDS gibi çirkin ve korkunç hastalıklar çoğalmış ve hayatı insanlığa zehir etmiştir.

  Bütün bunların yegâne çaresi ve ilmi reçetesi ise Adil bir Dini -Ahlaki Düzenin yerleştirilmesi ve yürütülmesidir.

 

A - Bu DİNİ - AHLAKİ DÜZENİN genel prensiplerini ise, şöyle sıralayabiliriz:

  1 - Dini - ahlaki düzen diğer (İlmi, İktisadi ve Siyasi) düzenlerle uyum içinde çalışacak ama onların emrinde ve güdümünde değil bağımsız olacak, hem de etkisi ve yetkisi kadar sorumluluğu da bulunacaktır.

  2-Asıl amaç, iyiyi, doğruyu ve güzeli göstermek olacaktır.

  3 - Zorlama yerine sevdirme ve inandırma yöntemini esas alacaktır.

  4 - Önemli bir fonksiyonu da değişik din, mezhep ve cemaatleri bir arada ve barış içinde yaşatmak ve toplumda karşılıklı saygı - sevgi ve hoşgörüyü yaygınlaştırmaktır.

  5 - Din ve vicdan hürriyetinin korunmasına ve bu konuda saldırıya uğrayanların savunulmasına çalışacaktır.

  6 - Genel Düzenin aktif bir unsuru olarak murakabe (müfettişlik), tezkiye (mensuplarına iyi hal belgesi vermek), bilirkişilik, tahkikat (tarafsız ve adil soruşturma), sağlığın korunması, sosyal güvenlik ve dayanışmanın sağlanması ve genel ahlakın korunması konularında hem yetkili ve hem de sorumlu olarak görev yapacaktır.

  7 - Dini eğitim ve öğretim çalışmalarını ve halkın bu konudaki ihtiyaçlarını karşılayacaktır.

  B - Dini ve ahlaki kurumların şu hedefleri gerçekleştirmesi planlanmıştır:

  1 - Her konuda Hakkı üstün tutma, hakka bağlı ve saygılı olma düşüncesi taşıyan

  2 - Her türlü zulüm ve ahlaksızlığa karşı meşru metotlarla mücadele ruhu ve cihad gayreti içinde olan.

  3 - Menfaatçi ve materyalist değil maneviyatçı ve ahlaki değerlere sahip ve seviyeli bulunan

  4 - İçki, uyuşturucu, kumar ve fuhuş gibi kötü alışkanlık ve ahlaksızlıklardan uzak duran.

  5 - Dini bilgi ve becerileri yeterli ve tutarlı olan.

  6 - Gönül huzurunu ve gerçek mutluluğu yakalayan insanlar yetiştirmek.

  C - Bu Ahlaki Kurumların Toplumsal Görevi ve işlevi ise şunlar olacaktır:

  1 - Fert - cemiyet ve devlet arasındaki irtibat ve intizamı sağlamak ve sağlamlaştırmak.

  2 - Vatandaşların dini sorunlarını ve sıkıntılarını çözüme bağlamak ve sorularını cevaplandırmak.

  3 - Denetleme (murakabe - müfettişlik) görevini yapmak.

  Adil Düzen'de müfettişlik-murakabe görevi dini - ahlaki kurumlara verilecek ve bağımsız hareket edecektir.

  Şimdiki sistemde müfettişler bakanların veya genel müdürlerin emrindedir ve tabiatıyla onların güdümündedir. Yani saf vicdani kanaatleri ile hareket edecek kadar bağımsız değildir. Ve bu durum haliyle adaleti gölgelemektedir.

  4 - Tezkiye: Kurulacak Adil Düzen'de manevi merkezler ve meşrepler gibi ahlaki kuruluşların ve farklı dini cemaatlerin bir manevi şirket ortaklığı şeklinde düzenlenmesine-ki Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri böylesi cemaatlere "Şirket-i maneviye" tabir etmektedir ve kendi mensuplarına ticari, siyasi ve sosyal münasebetlerinde hem "bu mensubumuz emindir, itimat edilebilir, kendisine kefiliz" şeklinde tezkiye ve teminat beratı veren, hem de onların yolsuzluk ve zararlarını tazmin ve telafi eden yetkili ve sorumlu kurumlar olmasına dikkat edilecektir.

Bu durumun temel eserlerimizde bir karşılığı var mıdır?

  Önce "Efendim, bu tür bir düzenlemenin temel kaynaklarımızda veya tarihi uygulamalarda aynen örneği var mıdır?" şeklindeki itirazlar yersizdir. Zira bizim kaynaklarımız, birçok mesele ve kurumun "genel ve temel esaslarını" belirtir. Onların uygulanma şeklini ise değişen ve gelişen şartlara ve hayat standartlarına uygun içtihatlara bırakır. Bilindiği gibi tarikat ve mezhepler bile sonradan düzenlenmiş ve disiplinize edilmiştir.

  Şartların ve ihtiyaçların zorlanmasıyla ortaya çıkan, ilmi araştırmalar ve ictihadi kararlarla oluşan bu tür yeni teklif ve tasarılara "Bunun aynısı kaynaklarımızda var mıdır?" diye karşı çıkılmaz... Bu uygulamaya izin veren ve işaret eden deliller sorulur... Veya bu tür uygulamayı yasaklayan ve haram kılan deliller ortaya konulur.

  Örneğin; Kaynaklarımızda banka yoktur ama faizi yasaklayan ve borç (kredi) alıp vermeyi ayarlayan hükümler vardır. Belki fabrika yoktur, ama işçi - işveren münasebetlerini, üretim ve tüketim dengesini düzenleyen esaslar vardır.             Bunun gibi ağır sanayi, Harp sanayi yoktur ama bunlara işaret ve teşvik eden emirler vardır.

  İslam'da inanç ve ibadet esasları ve şekilleri kesin ve kamil olarak gösterildiğinden daha çok ticaret, siyaset, sanat, iktisat ve sosyal hayatı içine alan "muamelat" konuları değişmeye ve gelişmeye müsait olduğu için; haliyle bu konularda yeni içtihatlara, yeni kurum ve kurallara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durum bizlere, her asırda geçerli ve yeterli, yeni düzenlemeler yapma imkanı da kazandırmaktadır.

  Bu nedenle tarikat, meşrep, mektep ve mezhep, vakıf, dernek ve parti gibi ilmi, ahlaki, siyasi ve sosyal müesseseler de isim ve şekil olarak kaynaklarımızda yer almaz. Ancak bunlarla ilgili temel esaslar ve hükümler mutlaka mevcuttur.

  İşte Adil Düzen'de öngörülen vekâlet ve kefalet kurumu da ilmi bir yapılanma olup kimlere, niçin ve nasıl vekil ve kefil olunacağının şartları kaynaklarımızda zaten vardır. Bunun gibi iptidai bir pasaport sistemi sayabileceğimiz "eman verme" veya "emanına alma" uygulaması cahiliye döneminden sonra Ashab-ı Kiram tarafından da uygulanmış, bizzat Efendimizin fiili ve kavli sünnetleriyle harpte ve sulhta kimlere ve nasıl eman verilebileceği öğretilmiştir... Şöyle ki:

Dışarıdan gelen bir yabancı, o bölgede rahatça ve serbestçe ticaret ve seyahat yapabilmek için, kendisini yakinen tanıyan bir kabile reisinin emanına girerdi. Bu durum "filan kişinin hak ve hürriyetlerini koruyacağımızı, hırsızlık ve cinayet gibi zararlarına da kefil olacağımızı ilan ediyoruz" demekti... Böylece çevresinde itimat sağlayamayan, emanına girecek tanıdık kimseler bulamayanlar ortada kalırdı.

  Hatta İslam fıkhında, cinayet işleyen kimselerin ödemesi gereken diyeti (tazminatı) verecek gücü yoksa bu miktarın mensup olduğu kabilesi ve aşireti arasından toplanması esas alınmıştır. Ta ki her kabile kendi mensuplarını imanlı, ahlaklı ve vicdanlı kişiler olarak yetiştirmeye, kötüleri ve katilleri bünyesinde barındırmamaya dikkat ve gayret etsin.

  Bugün kabileler ve aşiretler yerine, tarikatlar ve meşrepler veya farklı dinden cemaatler bulunmaktadır. Geçmişte aşiretlerin yaptığı teminat verme ve tazminat ödeme işlevini şimdi Adil Düzende ahlaki ve dini oluşumlara yüklemenin hukuka uygun olacağı anlaşılmış olmalıdır.



Efendimizin (sav) "İstişare edilen emin olmalıdır" hadisi de, kişiler hakkında sorulduğu zaman "Bu kimse ehil ve emindir" diyen şahıs veya kuruluşların "güvence verebilecek ve sorumluluk yüklenecek şartlara ve sıfatlara haiz bir resmiyet taşımalıdır" manasına da işaret edilmektedir.

"Ülke çapında yaygın bir manevi hizmet veya meşrep, bütün bağlılarını veya mensuplarını nasıl tanıyabilir ki, onun hakkında teminat verebilsin?" diye soranlara ise cevabımız şudur; Her hangi bir kişiye, içinde yaşadığı ildeki veya beldedeki bağlı bulunduğu manevi merkez veya  meşrep temsilcisi tezkiye ve teminat beratı verebilecektir. Bu, hem aynı beldede ve yakın çevrede oturan ve aynı manevi meslek ve meşrep halkasında samimiyet kuran insanların birbirini yakinen tanıması bakımından kolaydır, hem de, dini meşrep ve mesleklerde zaman zaman ortaya çıkan ve çeşitli istismar ve suistimallere yol açan, şeyhliğin şahlığa dönüşmesi şeklindeki tekelleşmeyi veya giderek derebeyliğe dönüşen "ağabeyliği" önleyecek bir yapılanmadır. Zira bir kişinin sapıtması veya satın alınması ile koca bir cemaatin istismarı önlenmiş olacaktır.

Böylece her ahlaki kuruluş ancak takip ve terbiye edebileceği, zahiri ve manevi tasarruf altında tutabileceği ve sorumluluğunu üstlenebileceği kadar bağlısına hizmet vermek zorunda kalacaktır. Yani kalabalık değil kalite ve kalifiye önem kazanacaktır.

Asrımızda, görev ve yetkileri kötüye kullanmaları, suistimal ve istismarları sadece vicdani telkinat ve nasihatlarla değil, ancak o sahada geliştirilmiş oto kontrol sistemlerle önlemek mümkündür.

Siyasi sosyal ve ekonomik bütün kurumların zamanla yıprandığı ve yozlaştığı bir gerçektir. Bu tür kurumlar giderek özelliğini ve güzelliğini kaybedebilir. İşte böyle oluşumları yeni bir düzene ve disipline kavuşturmak ve onlara yeni ve yeterli fonksiyonlar kazandırmak gerekmektedir.

Nasıl ki tamirhaneler zamanla atölyelere, atölyeler fabrikalara dönüşmüş, bu evreler ve devreler tabii olarak yeni ve yeterli kurum, kural ve kavramları da beraberinde getirmiş ve geliştirmiştir.

Aynen öyle de sosyal ve ahlaki kuruluşlar olan manevi meslek ve meşreplerin de gelişen ve değişen ve ihtiyaçlara paralel olarak kabuk değiştirmesi ve yeniden şekillenmesi tabii ve gereklidir.

Böylelikle manevi ve uhrevi hizmet verecek olan ahlaki/dini kuruluşlara resmiyet ve ciddiyet kazandırılmış, toplum hayatında etkili ve yetkili bir konuma çıkarılmış olacaktır. Tabiatıyla nimet - külfet dengesi esasına uyularak yetkileri oranında da sorumlulukları bulunacaktır.

Artık bütün manevi hizmet ve meşrepler ahlaklı ve emin insanlar yetiştirmeye çalışacak, o ülkede hayır ve hizmet yarışı başlayacaktır. Sahtekârlık ve riyakârlık para etmeyecek, ahlak kurumlarından iyi rapor alamayan huysuzlar ve hırsızlar rağbet görmeyecektir.

Mensuplarının vereceği maddi ve manevi zararı, o cemaatin bütün üyeleri birlikte tazmin etmek (ceza olarak ortak bütçedeki paylarından ödemek) durumunda kalacaklarından, herkes birbirini devamlı uyaracak ve koruyacaktır.

Böylece Peygamberimizin, "Müslümanlar (Hakka ve hukuka teslim olmuş insanlar) bir vücudun parçaları gibidir." Hadisinin hedefi de gerçekleşmiş olacaktır.

Siyasi yönden partilerin, ilmi yönden okul ve ekollerin, iktisadi yönden sendika ve derneklerin resmi temsilcileriyle birlikte, bucak, il ve devlet şuralarının tabii üyeleri sayılacak olan ahlaki kuruluş yetkililerine, bu uygulama ile ayrıca bir saygınlık ve ağırlık kazandırılacaktır.

Adil düzende öyle dengeli bir sistem kurulacaktır hiç kimse ne maddi ne de manevi, hak etmediği bir makam ve menfaati asla kullanamayacak, hak ettiğinden de mahrum kalmayacaktır... Görev ve yetkiler hatta şeref ve rütbeler kişi ve kuruluşların insafına ve insiyatifine bırakılmayacaktır.

Ve tabii asla unutulmamalıdır ki burada üzerinde durulan: ahlaki kurumların, resmiyet ve hizmet açısından yeniden yapılanması, çağdaş statü ve standartlara kavuşturulması, yetki ve sorumlulukları artırılarak etkinlik kazandırılması ve Adil Düzen'in önemli bir unsuru olarak toplum ve devlet hayatındaki yerine oturtulması ve böylece manevi karakollar olarak toplum düzenine ve disiplinine katkıda bulunmasıdır.

Yoksa kalbi tasarruf ve terbiye konusunda olsun, ruhi kemalat ve marifet hususunda olsun... Bunların özel eğitim irşat ve hizmet usullerine müdahaleye kalkışmak yanlıştır. Bu konular devletin ve resmiyetin yetki sahasının dışındadır.

5 - Tahkikat (soruşturma), Ekspertiz (malların kalite kontrolü ve ihtilafların çözümü), sağlığın korunması, sosyal güvenlik ve dayanışmanın sağlanması hizmetlerine resmen ve fiilen katılmak ve ilgili makamlara geçerli ve güvenilir raporlar hazırlamak ta ahlaki kurumların görevleri arasında olacaktır.

D -  Adil Ahlaki Düzenin Başlıca Teşkilatları Nelerdir?

1 - Dini hizmet kuruluşları

2 - Dini eğitim ve öğretim kuruluşları

3 - Ekspertiz (Malların kalite kontrolü) kuruluşları               

4 - Tahkikat (soruşturma) kuruluşları

5 - Sağlık hizmetleri kuruluşları

6 - Sosyal dayanışma ve yardımlaşma kuruluşları

7 - Ahlaki dayanışma, tebliğ, terbiye ve davet kuruluşları

8 - Emri bil maruf nehyi anil münker, (Hakkı ve ahlakı koruma ve üstün tutma, iyilikleri yürütme, kötülükleri önlemeye çalışma) teşkilatları

9 - Hakka davet ve hayra hizmet kuruluşları ve hayır vakıfları olacaktır.

E- Dini - Ahlaki Sistemin Teşkilât Özelliklerine gelince:  

1 - Kuvvetler ayrılığı esasına sadık kalınacak, bugünkü yasama, yürütme ve yargı yanında 4. Güç olarak "Denetleme" görevini yürütecek olan Dini-ahlaki kurumlar bağımsız çalışacaktır.

Dini-ahlaki düzen, siyasi, ekonomik ve ilmi düzenlere müdahale etmeyecek, onlar da dini düzene karışmayacaklardır.

2 - Dini grup ve kurumlar, cemaatleri sayısında ve diğer hizmetleri karşılığında genel bütçeden pay alacaklar, ayrıca ortak üye aidatlarından oluşan özel bütçeleri bulunacaktır.

3 - Her türlü meşrep, tarikat veya cemaatin; Bucaklarda orta, illerde yüksek, devlette ise üst seviyeli temsilcileri bulunacak ve oradaki şuraların tabii üyesi sayılacaklardır.

•ADİL DÜZENDE DİNİ ÇALIŞMA ESASLARI

1- İLMİ Ahlak:

a - Herkesi sabır ve saygıyla dinleme

b - İlmi ve insani tartışma kurallarını öğrenme

c - Şahsi karar verebilme yeteneğini geliştirme

d - Hakkı ve haklıyı savunma gayreti gösterme 

2 - MESLEKİ Ahlak:

a - Sözünde durma ve kimseyi aldatmama

b - Hile ve haksızlık yapmama

c - Çalışkan ve üretken olma

d - İmkan, eleman ve zaman israfından kaçınma

3 - SİYASİ Ahlak:

a - Kurallara ve kanunlara uyma

b - Amirlere ve yetkilere itaatli olma

c - Hakem ( Mahkeme) kararlarına rıza

4 - SOSYAL VE TOPLUMSAL Ahlak için de:

a - Savunma gayreti, Hak ve adaleti koruma ahlakı: (İslamiyet'teki CİHAT gibi)

b - Toplanma ve cemaat olma ahlakı: (NAMAZ gibi)

c - Dayanışma ve ölçülü yaşama ahlakı: (İNFAK gibi)

d - Sağlıklı ve ölçülü yaşama ahlakı: (ORUÇ gibi)

e - Seyahat ve turizm ahlakı (HAC gibi)

Kazandırılmak amacına yönelik programlar hazırlanacaktır.

G - DİNİ - AHLAKİ DÜZENİN çalışma prensipleri şunlar olacaktır

1 - Müspet ilme ve aklıselime uygun, yani tabii olması

2 - Uygulanabilir kolaylık ve pratiklikte bulunması (YÜSR)

3 - Tabii ve tarihi gelişme ve değişmelere açık bulunması (İCMA-İÇTİHAT)

4 - Dengeli ve adil olması

5 - İyi - kötü, doğru - yanlış, güzel - çirkin gibi kriterleri ortaya koyması

6 - Zorlama değil, inandırma ve sevindirme esasına dayanması

•ADİL DÜZENDE DİNİ VE AHLAKİ KURUMLARA "DENETLEME (MURAKABE) İŞLEVİ"

Evet, günümüzde yasama meclislerine yasa yapma (kanun koyma) yetkisi yanında ayrıca "denetleme" yetkisi ve görevi de verilmiştir. Hem karar alma ve kanun koyma, hem de alınan kararın doğruluk ve kontrolünü aynı kuruma vermenin, işbölümü kuralları açısından da, "güvenilirlik şartları" bakımından da sakıncalı olduğu bir gerçektir. Ayrıca bakanların ve genel müdürlerin emrinde ve memur statüsünde çalışan müfettiş ve murakıpların; bağımsız hareket edemeyecekleri ve vicdani kanaatlerine ters düşebilecekleri zaten bilinmektedir.

Bu nedenle Adil Düzende "yasama" yetkisi ile "denetleme" yetkisi birbirinden ayrılmış ve böylece şimdiki sistemdeki "Kurumların kendi kendisini denetleme" çelişkisi de giderilmiştir. Batılı rejimlerdeki müfettiş, murakıp, hesap uzmanı, kontrolör, zabıta, eksper, tahkikat komisyonları ve devlet denetleme uzmanları gibi dağınık ve bağımlı kurumlar, fonksiyonlarını tam ve tarafsız olarak ve tesir altında kalmadan yapabilmeleri için, denetleme yetkisi ve görevi; Adil Düzende dini-ahlaki kurumlara devredilmiştir.

Gerek tahkikat (soruşturma) çalışmalarına, gerek yargı (mahkeme) kararlarına kolaylık sağlamak üzere gerek delil toplama ve tespitleri yapma işinde olsun, gerek üretilen malların standartlara uygunluğunu ve kalite kontrolünü yapma işinde olsun ve gerekse ruh ve beden sağlığını koruyan ve sağlık hizmeti yapan kurumların denetimi işinde olsun,

a - Gerekli ve yeterli dini eğitimden ve ilgili mesleki öğretimden geçmiş,

b - Ahlaki değeri ve dürüstlüğü denenmiş ve belirlenmiş,

c - Ruhuna ahiret düşüncesi ve hesap endişesi yerleşmiş,

d - Makam ve menfaat açısından bir yere bağımlı olmadığından vicdani kanaatiyle hareket edebilen kimselerin teftiş ve denetleme hizmetini yapmaları, elbette daha isabetli ve verimli olacaktır.

Bugün Batıda hastanelerin büyük çoğunluğunun kiliselerin yönetimi ve denetimi altında bulunması da bu yüzdendir.  


Yazar E.Zeynep BAŞYAZAR -MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ-MAYIS 2009


4月23日

İSRAİL'İN ELİ AYAĞI TUTUŞTU. MOSSAD'DAN ERBAKAN'A YAKIN TAKİP.

Mehmet Nedim Aslan-Habervaktim.com

Milli Görüş lideri ve 54. Hükümet`in Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan`ın İran ziyareti İran basınında büyük ilgi görürken, ziyaret İsrail gizli servisi MOSSAD tarafından da yakın incelemeye alındı. MOSSAD`a Ortadoğu ülkeleriyle ilgili olarak medya istihbaratı sağlayan Middle East Media Research Institute(MEMRI), Erbakan`ın İran ziyaretine dikkat çekti.

Milli Görüş lideri ve 54. Hükümet`in Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan`ın İran ziyareti İran basınında büyük ilgi görürken, ziyaret İsrail gizli servisi MOSSAD tarafından da yakın incelemeye alındı. MOSSAD`a Ortadoğu ülkeleriyle ilgili olarak medya istihbaratı sağlayan Middle East Media Research Institute(MEMRI), Erbakan`ın İran ziyaretine dikkat çekti.

ERBAKAN`IN D-8 İLE İLGİLİ SÖZLERİNİ ÖNE ÇIKARDI

Erbakan`ın İran ziyaretini vakit gazetesine dayandırarak geçen MOSSAD`ın medya araştırma kuruluşu MEMRI, Erbakan`ın İran eski cumhurbaşkanlarından Muhammed Hatemi ve diğer İranlıüst düzey yetkililerle yaptığı görüşmeyi öne çıkardı. MEMRI, Erbakan`ın Türkiye ve İran arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve yeni bir dünya düzeninin kurulması için D-8 ülkelerinin önemine dair yaptığı açıklamaları alıntıladı. MEMRI`nin Erbakan`ı Saadet Partisinin lideri olarak göstermesi ise dikkat çekti.

D-8 DARBENİN GİZLİ GEREKÇESİ...

Bilindiği gibi Erbakan`ın Başbakan olduğu 1996-97 yılları arasında İran ve Türkiye arasında gelişen ilişkiler D-8`in kurulmasıyla sonuçlanmıştı. D-8 oluşumu, İsrail ve Abd'nin başını çektiği bazı Batılı ülkeler tarafından Batılıların Ortadoğu`daki çıkarlarını baltaladığı ve 28Şubat post-modern darbesinin yapıldığı iddia edilmişti. Erbakan da geçtiğimiz günlerde, ABD`nin Ankara Büyükelçiliği`ne gelen bir kriptodan bahsetmiş ve darbenin dış kaynaklı olduğunu söylemişti.

İRAN BASININDAN BÜYÜK İLGİ

Öte yandan İran`ın en büyük dini otoritesi olarak kabul edilen ve Cumhurbaşkanşığı makamının üstünde yer alan İran Dini Rehberi Ali Hamaney'in davetlisi olarak İran`a giden 54. Hükümet`in Başbakanı ve Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan İran basınından da büyük ilgi gördü. Erbakan, şu ana kadar İran`ın eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki ve Meclis Başkanı Ali Larijani`yle görüşürken, ziyarete İran basını tarafından büyük önem atfediliyor.

ERBAKAN`IN LARİCANİ İLE GÖRÜŞMESİ

İran`ın Fars Haber Ajansı Erbakan`ın İran`ın Müslümanların birliği için oynadığı rolün önemine dair sözlerini öne çıkararak, Türkiye ve İran`ın İslam ülkelerinin bir araya gelmesine öncülük etmesine yönelik sözlerini yayınladı. Erbakan`ın İran`a ziyaretinin çok önemli olduğuna dikkat çeken Fars Haber Ajansı İran Meclis Başkanı Laricani`nin Erbakan`ın iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine yaptığı katkıyı övdüğünü bildirdi.

RAFSANCANİ`DEN ERBAKAN'A D-8 TEŞEKKÜRÜ

Erbakan`ın İran ziyaretine geniş yer ayıran Tehran Times gazetesi de, İran eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'nin Erbakan ile ilgili sözlerine yer verdi. Gazetenin haberine göre Rafsancani, Erbakan`ın 1996-97 yıllarında hükümette olduğu dönemde iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine büyük katkı sağladığını ve D-8`i kurarak İslam ülkelerini bir araya getirdiğini söyledi. Erbakan`ın İran ziyareti İran`ın IRNA Haber Ajansı Press tv ve diğer birçok ulusal gazete ve televizyonda da geniş yer tutarken, İsrail istihbaratı MOSSAD için medya çalışması yapan MEMRI isimli kuruluş da Erbakan`ın İran ziyaretini öne çıkardı.

4月22日

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN AHMEDİNEJAT'LA GÖRÜŞTÜ:"YENİ BİR DÜNYA KURUYORUZ."

Eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile görüştü.
Milli Görüş lideri Erbakan Ahmedinejadla görüşmesinde "12 sene önce İran'a geldiğimizde D-8'leri kurduk. Şimdi de Yeni Bir Dünya'nın kurulması için ciddi bir çalışma dönemi başlattık" dedi.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Ahmedinecad ile görüştü. Yaklaşık 1.5 saat süren görüşmede Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partisi GİK Üyesi Fatih Erbakan da bulundu.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İran'ın dünyada sergilediği şahsiyetli duruşuyla önemli bir ülke olduğunu vurguladı. İnsanlığın saadet dünyasına ihtiyacı olduğunu belirten Erbakan, "Müslümanların kaybedecek zamanı yoktur. Ne yazık ki, birçok Müslüman ülkede yöneticiler ırkçı emperyalizmle işbirliği yapmaktadır" şeklinde konuştu. Erbakan, "D-8'lerin bugün ismi var, cismi yok. Halbuki D-8'ler gerçek İslam Birliği'nin çekirdeğidir. Ben 12 sene önce Sayın Rafsancani ile birlikte D-8'leri kurduk. Sizin şuurlu desteğinizle 'Yeni Dünya' mutlaka kurulacaktır" dedi.

Erbakan, Shahrodi ile D8'leri görüştü

Mİllİ Görüş Lideri'nin dün gerçekleştirdiği bir başka önemli görüşme ise protokolde üçüncü sırada yer alan Yüksek Yargı Başkanı Ayetullah Shahrodi ile oldu. Erbakan-Shahrodi görüşmesi de yaklaşık 60 dakika sürdü. Erbakan-Ayetullah Shahrodi görüşmesinde de D-8'ler ve İslam Birliği gündeme geldi.

Millî Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad ile görüştü. Merakla beklenen görüşme yerel saatle saat 12.15'te gerçekleşti. Yaklaşık 1.5 saat süren görüşmede Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partisi GİK Üyesi Fatih Erbakan da bulundu. Görüşmeye İran ve uluslararası medya kuruluşları büyük ilgi gösterdi. Erbakan ve Ahmedinecad, 1.5 saatlik heyetlerarası görüşmenin akabinde başbaşa ikili görüşme gerçekleştirdi.

Ahmedinecad: "Herkes Erbakan'ın dirayetli bir devlet adamı olduğunu bilir"


Erbakan'ı, "Zaatilalinizle görüşmekten kıvanç duyuyorum. Tahran'a hoş geldiniz " sözleriyle, sıcak bir şekilde karşılayan İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, "Sayın Erbakan, İran'da bilinen, tanınan ve çok sevilen bir devlet adamıdır. Herkes Erbakan'ın ne kadar kararlı ve dirayetli bir devlet adamı olduğunu görüyor ve biliyor" dedi. Ahmedinecad, kendisinin de Erbakan'ın Türkiye Müslümanları ve İslam dünyası için yaptığı çalışmalarını yakından takip ettiğini söyledi.

Erbakan: "Türkiye'de insanlar Ahmedinecad'a hayranlık duyuyor"


Sözlerine, "Türkiye'de herkes Ahmedinecad Bey'in hayranıdır. Bunu bir iltifat olsun diye söylemiyorum; bir gerçek olduğu için söylüyorum" diye başlayan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İran'ın dünyada sergilediği şahsiyetli duruşuyla önemli bir ülke olduğunu vurguladı. İnsanlığın saadet dünyasına ihtiyacı olduğunu belirten Erbakan, insanlığa zulüm, açlık, sömürü ve savaştan başka bir şey vermeyen bugünkü dünyanın işbirlikçi zihniyetin desteğiyle ayakta durduğunu belirtti. Erbakan, "Müslümanların kaybedecek zamanı yoktur. Zaman bizim için çok kıymetli. Ne yazık ki, birçok Müslüman ülkede yöneticiler menfaatleri dolayısıyla ırkçı emperyalizmle işbirliği yapmaktadır. Hem Müslüman ülkeler, hem de ezilen ve sömürülen ülkeler, bu işbirlikçiliği terk etmelidir" şeklinde konuştu.

Büyük İsrail'in kurulması için her şeyin yapıldığını ve şimdi de bu amaçla 20. Haçlı seferinin başlatıldığını anlatan Necmettin Erbakan, Irak ve Afganistan'ın bu amaçla işgal edildiğini, Filistin'de bu amaçla kan ve göz yaşı akıtıldığını, Fas'tan Endonezya'ya kadar İslam ülkelerini içerisine alan Büyük Ortadoğu Projesi'nin bu amaçla gerçekleştirilmek istendiğini belirtti. Erbakan, tüm bu gelişmelerle birlikte nihayetinde Mısır, Suudi Arabistan, Suriye ile birlikte İran ve Türkiye'nin de işgal edilmek istendiğini  vurguladı. Erbakan, "Peki bütün bunlar karşısında biz Müslümanlar ne yapıyoruz? İslam Konferansı'nı topluyoruz 'nihai bildiri' yayınlıyoruz. 'Amerika biran önce Irak'tan çıksın' diyoruz. Onlar da bu nihai bildiriler karşında televizyonlarının başında kahvelerini içerken bize gülüyor. Nihai bildirilerle bu işler olmaz. Gerçek 'İslam Birliği'ni kurmak inksanlığın tek kurtuluş reçetesidir" dedi.

"Önceki gelişimizde D-8'lerİ kurduk, şimdi Yeni Bir Dünya kuracağız"

Kendisi Başbakan olunca ilk işinin D-8'in kurulması olduğunu ve bu amaçla ilk ziyaretini İran'a yaptığını hatırlatan 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, "Fakat maalesef D-8'lerin bugün ismi var, cismi yok. Halbuki D-8'ler gerçek İslam Birliği'nin çekirdeğidir. Ben 12 sene önce İran'a geldiğimizde Sayın Rafsancani ile birlikte D-8'leri kurduk. Şimdi de İran'a geldim çünkü, sizinle koordinasyonla Yeni Bir Dünya'nın kurulması için ciddi bir çalışma dönemi başlattım. Ben böylece size karşı kardeşlik vazifemi yapıyorum. Sizin şuurlu desteğinizle 'Yeni Dünya' mutlaka kurulacaktır. Bu dünya bugünkü gibi bir zulüm dünyası olmayacak, adil bir düzene dayalı saadet dünyası olacaktır" dedi.

Ahmedinecad: "D-8'lerin kurulması çok büyük bir olaydı"


Erbakan'dan sonra söz alan İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad da, siyonizmin insanlığın baş düşmanı olduğunu, azınlık bir grup olmasına rağmen siyonizmin çok  teşkilatlı bir çalışma içerisinde olduğunu, Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünya medyası ve sermayesini kontrol ettiğini kaydetti. D-8'in önemine de dikkat çeken Ahmedinecad; "D-8'in kurulması dünya siyasetinde çok önemli ve çok büyük  bir olaydır. Siz D-8'leri kurdunuz, bizim de bu yolu takip etmemiz ve D-8'leri çok daha güçlendirmemiz lazım. Aslında bu çok kolay bir iş değil. Çünkü siz bu işi yaparken karşınızda dünya siyonizmini buluyorsunuz. Fakat bizler istersek bütün zorlukların üzerinden geliriz. Allah'ın izniyle yeni bir dünya için yol açıktır. Çünkü sizin gibi insanların çalışmalarıyla milletler uyanıyor. El ele vererek ifade ettiğiniz yeni dünyayı kurmak zorundayız" şeklinde konuştu.

"Bu yolda birlikteyiz"

Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Necmettin Erbakan'a "Bu yolda birlikteyiz" mesajı da veren İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, "Sizinleyiz. Sizinle birlikteyiz ve ellerimiz ellerinizde. Yeni bir dünyanın kurulması için yapmamız gereken ne varsa her şeyi yapacağız. Çok ağır bir yük omuzluyoruz ama, Allah'ın yardımıyla zafer yakındır" diye sözlerini tamamladı.

Ahmedinecad'dan Erbakan'a: Bizim için altından değerlisiniz

İran Cumhurbaşkanı ile Erbakan başbaşa görüşmeye geçmeden önce Erbakan, Ahmedinecad'a hediye takdim etti. Bu hediye üzerine Ahmedinecad, "Bu hediyeye gerek yoktu. Zatialiniz bizim için en güzel hediyedir" dedi. Erbakan, hediye ettiği vazonun altın işlemeli olduğunu hatırlatması üzerine de Ahmedinecad, Türkçe olarak "Siz bize altınsınız. Altından daha değerlisiniz" cevabını verdi.

Erbakan-Shahrodi görüşmesi


Milli Görüş  Lideri'nin dün gerçekleştirdiği bir başka önemli görüşme ise İran Dini Lideri Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'dan sonra protokolde üçüncü sırada yer alan Yüksek Yargı Başkanı Ayetullah Shahrodi ile oldu. Erbakan-Shahrodi görüşmesi de yaklaşık 60 dakika sürdü. Erbakan-Ayetullah Shahrodi görüşmesinde de D-8'ler ve İslam Birliği gündeme geldi. Erbakan, "Zulüm dünyasının karşısında yapılacak tek şey saadet dünyasının kurulmasıdır. Bunun için İslam Birliği'nin kurulmasının vakti gelmiş de geçmiştir. Müslümanlar tek bir millettir ve bir olmaları en  tabi olaydır" diye konuştu ve bu çalışmalarda Shahrodi'den destek istedi. Ayetullah Shahrodi de, İslam Birliği'nin kurulması için bütün gayretini sarfedeceğini söylerken, "Biz eğer sizin ifade ettiğiniz gibi İslam Birliği'ni kurar ve yeni bir dünya ile saadet yolunu açabilirsek Müslümanlar tarihteki saygın yerini yeniden alacaktır" dedi. İran Yüksek Yargı Başkanı Ayetullah Shahrodi, Erbakan'ı yolcu ederken "Çok azimli bir devlet adamısınız. Tecrübe ve deneyimlisiniz. İslam dünyası sizi çok seviyor" dedi. Erbakan'ın, İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile de görüşme yapacağı bildiriliyor.

Milligazete

 
4月20日

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ ADAMI PROF.DR. NECMETTİN ERBAKAN'IN İRAN GÖRÜŞMELERİ.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'la görüştü. İşte Erbakan'ın İran görüşmeleri...
 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Ahmedinecad ile görüştü. Yaklaşık 1.5 saat süren görüşmede Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partisi GİK Üyesi Fatih Erbakan da bulundu.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İran'ın dünyada sergilediği şahsiyetli duruşuyla önemli bir ülke olduğunu vurguladı. İnsanlığın saadet dünyasına ihtiyacı olduğunu belirten Erbakan, "Müslümanların kaybedecek zamanı yoktur. Ne yazık ki, birçok Müslüman ülkede yöneticiler ırkçı emperyalizmle işbirliği yapmaktadır" şeklinde konuştu. Erbakan, "D-8'lerin bugün ismi var, cismi yok. Halbuki D-8'ler gerçek İslam Birliği'nin çekirdeğidir. Ben 12 sene önce Sayın Rafsancani ile birlikte D-8'leri kurduk. Sizin şuurlu desteğinizle 'Yeni Dünya' mutlaka kurulacaktır" dedi.

Erbakan, Shahrodi ile D8'leri görüştü

Mİllİ Görüş Lideri'nin dün gerçekleştirdiği bir başka önemli görüşme ise protokolde üçüncü sırada yer alan Yüksek Yargı Başkanı Ayetullah Shahrodi ile oldu. Erbakan-Shahrodi görüşmesi de yaklaşık 60 dakika sürdü. Erbakan-Ayetullah Shahrodi görüşmesinde de D-8'ler ve İslam Birliği gündeme geldi.

Millî Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad ile görüştü. Merakla beklenen görüşme yerel saatle saat 12.15'te gerçekleşti. Yaklaşık 1.5 saat süren görüşmede Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partisi GİK Üyesi Fatih Erbakan da bulundu. Görüşmeye İran ve uluslararası medya kuruluşları büyük ilgi gösterdi. Erbakan ve Ahmedinecad, 1.5 saatlik heyetlerarası görüşmenin akabinde başbaşa ikili görüşme gerçekleştirdi.

Ahmedinecad: "Herkes Erbakan'ın dirayetli bir devlet adamı olduğunu bilir"

Erbakan'ı, "Zaatilalinizle görüşmekten kıvanç duyuyorum. Tahran'a hoş geldiniz " sözleriyle, sıcak bir şekilde karşılayan İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, "Sayın Erbakan, İran'da bilinen, tanınan ve çok sevilen bir devlet adamıdır. Herkes Erbakan'ın ne kadar kararlı ve dirayetli bir devlet adamı olduğunu görüyor ve biliyor" dedi. Ahmedinecad, kendisinin de Erbakan'ın Türkiye Müslümanları ve İslam dünyası için yaptığı çalışmalarını yakından takip ettiğini söyledi.

Erbakan: "Türkiye'de insanlar Ahmedinecad'a hayranlık duyuyor"

Sözlerine, "Türkiye'de herkes Ahmedinecad Bey'in hayranıdır. Bunu bir iltifat olsun diye söylemiyorum; bir gerçek olduğu için söylüyorum" diye başlayan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İran'ın dünyada sergilediği şahsiyetli duruşuyla önemli bir ülke olduğunu vurguladı. İnsanlığın saadet dünyasına ihtiyacı olduğunu belirten Erbakan, insanlığa zulüm, açlık, sömürü ve savaştan başka bir şey vermeyen bugünkü dünyanın işbirlikçi zihniyetin desteğiyle ayakta durduğunu belirtti. Erbakan, "Müslümanların kaybedecek zamanı yoktur. Zaman bizim için çok kıymetli. Ne yazık ki, birçok Müslüman ülkede yöneticiler menfaatleri dolayısıyla ırkçı emperyalizmle işbirliği yapmaktadır. Hem Müslüman ülkeler, hem de ezilen ve sömürülen ülkeler, bu işbirlikçiliği terk etmelidir" şeklinde konuştu.

Büyük İsrail'in kurulması için her şeyin yapıldığını ve şimdi de bu amaçla 20. Haçlı seferinin başlatıldığını anlatan Necmettin Erbakan, Irak ve Afganistan'ın bu amaçla işgal edildiğini, Filistin'de bu amaçla kan ve göz yaşı akıtıldığını, Fas'tan Endonezya'ya kadar İslam ülkelerini içerisine alan Büyük Ortadoğu Projesi'nin bu amaçla gerçekleştirilmek istendiğini belirtti. Erbakan, tüm bu gelişmelerle birlikte nihayetinde Mısır, Suudi Arabistan, Suriye ile birlikte İran ve Türkiye'nin de işgal edilmek istendiğini  vurguladı. Erbakan, "Peki bütün bunlar karşısında biz Müslümanlar ne yapıyoruz? İslam Konferansı'nı topluyoruz 'nihai bildiri' yayınlıyoruz. 'Amerika biran önce Irak'tan çıksın' diyoruz. Onlar da bu nihai bildiriler karşında televizyonlarının başında kahvelerini içerken bize gülüyor. Nihai bildirilerle bu işler olmaz. Gerçek 'İslam Birliği'ni kurmak inksanlığın tek kurtuluş reçetesidir" dedi.

"Önceki gelişimizde D-8'lerİ kurduk, şimdi Yeni Bir Dünya kuracağız"

Kendisi Başbakan olunca ilk işinin D-8'in kurulması olduğunu ve bu amaçla ilk ziyaretini İran'a yaptığını hatırlatan 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, "Fakat maalesef D-8'lerin bugün ismi var, cismi yok. Halbuki D-8'ler gerçek İslam Birliği'nin çekirdeğidir. Ben 12 sene önce İran'a geldiğimizde Sayın Rafsancani ile birlikte D-8'leri kurduk. Şimdi de İran'a geldim çünkü, sizinle koordinasyonla Yeni Bir Dünya'nın kurulması için ciddi bir çalışma dönemi başlattım. Ben böylece size karşı kardeşlik vazifemi yapıyorum. Sizin şuurlu desteğinizle 'Yeni Dünya' mutlaka kurulacaktır. Bu dünya bugünkü gibi bir zulüm dünyası olmayacak, adil bir düzene dayalı saadet dünyası olacaktır" dedi.

Ahmedinecad: "D-8'lerin kurulması çok büyük bir olaydı"

Erbakan'dan sonra söz alan İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad da, siyonizmin insanlığın baş düşmanı olduğunu, azınlık bir grup olmasına rağmen siyonizmin çok  teşkilatlı bir çalışma içerisinde olduğunu, Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünya medyası ve sermayesini kontrol ettiğini kaydetti. D-8'in önemine de dikkat çeken Ahmedinecad; "D-8'in kurulması dünya siyasetinde çok önemli ve çok büyük  bir olaydır. Siz D-8'leri kurdunuz, bizim de bu yolu takip etmemiz ve D-8'leri çok daha güçlendirmemiz lazım. Aslında bu çok kolay bir iş değil. Çünkü siz bu işi yaparken karşınızda dünya siyonizmini buluyorsunuz. Fakat bizler istersek bütün zorlukların üzerinden geliriz. Allah'ın izniyle yeni bir dünya için yol açıktır. Çünkü sizin gibi insanların çalışmalarıyla milletler uyanıyor. El ele vererek ifade ettiğiniz yeni dünyayı kurmak zorundayız" şeklinde konuştu.

"Bu yolda birlikteyiz"

Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Necmettin Erbakan'a "Bu yolda birlikteyiz" mesajı da veren İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, "Sizinleyiz. Sizinle birlikteyiz ve ellerimiz ellerinizde. Yeni bir dünyanın kurulması için yapmamız gereken ne varsa her şeyi yapacağız. Çok ağır bir yük omuzluyoruz ama, Allah'ın yardımıyla zafer yakındır" diye sözlerini tamamladı.

Ahmedinecad'dan Erbakan'a: Bizim için altından değerlisiniz

İran Cumhurbaşkanı ile Erbakan başbaşa görüşmeye geçmeden önce Erbakan, Ahmedinecad'a hediye takdim etti. Bu hediye üzerine Ahmedinecad, "Bu hediyeye gerek yoktu. Zatialiniz bizim için en güzel hediyedir" dedi. Erbakan, hediye ettiği vazonun altın işlemeli olduğunu hatırlatması üzerine de Ahmedinecad, Türkçe olarak "Siz bize altınsınız. Altından daha değerlisiniz" cevabını verdi.

Erbakan-Shahrodi görüşmesi

Milli Görüş  Lideri'nin dün gerçekleştirdiği bir başka önemli görüşme ise İran Dini Lideri Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'dan sonra protokolde üçüncü sırada yer alan Yüksek Yargı Başkanı Ayetullah Shahrodi ile oldu. Erbakan-Shahrodi görüşmesi de yaklaşık 60 dakika sürdü. Erbakan-Ayetullah Shahrodi görüşmesinde de D-8'ler ve İslam Birliği gündeme geldi. Erbakan, "Zulüm dünyasının karşısında yapılacak tek şey saadet dünyasının kurulmasıdır. Bunun için İslam Birliği'nin kurulmasının vakti gelmiş de geçmiştir. Müslümanlar tek bir millettir ve bir olmaları en  tabi olaydır" diye konuştu ve bu çalışmalarda Shahrodi'den destek istedi. Ayetullah Shahrodi de, İslam Birliği'nin kurulması için bütün gayretini sarfedeceğini söylerken, "Biz eğer sizin ifade ettiğiniz gibi İslam Birliği'ni kurar ve yeni bir dünya ile saadet yolunu açabilirsek Müslümanlar tarihteki saygın yerini yeniden alacaktır" dedi. İran Yüksek Yargı Başkanı Ayetullah Shahrodi, Erbakan'ı yolcu ederken "Çok azimli bir devlet adamısınız. Tecrübe ve deneyimlisiniz. İslam dünyası sizi çok seviyor" dedi. Erbakan'ın, İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile de görüşme yapacağı bildiriliyor.
 
 
4月12日

ADİL DÜZEN'DE SİYASİ VE İDARİ YAPILANMA (SİYASET VE HÜKÜMET MODELİ).

İhtiyaç duyulan Adil Düzen`de, yani tabii ve evrensel fıtrat kanunlarına (doğal ve sosyal yasalara) uygun olarak şekillenecek bu yeni dünya sisteminde, idari ve siyasi yapılanma da değişecek ve yeniden düzenlenecektir.

Bu yeni siyasi düzende:

1 - Hem, hür ve adil seçimler yoluyla halkın yönetime etkili bir şekilde katılması sağlanacak.

2 - Hem de, merkezi güç olan devletin tayin, takip ve tasarruf gücü ve yetkisi korunarak, ikili ve dengeli bir yapılanma oluşturulacaktır.

Bu yeni adil sistemle, "yerinden yönetimle, merkezi yönetim" dengesi kurulmuş ve korunmuş olacaktır. Böylece şimdiki demokrasilerdeki; dağınıklık ve aşırı nüfus yoğunluğu çıkmazı ile, doğrudan ve temsili seçim sisteminin sorunları ve zararları da ortadan kalkacaktır. Çoğunluğun azınlığı ezmesine yol açan veya çeşitli hilelerle sermaye çevrelerinin veya dış güçlerin yönetime hakim olmasını sağlayan sahtekarlıklar da son bulacaktır. Ayrıca çeşitli yollarla iş başına gelmiş bulunan, bütün yetkileri ve ( basın - yayın gibi) etkili güçleri elinde tutan merkezi yönetimlerin seçim hileleriyle, sandıktan işine gelen sonuçları çıkaracak şekilde, halkı istediği gibi yönlendirmesine ve biçimlendirmesine de meydan bırakılmayacaktır.

Adil Düzen, kuvvetler ayrılığını, bugünkü gibi "kuvvetlerin boğuşması ve çatışması" şeklinde değil, "kuvvetlerin uyuşması ve kendi sahasında çalışması ve dayanışması" şeklinde dengeleyecek ve değerlendirecektir.

Adil Düzen` de:

1 - Teşri (Kanun Koyma: Yasama)

2 - İcra: (Uygulama: Yürütme.)

3 - Kaza (Mahkemeler Yargı)

kuvvetlerine, bir de dini - ahlaki kurumların (her türlü din ve mezhep mensuplarının ve oluşumlarının) üstlenip yerine getireceği;

4 - Murakabe (Kontrol ve Denetleme) erki eklenecektir.

Adil Düzen`de ve özellikle "geçiş döneminde" tek tip kanun sistemi yerine, meşhur Medine sözleşmesindeki: oradaki Yahudiler, Hıristiyanlar ve yerIi kabilelerle "Birlikte Yaşama ve Ortak Savunma" şartlarını içeren barış anlaşmasına benzeyen, bugün de Almanya ve Amerika gibi bir çok ülkede kısmen tatbik edilen, "farklı hukuk sistemlerinden oluşan ortak bir anayasa uygulaması" ve genel düzen içerisinde özel statülere de imkan tanınması daha uygun olabilir. Zaten İSLAM, barış ve selamet düzeni öngörmektedir. Bu yapılanmada, herkesi bağlayıcı ortak ve genel bir anayasa yanında; farklı din, mezhep ve cemaatlere, belirli sahalarda kendi özel hukuklarını uygulayabilme imkanı getirilecektir.

Bu yeni ve adil siyasi yapılanmada bütün temel insan hak ve hürriyetlerine sahip olacak fertlerin (vatandaşların) ahlaki, siyasi, ilmi ve iktisadi kuruluşlara katılması mecburi olacak, herkes siyasi yönden partisini, ilmi yönden mezhebini ve mektebini, ekonomik yönden sendikasını veya meslek derneğini, ahlaki yönden de meşrebini veya manevi tercihini mutlaka belirleyecek, bunları kendi hür iradesiyle benimseyip seçecek, istediği zaman da değiştirebilecektir. Ancak bu sosyal kuruluşlara katılım şimdiki gibi üyelik şeklinde değil, ortaklık sözleşmesi şeklinde olacaktır. Örneğin, siyasi partiler veya dernekler tam bir tanışma, kaynaşma ve dayanışma merkezleri olacak, her teşkilat, kendi ortaklarının (mensuplarının) her türlü haklarını koruyan ve savunan yetkili ve etkili bir konuma gelecektir. Tabii, kişiler de nimet-külfet dengesi esasına göre bu kuruluşlarla ilgili maddi sorumluluk yüklenecektir. Siyasi, ahlaki, ilmi ve iktisadi kuruluşlar kendi mensuplarına ticaret, sanat, memuriyet gibi faaliyetler için "mensubumuz olan şu kişi emin ve ehildir" şeklinde tezkiye ve teminat beratları verecekler, hırsızlık ve hıyanet yapmaları durumlarında ise bunların zararını tekeffül ve tazmin edeceklerdir. Bu tazminat ise, o` kuruluşun bütün üyeleri arasında ortaklaşa toplanacaktır. Yani, Kurumun özel bütçesinden karşılanacaktır.

Böyle bir düzende herkes mesleğinde becerikli ve ehil, ticaretinde dürüst ve emin, ahlaken de olgun ve asil olmak için çalışacaktır. Zira başka türlü kendisini ortaklığa kabul edecek ve sahiplenecek bir teşkilat bulamayacak ve ortada kalacaktır.

İşte o zaman insanlar ve kuruluşlar, şimdiki gibi haksızlıkta ve hayasızlıkta değil tam tersine hayırda ve hizmette yarışacak, böylece mutlu ve huzurlu bir toplum oluşacaktır.

A - Genel Durum.

Adil Siyasi Düzen, genel devlet düzeni içinde ve diğer (ekonomik, ilmi ve ahlaki) kurumlarla uyum halinde bulunacaktır.

Adil Siyasi Düzenin dünyada ve ülkede görevi:

1- Huzur ve güvenin sağlanması.

2- Hak ve hürriyetlerin muhafazası.

3- Adaletin kurulması ve uygulanması.

4- Ülkenin üniter birliğinin ve milletin dirliğinin korunması olacaktır.

Adil Siyasi Düzen bu görevlerini yapabilmek için de, hem ülke planında hem de dünya çapında gerekli teşkilatlanmayı hazırlamıştır.

B - Çalışma Esasları.

1 - Adil Düzende Siyasi yapı "Yerinden yönetimle - Merkezi yönetim" esasına göre ayarlanmıştır... Bu sistemde hem devletin merkezi otorite ve organizesi korunmuş, hem de halkın her kademede yönetime katılımı ve konsensüsün oluşması sağlanmış olacaktır. Ama ülke bütünlüğü ve milli birlik mutlaka korunacaktır.

2 - a) "Fert, sokak (veya site) - Bucak - il - Devlet " gibi birimler, demokratik birimler olarak kabul edilmiş ve site, bucak, il ve devlet başkanlarının seçimle iş başına gelmesi amaçlanmıştır.

b) "Aile, köy (semt) - İlçe - Bölge" gibi birimler ise ekonomik birimler olarak değerlendirilmiş ve başkanlarının merkezi yönetim tarafından tayinle gelmesi kararlaştırılmıştır.

Şöyle ki, fertler sokak reisini veya  (site temsilcisini ) seçecek, bu temsilciler toplanıp bucak (belde) başkanını seçecek, bucak başkanları valileri (il başkanlarını) seçecek, valiler ise devlet başkanını seçecektir. Gerekirse Devlet başkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesine de imkân verilecektir

Bundan sonra seçilmiş yetkililer, bazı birim başkanlarını tayinle atayacaktır. Şöyle ki; Devlet başkanları Bölge valilerini atayacak, çünkü (ülke, coğrafi ve ekonomik benzerlikleri yönünden hizmet bölgelerine ayrılacak, başkentin sıkıntı ve tıkanıklığı dağıtılmış olacaktır.)

Seçilmiş valiler, kaymakamları (İlçe başkanlarını) atayacak,

Seçilmiş bucak (belde) başkanları ise, köy ve mahalle muhtarlarını atayacaktır.

Bu durum; dış güçlerin ülkemize dayattığı "fedaratif yapı"dan tamamen farklı ve ayrı bir olaydır.

Onlarınki vatanımızı parçalamayı ve halkımızı paryalaştırmayı olanlarken, Adil Düzen programları ise, ülkede dirlik ve düzeni sağlayıp sağlamlaştırmayı, farklılıkların birlikte ve barış içerisinde yaşama ve hayırda yarışma şartlarını oluşturmaya amaçlamaktadır. Adil Düzen, devletin millete, milletin devletine güvendiği, dış güçlerin ve işbirlikçilerin hıyanet girişimlerine fırsat verilmediği orijinal ve kurumsal tedbirler almıştır.

C - Adil Düzen`de siyasi yapı "Dayanışma Ortaklığı Sistemi" ne göre planlanmıştır:

1 - Bu sistemde "4" temel yapı vardır:

     Ekonomik, Siyasi, İlmi ve Dini.

2 - Her vatandaşın;                

a - Ekonomik yönden (odası, sendikası)

b - Siyasi yönden (partisi)

c - İlmi yönden (okulu ve ekolü)

d - Dini yönden ise (mezhebi, manevi disiplin mesleği)  belli olacak ve resmiyet kazanacaktır.

3 - Her vatandaş "Diğer mensuplarının vereceği zararı birlikte tazmin etmek ve mali sorumluluk yüklenmek suretiyle bir nevi ortaklık stratejisinde" üye olduğu bu grupların ana sözleşmesine ve ortak esaslarının hazırlanmasına katılacak ve böylece "İcma-Konsensüs" oluşacaktır.

4 - Partiler ortak - Üyelerinin "siyasi ve hukuki sorunlarına", oda ve sendikalar, "ekonomik ve ticari" sıkıntılarına, okullar ve ekoller "ilmi ve içtimai", Dini merkez ve meşrepler ise "ahlaki ve sosyal" ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmakla yükümlü ve yetkili sayılacaktır.

5 - Her vatandaş istediği an partisini, sendikasını veya ahlaki grubunu değiştirme hakkına sahip olacak ama mutlaka başka bir gruba mecburen katılacaktır. Aksi halde sahipsiz kalacaktır. Çünkü nimet-külfet dengesi esastır.

6 - Üyelerden birinin kasıtlı veya ihmal sonucu topluma verdiği zararlar için, diğer ortakların da belli oranlarda tazminat ödemekle mükellef tutulması ve böylece ortak-üyelerin bir oto-kontrol sistemiyle biri birini takip ve sahiplik etmelerini sağlayacak ve toplumda tabii ve etkili bir "emr-i bil ma`ruf ve nehyi anil münker" (oto kontrol) uygulanmış olacak ve hayırda yarış başlayacaktır.

7 - Sosyal Denge:

a- İlmi (ehliyetli) gruplar: Kural koyucu, kanun yapıcı,

b- Mali (ekonomik) gruplar: Ticari ve İktisadi hayatı ayarlayıcı,

c- Siyasi (parti) gruplar:  Düzen koruyucu, hükümet kurucu ve yönetimi planlayıcı

d- Ahlâkî ve dini gruplar ise (murakabe) kontroI ve denetlemeyi sağlayıcı olacak ve böylece sosyal denge kurulmuş olacaktır.

8 - Adil düzen`de ayrıca "Serbest ehliyetli ve yeminli kamu hizmetleri" birimleri devreye sokulacak ve uyuşmazlıklarda "hakemlik sistemine" başlanacaktır.

  • Adil Düzende Şura Sistemi

Yeni geliştirilen "ŞURA SİSTEMİ" her kesimin ve her yerde, en etkin biçimde yönetime katılımını sağlayacaktır.

ŞURA SİSTEMİ şudur:

Adil Siyasi Düzen` de;

1 - En küçük devlet modeli şeklinde teşkilatlanacak olan Bucaklarda (Belde) seçimle gelen bucak başkanının yanında, o bucaktaki;

a - İlmi yönden, Okul ve ekollerin yetkililerinden

b - Ekonomik yönden, Sendika ve oda temsilcilerinden

c - Dini - ahlaki grupların en üst seviyelilerinden

d - Siyasi yönden, parti ve dernek idarecilerinden oluşan bir "BUCAK ŞURASI" bulunacak ve başkanlar bu şurayla irtibat ve istişare sonucu karar alıp uygulamaya koyacaktır.

2 - İllerde ise seçimle gelmiş valilerin yanında, o ildeki dini, siyasi, İlmi ve iktisadi grup ve kurumların yetkili temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen bir "İL ŞURASI" oluşturulacak ve il çapındaki program ve kararlarda bunların teklif ve tenkitleri göz önünde tutulacaktır.

3 - Ve yine seçimle gelen devlet başkanının yanında, o ülkedeki;

a - Bütün siyasi parti ve demeklerin en üst seviye yöneticilerinden

b - Sendika ve odaların genel başkan ve temsilcilerinden

c - Ülkedeki farklı din, mezhep ve meşreplerin genel yetkililerinden

d - Yüksek ilmi şahsiyet ve üniversite temsilcilerinden oluşan bir "DEVLET ŞURASI" kurulacaktır.

Devlet şurası dediğimiz 4 meclisli bir parlâmento konumundadır.

Böylece bugünkü iktidar - muhalefet kavgası ve kargaşası, yerini, barışa ve ülkeye hizmet yarışına bırakacaktır. İktidarda olsun, muhalefette olsun, bütün birimlerin ve seçkin beyinlerin yapıcı tenkitleri ve yararlı teklifleri değerlendirilmiş olacaktır.

Hatırlanacağı gibi Asr-ı Saadette Efendimizden sonra Hz. Ebubekir belirli grup ve kesimlerin fiili temsilcisi durumunda olan zevatın seçimiyle, Hz. Ömer, Halife olan Hz. Ebubekir`in tayin etmesiyle, Hz. Osman (ra) ise Aşere-i mübeşşereden oluşan bir şuranın karar vermesiyle iş başına gelmişlerdi. Hz. Ali (ra) ise her halifenin döneminde çok ciddi ve cesaretli bir denetleme ve danışman görevini yerine getirmişti.

Şimdi ne güzel bir tevafuk ve tecellidir ki, Adil Siyasi Düzen bünyesinde de hem seçim, hem tayin, hem şura ve hem de dini denetleme kurumlarının hepsi tam bir uygunluk ve uygarlık içerisinde bulunacak; temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına dayalı, çağdaş şartlara ve ihtiyaçlara odaklı, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti oluşacaktır.

Şimdi Adil Siyasi Düzenin önemini ve özelliğini daha iyi kavrayabilmek için bugünkü batıl siyasi sistemlerin bozuk yapısına bir göz atalım:

a - Siyonizmin dünya hakimiyeti amacı ve süper güçlerin ezme ve sömürme anlayışı.

b -Yeryüzündeki taksimatın haksızlığı (Aynı kavimden ve aynı dinden insanların farklı ülkelere bölünmesi ve dünyanın doğu - batı blokları diye kasıtlı olarak kamplara ayrılması)

c - Devletlerin içişlerine haksız müdahaleye kalkışılması.

d - Genel dünya düzeninin ve onun ülkelerdeki kopyelerinin karmaşıklığı ve adil olmayışı

e - Hak ve adaletin değil, kuvvetin ve menfaatin üstün tutulması.

f - Bu haksız ve ahlaksız düzenlerin "merkezi sistem"le ve devletin silahlı güçleriyle zorla yürütülmeye çalışılması.

g - "Din"in ve ahlaki müesseselerin toplum hayatından dışlanması veya devletin istismar ve suiistimal aracı yapılıp etkisiz kılınması.

h - Kapitalizmdeki göstermelik ve güdümlü demokrasilerin halkın yönetime gerçek katılımını önlemesi ve hükümetlerin halkın iradesini yansıtmaması.

i - Bürokrasinin yönetime hakim olması ve mevzuatların çokluğu ve karmaşası.

j - Sistemin çıkar çatışması ve menfaat boğuşması üzerine kurulması.

k - Hürriyetleri bağlayıcı cezaların bulunması ve kanunların klasik ve kopye olması ve toplumsal uzlaşmaya dayanmaması gibi nedenler yüzünden aşağıdaki problemler ortaya çıkmış ve kangrenleşmeye başlamıştır.

A - Mevcut Dünya Düzeni ve taklitleri; insanlığın huzur ve güvenliğinin sarsılması açısından şu kötü sonuçları doğurmuştur:

1 - Siyasi düzensizlik: İstikrarsızlık, iktidarsızlık ve hükümet bunalımları artmıştır.

2 - Sosyal dengesizlik: Kıtalar, kavimler ve aynı ülkedeki farklı kesimler arasında derin uçurumlar açılmıştır.

3 - İç güvensizlik: Anarşik olaylar, sosyal patlamalar artmıştır, pek çok ülkede fiilen bir iç savaş yaşanmaktadır.

4 - İktisadi belirsizlik: Mason locaları ve MAFİA babaları işbirliği sonucu ticari ahlak ve iktisadi güven bozulmuş ve ekonomide emniyet ve adalet ortadan kaldırılmıştır.

5- Sırf silahları satılsın ve yıkılan şehirlerin yeniden inşası ve imarından para kazanılsın ve siyonizme ve batı emperyalizmine kimse başkaldırmasın diye, kasıtlı olarak savaşlar çıkarılmakta ve dehşet saçan silahlar kullanılmaktadır.

6 - Devletler yine dış tahrik ve teşviklerle korkunç bir silahlanma yarışına itilmiş, bütçelerini halkın refahı ve ülkenin kalkınması yerine, bu silahlara harcamaya başlamıştır. Ve bütün bunların neticesi topyekün bütün dünya ve insanlık çok ciddi bir tehdit ve teh ile karşı karşıya bırakılmıştır.

B - Demokrasi kılıflı gizli-derin masonik diktatörlükler, genel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması ve tecavüze uğraması açısından da toplumların başına bela olmuştur:

1 - Mevcut siyasi rejimler eksik ve yanlıştır. İnsan ve toplum fıtratına aykırıdır. (Yürütme, Yasama, Yargı) daki kuvvetler ayrılığı sadece lafta kalmaktadır

Her şey siyasi sultanın, o da dış mihrakların ve sermaye  baronlarının tesiri altındadır.

2 - Barışma ve uzlaşma yerine çatışma ve boğuşma düzeni ortaya çıkmıştır. İşçi-patron, amir-memur, asker-sivil, sağcı-solcu, dindar-laik gibi aslında uyuşup anlaşması ve kucaklaşması gereken kesimler bir kavga ve kaos ortamına atılmıştır.

3 - Mevcut demokrasi ve seçimler; halkın yönetime katılımını (konsensüsü) ve milli iradenin hükümete yansımasını sağlamaktan uzak bir aldatmacadır. Tam bir bürokrasi diktatörlüğü sağlanmıştır.

4 - Mevzuat kargaşası ve bürokratik hantallık yüzünden işlerin sürüncemede kalması ve mahkeme kararlarının yıllar alması yüzünden hükümete ve adalete olan güven sarsılmış, bunun neticesinde de rüşvet, torpil, yolsuzluk ve MAFİA`cılık yaygınlaşmıştır.

5 - Mevcut kanunlar yaşamın ve çağdaş ihtiyaçların çok gerisinde kalmıştır.

6 - Soruşturmaların zulüm ve işkence noktasına varması ve araştırma gerekçesiyle kişilik haklarına tecavüze kalkışılması halkın devlete olan güven ve bağlılığını sarsmıştır.

7 - Cezaların yanlışlığı, haksızlığı ve caydırıcı olmaması, suçları ve suçluları artırmıştır.

8 - Mağdurların ve mazlumların korunmaması, zarar verenin yanına kar kalması ve hele hak arama yollarının ve savunma mekanizmasının tıkanması ve çok pahalı olması, herkesin kendi işini kendi metotlarıyla halletmesi veya MAFİA gibi gayri - meşru karanlık güçlere havale etmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Bütün bu sosyal ve siyasal sorunların ve sıkıntıların yegâne çaresi ise: "ADİL SİYASÎ DÜZEN" dir.

Adil Siyasi Düzen`in genel düzen içinde ekonomik, ilmi ve ahlaki düzenlerle uyum içinde olacağını da unutmamak gerekir.

Adil Siyasi Düzen huzur ve güvenliğin sağlanması için ne gibi tedbirler almıştır?

A - Dünya Genelinde:

1 - Hakka dayalı bir Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurulmasını.

2 - İhtilafların savaş değil, sulh yoluyla çözüme bağlanmasını.

3 - Öngörülen B.M. Teşkilatının:

a - Bütün ülkelerde her dinden, her kökenden, her düşünceden ve her seviyeden bütün insanların temel hak ve hürriyetlerinin korunması,

b - Bütün ülkelerdeki temel nizamların mutlaka adil olması

c - Ekonomik, siyasi, ilmi ve ahlaki düzenlerin biri birine müdahale ve insan haklarına tecavüz etmeyecek şartların sağlanması.

d - Silahlanma yarışının mutlaka kontrol altına alınması gibi görevleri vardır.

4 - Dünya genelinde devletler idari taksimatının Adil Düzen esaslarına göre yeniden yapılanmasını esas alır.

B - Ülke Düzeyinde İse:

1 - Genel düzenin Hak ve adalete dayanması.

2 - İdari teşkilatlanmanın Adil Düzen esaslarına ve üIke şartlarına göre yeniden plânlanması.

3 - Bekçi, polis ve jandarma teşkilatının Adil Siyasi düzen prensiplerine uygun yeniden yapılanması.

4 - Hukuk, tahkikat, yargı ve tahkim (Hakem) sisteminin yeniden düzenlenip temel esaslara uygun çalışması.

5 - Ülkede inançlı, vicdanlı, hayırlı ve yararlı insanların yetiştirilmesinin amaçlanması, Sorumluluk düşüncesi ve ahiret endişesi taşıyan huzur ve refah toplumunun oluşturulması.

6 - Sosyal büyümenin "dayanışma sistemine" göre yeniden yapılanması ve toplumsal yapının sağlıklı bir organizeye kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Hak ve Hürriyetlerin Korunması için de:

1 - Dini ve ahlaki düzenin ve ilmi - eğitim sisteminin de etkisi ve katkısıyla toplumda "HAK" anlayışı hakim kılınacak ve herkes hakkına razı olacak.

2 - Çıkar çatışması yerine menfaat ortaklığı esas alınacak.

3 - Merkezi yönetimle, yerel yönetim arasında yetki ve sorumluluk sınırları belirlenecek ve "yerel yönetimlere" imkan ve fırsat kazandırılacak. Şimdiki "Belediye Meclisleri" ve "İl Genel Meclisleri"nin kalitesi artırılacak, yerel yönetimlere etkinlik ve yetkinlik kazandırılacak.

4 - Nispî temsil sistemi esasına göre her kesimin yönetime katılımı sağlanacak.

5 - Mevzuat ve kanunlar ilim ve ehliyet sahibi kimseler tarafından yapılacak.

6 - İcma ve içtihat sistemi uygulanacak, yani şartlara ve ihtiyaçlara uygun kurallar koyma yolu açılacak.

7- Denetim (müfettişlik ve murakabe) genelde dini-ahlaki gruplar tarafından yürütülecek ve tamamıyla bağımsız çalışacak ve bu kurumların yetkileri kadar yükümlülükleri de artırılacak.

8 - Hizmetlerde rekabet ve teminat düzeni kurulacak.

9 - Teminatlı ( yeminli ) polis teşkilatı oluşturulacak, açıktan ve dışarıdan soruşturma imkanı hazırlanacak.

10 - Adil siyasi düzen, "imkân, eleman ve zaman" israfını önleyecek, pratik ve sade bir yapıda olacaktır.

  • Adil Düzen`de Hukuk ve Adalet

Adil Düzende adalet mekanizması ve mahkeme sistemlerinin çalışması da, yeni ve yeterli bir yapıya kavuşacaktır.

Adil Siyasi Düzen`de ADALET SİSTEMİ şu özellikleri taşıyacaktır:

1 - Adalet makamı ve mekanizması tam anlamıyla bağımsız hareket edecektir.

2 - Her bucak müstakil bir yargı birimi kabul edilecektir ve yeterli hakim gönderilecektir.

3 - Yargıda: Tahkim (hakem tayin etme) tahkikat (soruşturma) ve kaza (infaz) kurumları bağımsız hizmetlerdir.

4 - Tahkikat ve tahkim (soruşturma ve hakem tayini) tarafların seçtiği teminatlı ve ehliyetli görevliler tarafından yürütülüp neticelendirilir.

 5 - Kamu hukukunda: Temel anayasal düzene uygun olarak, bucak ilmi şurasının ittifakı, özel hukukta ise kişinin mensup olduğu mezhep ve ekolü esas kabul edilir.

6 - Bucaklardaki, soruşturma ve hakemliğe ehil ve emin şahsiyetleri, İldeki tahkim ve tahkikat kuruluşları belirleyecek, İllerdekini ise, "devlet tahkikat ve tahkim kurulları" tayin ve tevcih edecektir.

7 - Avukatlık ve savcılık hizmetleri yeni bir yapıya dönüşecektir.

8 - Topluluk cezalandırılamaz. Çünkü suç ve ceza şahsidir.

9 - Suç kesinlikle sabit olunca, verilecek cezaların caydırıcı olması gereklidir.

10 - "Mağdurun korunması", dayanışma sistemi içinde gerçekleşecektir.

11 - Yargı masrafları bütçeden ödenir.

12 - Affetmek mağdurun veya varislerin hakkıdır ve onların yetkisindedir.

13 - Askeri hukuk, kendi özel kurum ve kuralları içinde değerlendirilir.

14 - İdari düzen gerektiği hallerde meşru yaptırımlar uygulayabilir.

Evet, Dinde zorlama yok, sevdirme ve inandırma vardır.

Çünkü, "kalbi ve ruhi" bir olaydır.

İlimde ise izah, ispat ve ikna vardır.

Zira akli bir olaydır.

Düzende ise icabında müeyyide ve zorlama olacaktır.

Çünkü... disiplin ve otorite ile ilgili bir olaydır.

  • Dayanışma Ortaklığı

Adil Düzendeki "Dayanışma Ortaklığı" Sistemini biraz daha açalım:

Adil Düzen, yukarıda da belirtildiği gibi, bir genel düzen içinde, statü ve sorumlulukları belirlenmiş "4" farklı düzenden oluşmaktadır.

1- Siyasi. 2- İktisadi. 3- İlmi 4- Ahlaki düzenler birer "Dayanışma Birimleri" sayılacak, bu kurumlardan her birisi kendi bünyesinde çok sayıda "Dayanışma gruplarından" oluşacaktır.

1- Siyasi Gruplar (Siyasi dayanışma ortaklığı):

 Aynı siyasi amaçlar taşıyan kişilerin, bir kurucu başkanın liderliğinde toplanarak ve ortak bir sözleşme imzalayarak kurdukları ortaklık (grup)

2- Ekonomik - Sosyal Gruplar (Mesleki Dayanışma ortaklığı):

Belirli meslek ve sanat sahiplerinin ve aynı işi yapan kimselerin bir araya gelerek, oluşturdukları ortaklık (grup)

3- Dini - Sosyal Gruplar (Ahlaki Dayanışma ortaklığı):

Aynı dine bağlı kimselerin veya aynı dinden farklı meşrep, mezhep ve cemaatlerin bir araya toplanarak manevi ve ahlaki hizmet ve hedefler çerçevesinde meydana getirecekleri topluluk (grup)

Çünkü dinlerin çok değişik mezhep ve meşreplere ayrıldığı ve bir insanı kendisini tanıtmak için sadece dinini söylemesinin artık yeterli olmadığı bir gerçektir. Örneğin Nurcular, süleymancılar, Nakşiler, Aleviler hepsi müslüman olmakla beraber çok ayrı şeyler ifade eden kesimlerdir.

Öyle ise insanların kendi beğenip tercih ettikleri mezhep ve meşreplere göre "dini gruplar" oluşturmalarına, kendi mensuplarını ahlaki ve manevi yönden eğitmek yetiştirmek ve murakabe etmek yanında, toplum içinde de resmen "Sosyal Kontrol - Denetleme" görevini yapmalarına fırsat verecek bir yapılanma öngörülmektedir.

4 - İlmi Ekolleşme (Eğitim ve Bilim Dayanışma Ortaklığı):

İnsanların "Ne yapması?" gerektiğine dinleri ve duyguları karar verdiği gibi, bunları "Nasıl yapması?" gerektiğine de akıl ve bilgi (ilim) karar vermektedir.

Gerekli ve yeterli ilim ve birikimin elde edilmesi ve yetişen nesillere öğretilmesi ise, tabiatıyla çeşitli kademede "Eğitim Kurumlarını" gerektirmektedir.

İşte bu ilmi kurumların da ekoller (üniversiteler) halinde organize edilmesi ve ilmi dayanışma ortaklıkları şeklinde "teminatlı ve tazminatlı" hale getirilmesi düşünülmektedir.

"Pakistan`ın kuzeyinde, gizli ABD güdümlü olan, İslamı karalamak ve insanlığı korkutmak üzere tasarlanan TALİBAN kontrolündeki bölgede; Merkezi hükümetle yerel aşiretler arasında varılan bir anlaşma sonucu: "şeriat sistemine" geçilmesine izin verildiği, ama kışkırtıcı olmasın diye buna "Adalet Düzeni" denildiği" şeklindeki haberlerin aslında, "Milli Görüşün hazırladığı Adil Düzen`le Taliban şeriatının aynı şey olduğu" kanaatini doğurmaya yönelik kasıtlı bir çarpıtmaca olduğu sırıtacak biçimde sezilmekteydi.

Çünkü Adil Düzen, hem yüzyıllar öncesi şartlara ve ihtiyaçlara göre hazırlanıp uygulanmış devlet yönetimlerinden,i hem de bugünkü TALİBAN ve EL-KAİDE gibi yapılanmaların, çağdaş standartlara ve İslamın ruhuna aykırı, şeriat kılıflı sistemlerden tamamen ayrı ve farklı; ilmi, insani, tabii, evrensel ve asri bir projeydi.

Milli Çözüm Araştırma EKibi (Milli Çözüm Dergisi Mart 2009)

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN'DAN GÜNDEME İLİŞKİN BASIN TOPLANTISI.

Erbakan, Saadet Partisi'nin 26 Ekim'de yaptığı büyük kongre ile üçüncü şahlanış hamlesini başlattığını belirterek, "29 Mart yerel seçimlerinde de milletimiz 5.2 oy vererek bu şahlanışı desteklemiş ve seçimlerin en başarılı partisi Saadet olmuştur" dedi.




 

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği memnu haklarının iadesi konusunda basın açıklaması yaptı. Memnu hakların iadesini değerlendiren Erbakan, önümüzdeki dönemde ne gibi gelişmelerin olacağı konusunda bilgi verdi. 29 Mart yerel seçimlerinin ne manaya geldiği sorusuna cevap veren Erbakan, seçimin en başarılı partisinin Saadet Partisi olduğunu söyledi. Milli Görüş'ün parlayan yıldız olduğunu belirten Erbakan, üçüncü şahlanış hamlesinin Türkiye ve insanlığı yeni bir Saadet dünyasına kavuşturacağını söyledi.

5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin iki konuya açıklık getirdiğini belirterek, "Birincisi kişi herhangi bir suçtan dolayı mahkûm olursa bunun kanuni sonucu olarak hangi hakları kullanmaktan yoksun bırakılır. İkincisi ise bu hakları kullanmada yoksunluk ne zamana kadar devam eder. Mahkemenin verdiği kararla kanun maddeleri çerçevesinde Memnu Haklarımın İadesi hususunda Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği hükme göre, memnu haklarım 23.03.2009 tarihinden itibaren iade edilmiştir ve bu mahkeme hükmü kesinleşmiştir" dedi.

Yaşanabilir bir Türkiye

Erbakan, "Mahkeme kararına istinaden Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nün Adli Sicil Kaydımın bulunmadığını belirten resmi yazısı takdim olunmuştur. Böylece her türlü hakkım iade edilmiş bulunmaktadır. Buna göre, artık Prof. Dr. Necmettin Erbakan, seçme ve seçilme ehliyetine sahiptir ve diğer bütün siyasi haklarını kullanabilir. Siyasi parti üyesi, yöneticisi ve TBMM üyesi olabilir" ifadelerini kullandı.

Herkesin bundan sonra ne olacağını merak ettiğini belirten Erbakan, "Bu sualin cevabı açıktır. Necmettin Erbakan şimdiye kadar aziz milletimizin ve bütün insanlığın saadeti için, Milli Görüş'ün iktidara gelerek "Yaşanabilir Bir Türkiye", "Yeniden Büyük Türkiye" ve "Yeni Bir Dünya"nın kurulması için ne gayretle çalıştı ise, bundan sonrada aynı gayretle çalışacaktır inşallah" diye konuştu.

Saadet oylarını yüzde 220 artırdı

29 Mart yerel seçimleri sonuçlarının değerlendiren Erbakan, "Bir önceki Milletvekili seçimlerinde 820,000 olan oy sayısı, 2.061.644'e çıkmıştır. 2007 yılında Türkiye geneli seçmen sayısı 42 milyon olduğu ve de 2009 yılında bu sayının 48 milyona çıkarak yüzde 14.3 artış gösterdiği dikkate alındığında Saadet Partisi'nin oylarının yüzde 220 arttığı görülmektedir. Seçmen sayılarındaki artış dikkate alınmadığı takdirde Saadet Partisi'nin oylarının yüzde 251 artmış olduğu görülmektedir. Bir önceki, yani 2004 Büyükşehir ve İl Merkezleri Belediye seçimlerinde 606.027 olan oy sayısını, 873.268 çıkarmıştır. Bir önceki il genel meclisi seçimlerindeki 1.297.681 oy sayısı, 2.061.644'e çıkarmıştır" diye konuştu.

Saadet Partisi'nin 1 il, 26 ilçe 58 belde belediyesi kazandığını belirten Erbakan, " Saadet Partisi 2004 seçimlerinde hiçbir İl Belediyesi kazanamadığı halde, bu seçimde Şanlıurfa gibi bir il belediyesini kazanma önemli bir adımdır. 2004 seçimlerinde kazandığı 13 ilçe sayısı, 2009'da 26'a çıkmıştır. Yani yüzde 100 artış sağlanmıştır. Belde belediye sayılarını da artırmış ve oylarını yüzde 34'den 56'ya çıkarmıştır. Kazandığı belediyelerin yüzde 70'ini AKP'den almıştır. Saadet Partisi İl Genel Meclisi seçimlerinde 10 ilde, yüzde 10'un üzerinde, 6 ilde, yüzde 7 - yüzde 10 arası, 5 ilde, yüzde 5 - yüzde 7 arası, geriye kalan 60 ilde de oylarını önemli ölçüde artırmıştır. Bir sonraki milletvekili seçimlerinde 81 ilde hazırlıklar yapılması için milletimiz sinyali vermiştir. Saadet Partisi daha şimdiden bütün iller için yoğun bir gayret içine girmiştir. Saadet Partisi 4 ilde, yüzde 20'nin üzerinde oy alırken 6 ilde de yüzde 10'un üzerinde oy oranına ulaşmıştır" ifadelerini kullandı.

Milli Görüş'ün tarihi süreci

Erbakan, "1969'dan itibaren Birinci Şahlanışını yapan Milli Görüş, milletin milli görüşe susamışlığı sebebiyle hızla gelişmiş ve 1973-1977 arasında 4 yıl esnasında 3 hükümet kurarak hükümet ortağı iktidar olmuştur. Bu şahlanıştan hoşlanmayan ve Türkiye'nin güçlenmesini istemeyen dış güçler CIA Başkanı Cliffor'un Şubat 1977 yılında Türkiye'yi ziyaret edip, Sayın Demirel ve Ecevit'le görüşerek 1977 seçimlerinin öne alınması, Dont Sisteminde değişiklik yapılması ve arkadan 1980 ihtilaliyle bütün partilerin kapatılması meyanında MSP'de kapatılmış ve 1983'te yeniden demokrasiye dönüldüğünde Milli Görüş Refah Partisi olarak 2. Şahlanışını yapmıştır. 15 yılda oy aranı yüzde 4.4'ten, kademe kademe artırarak yüzde 36'ya kadar çıkmış ve 25 Aralık 1995 seçimlerinde takriben yüzde 22 olarak Milli Görüş Türkiye'nin en büyük partisi olmuştur. Bu 2. şahlanıştan da hoşlanmayan dış güçler, 28 Şubat 1997 ve onu takip eden dönemdeki etkinlikleriyle Refah Partisi'nin son derece başarılı, efsanevi hizmetlerini engellemişler, planlı bir şekilde Refah Partisi'ni bölmüşler ve Milli Görüş Saadet Partisi olarak 2001'de yeniden kolları sıvamıştır" şeklinde konuştu.

Saadet Türkiye'nin doğal partisi

Erbakan, "2002 seçimlerinde yüzde 2,5 oy alan Saadet Partisi'nin 29 Mart 2009 seçimlerinde yüzde 5.2 oy olarak Milli Görüş'ün 3. Şahlanışını başlattığını kaydederek, "3. Şahlanış Saadet Partisi'nin 26 Ekim 2008'de yaptığı 3. Büyük Kongresiyle başlamış, 29 Mart 2009 seçimleriyle parlayan bir yıldız haline gelmiştir. AKP, Milli Görüş gömleğini çıkartıp, işbirlikçilik gömleğini giyen bir politika yürüttüğü için 29 Mart seçimlerinde gayri milli uygulamaları yüzünden yüzde 48'den, yüzde 38'e düşmüş ve ufalarak kaybolma trendine girmiştir. AKP'ye oy veren kütle, Milli Görüş'e oy veriyorum diye vermektedir. Önümüzdeki dönemde yapılacak gayretli çalışmalarla Saadet Partisi bir büyük atılım yaparak yeniden iktidar olacaktır,  İnşaallah. Bu atılım ve açılım için her türlü gayret gösterilecektir. Türkiye'nin ve bütün insanlığın bugünkü zulüm dünyası yerine, yeni bir Saadet Dünyasına kavuşması ancak bu sayede mümkün olabilecektir. Milli Görüş milletimizin doğal kalıcı iktidar çözümü olduğu için, dış müdahaleler olmadığı takdirde her zaman Türkiye'nin doğal iktidar partisidir" dedi.

Dış güçler uyarısı

Bu güçleri demokratur, horoz dövüşü ve narkozlama olarak sıralayan Erbakan konuşmasını, "Metodlarıyla her zaman "Yeniden Büyük Türkiye"nin kuruluşunu engellemek için ellerinden gelen gayreti göstermişlerdir. Şu anda yürütülmekte olan 3. Şahlanışta gayretli, teşkilat ve eğitim çalışmaları yanında, milletimizin aydınlatılması, narkozdan uyandırılması, dış güçlerin oyunlarına aldanmaması için yoğun bir aydınlatma çalışması ile birlikte dış güçlerin Türkiye'yi yönlendirme güçlerinin ellerinden alınması için "Yeni Bir Dünya"nın kurulması çalışmalarına da hız verilecektir. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır. İnanıyorsanız, üstünsünüz" diyerek bitirdi.

ADİL DÜZEN'DE İLİM VE EĞİTİM SİSTEMİ.

"İlmi düzen", genel düzenle uyum içinde olacak, ancak bağımsız hareket edecektir

         Esas görevi, her konuda araştırıp doğruyu bulmak ve göstermek ve gerçek ilim adamları yetiştirmektir. Ülkemizin her türlü sıkıntı ve sorunlarını önce tespit ve teşhis edecek sonra da önem ve öncelik derecesine göre bunlara çözüm ve çareler üretecek bir yapılanma öngörülmektedir


Bugünkü ilim ve eğitim kurumlarında ve müfredat programlarında görülen, dağınıklık ve irtibatsızlık giderilecek. İmkan, eleman, zaman ve beyin israfı önlenecek. Ezbercilik ve taklitçilik dönemi, gereksiz ve geçersiz bilgi hammalı yetiştirme devri bitecektir.

         Gençlik farazi ve fantazi şeylere uğraşmak yerine çağdaş araç ve gereçlerle ve modern tekniklerle çalışarak 1- ülkede altyapı, işsizlik, sağlık ve eğitim hizmetlerindeki geriliklere... 2- Hava ve çevre kirliliği, savunma ve mazluma sahip çıkma konularındaki yetersizliklere... 3- Sosyal ve siyasal hayattaki düzensizlik ve dengesizliklere... 4- Tarım, sanayi ve teknoloji kalkınmasında önem ve öncelik arz eden problemlerin halledilmelerine gayret ve hizmet edeceklerdir. 

         İlim insanlığın ortak malı olduğu için:        

a - "ilmi verilerin gizlenmemesi" ve yapılan deney ve araştırma neticelerinin herkesin istifadesine arz edilmesi için bir "PATENT VAKFI" kurulması

b - Ülkede ve yeryüzünde geçerli olacak bir "Ortak ilim dilinin" geliştirilmesinin sağlanması

c - Ve uluslararası bir "BİLGİ BANKASI"nın oluşturulması hedeflenmiştir.

İlim adamlığı ve ciddi araştırmacılık dolgun ücret, yüksek itibar, gerekli yetki ve dokunulmazlıklarla desteklenecektir. Eğitim ve öğretimin sürekliliği sağlanacak, hayat boyu herkes için ve her konuda bilgi ve becerilerini geliştirme imkanları getirilecektir.

·                     TEMİNATLI ÖĞRETİM

Adil Düzen'de çok orijinal ve olumlu bir "TEMİNATLI ÖĞRETİM VE "EHLİYET" SİSTEMİ" öngörülmektedir. Şöyle ki, her şeyin bir değer ölçüsü vardır. Uzunluk metre ile, ağırlık kilogram ile sıcaklık santigrat ile ölçüldüğü gibi, ilmi seviyeyi ölçen araç ise "ehliyet"tir. Yani her meslek sahibinin, kendi alanında sürekli yenilenmesi ve yeterli hale getirilmesi esas prensiptir.

Bilindiği gibi tarihi süreç içerisinde;

a - Önceleri çeşitli yollarla bilgi edinenler ve bir konuya aklı erenler ortaya çıkıp konuşuyor ve onların etrafında meraklı ve merbut (bağlı) halkalar oluşuyordu.

b - Daha sonra tedris (ders verme) dönemi başladı. Bu devrede daha yararlı ve başarılı hocalar, haliyle tercih edilir oldu. Bunlar çocuklara öğretmen, büyüklere vaizlik yapıyordu.

c - İlim, giderek bir meslek halini aldı ve ilmi otoriteler arasında tartışmalar ortaya çıkınca da "ilmi ekoller" oluşmaya başlıyordu.

d - Artık bu ekollerde "Talebe - üstat" ayrımı ve ilim ehlinin seviye ve sınıf tespiti yapılır oldu.

e - Böylece "Bilmiyorsanız sorun" emri ve ilkesi gereğince sorulara, temel ve genel doğrulardan yola çıkarak, ilmi cevaplar vermek ihtiyacından "içtihat" kapısı açılıyordu.

Yani insanlar ve özellikle ilim ehli olanlar, her hangi bir konuda araştıracak, tartışacak, en doğrusunu bulmaya çalışacak ve ona göre davranacaktı.

Bilemiyor veya bulamıyorsa, o zaman bilene ve bulana soracak, ama kime uyacağını kendisi kararlaştıracak ve ona göre iş (amel) yapacaktı.

f - Daha sonra ilim adamları görüş ve içtihatlarını veya ilmi araştırmalarını içeren kitaplar yazdılar ve bunları okutmaya başladılar. Ancak bu kitapları başkasının okutması ise özel "izin-icazet" şartına bağlandı. Örneğin İmamı Buhari kendi yazdığı Hadis kitabını yine kendi talebelerinden veya imtihan edip ehil gördüklerinden birine "izin-icazet - vize" vermek suretiyle onun okutulabilmesine imkan tanıdı.

Halk ise böyle özel izin ve icazeti olanlardan okumayı tercih etti ve böylece Ehliyet sistemi gelişti.

g - Sonraları bu icazetler birleştirildi ve "diploma" şekline dönüştürüldü. Bütün ilimlerden icazet alan kimselere "Dersi am" ünvanı verildi.

h - Bugün ise artık ilk, orta, lise, yüksek okul, fakülte ve doktora diplomaları veren okullar vardır ve bu sistem uluslararası bir geçerlilik kazanmıştır.

Teminat Sistemi
Adil düzende bu tür diploma ve ehliyet sahiplerinin, mesleki faaliyetleriyle ilgili olsun veya danışmanlıkla ilgili görüş ve önerilerinden dolayı olsun... Yeni bir "teminat ve tazminat sistemi" getirilmektedir. Yani tabiplik, hekimlik, mühendislik, tamircilik, teknisyenlik vb. her hangi bir konuda yaptığı işten veya önerdiği görüşten dolayı (bilgi eksikliği ve ihmal yüzünden) mağdur olan kimselerin zararını, buna sebebiyet verenlerin bağlı bulunduğu "ilmi dayanışma ekolu" ortaklaşa tazmin edeceklerdir. (zararı ödeyecektir)

Bu durumda hangi ekolün (üniversite, fakülte veya başka bir öğretim biriminin) mensupları toplumda daha başarılı olursa onun talebesi artacak; Bu da genel bütçeden alacağı payını ve payesini (şerefini ve şöhretini) arttıracaktır.

Bu sistemde "ehliyet" lerin teminatlı olarak verilmesi yanında, ilimde ihtisaslaşmayı ve kaliteyi artırmak ve her hangi bir sahada ihtiyaç fazlası "diplomalı işsiz" sayısını azaltmak için, mesleki okullara, ülkenin ihtiyacı kadar talebe alınması sağlanacak ve belli sayıda insana ehliyet verilmesi planlanacaktır. Kendisini devamlı yetiştirme, yenileme, ahlaki disiplin ve değerlere önem verme hususunda yeterli ve yetenekli olmayanlar, "ehliyet" belgesi alamayacaktır. 

Yani "diploma" alan herkes "ehliyetli" sayılmayacak, ehliyet sıfatlarını kazanması ve sürekli araştırıp belli aralıklarla yeterlilik sınavlarına katılması da şart koşulacaktır.

·                    EHLİYET DERECELERİ:

1- Üstün ehliyet sahipleri: Bunlar kendi sahasında şahsi görüşleriyle hareket edebilen ve o ilim dalında otorite kabul edilen, ekol kurucusu kimselerdir. (Profesör ve üst seviyeler)

2- Yüksek ehliyet sahipleri: Belli bir ekole bağlı olmakla beraber bazı konularda kendileri de içtihat yapıp görüş beyan edebilirler. Bunlar daha ziyade uygulama uzmanlarıdır. (Doçent seviyesi)

3- Orta ehliyet sahipleri: Bunlar sadece belirli ilim dallarında kurulmuş olan sistemleri anlayıp uygulayan kimselerdir. Ayrıca özel içtihat yapamaz, yeni ve farklı görüş ve teoriler ortaya koyamazlar. (Doktora seviyesi)

4- İlk ehliyet sahipleri: Duydukları, okudukları, usta - çırak metoduyla görüp kavradıkları bilgi ve becerileri sebebiyle, kendi başlarına iş yapabilir ve iş verebilirler. Ancak bunların bir orta ehliyetlinin sorumluluk ve denetiminde iş yapmaları gerekir. Yani onun danışma ortaklığına üye olması lazımdır. (Üniversite seviyesi)

5- Temel ehliyet sahipleri: Bunlar bizzat ve bağımsız olarak bir işe başlayamazlar. Ancak kendilerine gösterilen ve daha önce programize edilen işleri kendi başlarına götürebilirler. (Lise seviyesi)

6- Başlangıç ehliyetliler: Ancak bir başkasının gözetim ve kontrolünde çalışabilirler. (Ortaokul seviyesi)

Bu yeni tasnif ve tatbikat sayesinde ilim ölçülebilir hale gelmekte ve bilimin de pazarı ve piyasası kurulabilmektedir.

Bundan sonra kişilerin üretimindeki payları veya hizmetlerdeki ücretleri; bu ehliyet derecelerine ve mesleki becerilerine göre ayarlanacak, emeklilik ve kredi hakları bile bunlara dayanacaktır.

Yani Adil ilmi düzende gözü açıklık, üçkâğıtçılık, adam kayırmacılık para etmeyecek, sadece ilim, ehliyet, kabiliyet ve gayret işe yarayacaktır.

İlk ehliyetlilere kadar olanlar "Bucak" larda seçilme hakkına sahip olacak, oranın yönetimine katılacaktır. Orta ehliyet sahipleri "il" lerde seçilme hakkına sahip olarak yönetime ve hizmete katılacaktır.

Yüksek ve üstün ehliyet sahipleri ise, Devlet seviyesinde yönetime ve hizmete katılacaktır.

Yani, seçme hakkı bütün vatandaşlara verilecek ancak "seçilme hakkı" Bucaklarda ilk, illerde orta, devlette ise sadece yüksek ve üstün ehliyetlilere tanınacaktır.

Böylece kurulacak Adil Düzen'de ve Milli Görüş Medeniyetinde, ihtiyacımızın da, İslam'ın da, aklın da en çok önem verdiği "İLİM" hakim olacaktır.

Kapitalizmde "Sermaye" Sosyalizmde "siyasi otorite" ortaçağ Batı teokrasilerinde "din kılıklı icbar ve istismar" hakim olduğu gibi, Adil Düzende ise "ilim" konuşacaktır.

Yukarıda arz ettiğimiz ilmi ehliyet dereceleri İslam alimlerinin "müçtehit tasnifleri" ne de uygun bulunmaktadır.

Bakınız İslam alimlerinin değerlendirmesi de şöyledir.

1- Mutlak (müstakil) müçtehit: Dini hükümleri Kitap ve sünnet gibi kaynaklardan çıkaran, nass'lara göre kıyas yapan, maslahatlara göre fetva veren, istihsan çerçevesinde hükümler beyan eden ve nass bulunmadığı yerde aklı ve şahsi reyi (görüşü) ile hareket edebilen müçtehitler (mezhep sahipleri gibi)

2- Müntesip müçtehit: Hüküm çıkarmada mutlak müçtehidin koyduğu "usul"e uyan ancak furu'da ona muhalefet edebilen müçtehitler.

3- Mezhepte müçtehit: Hem usul hem furu'da mezhep imamına tabi olup, imamların görüş beyan etmediği hususlarda hüküm verebilen müçtehitler.

4- Tercih erbabı: Kendileri içtihat yapmayıp ancak bağlı olduğu mezhepteki üçüncü tabakadan müçtehitlerin farklı görüşlerinden birini tercih edebilen alimler.

5- İstidlal sahibi alimler: Verilen hükümlere ait delilleri beyan eden ve bu delillerin karşılaştırılmasını yapabilen ve bu delillerin kuvvet derecesi hakkında görüş bildiren alimlerdir.

6- Hafızlar tabakası: Bunlar kendi mezhebine ait pek çok hüküm ve rivayetleri doğru olarak ezberlemiş ve bunları nakletmek kabiliyetini kesbetmiş alimlerdir. Bunlar yapılan içtihat ve hükümleri tercih derecelerine göre sıraya koymada söz sahibidirler.

7- Mukallitler: Bunlar sadece bazı kitapları okuyup anlamak ve anlatmaktan öte bir yetkisi ve yeteneği olmayan kimselerdir.

·                     GENEL DEĞERLENDİRME

Buraya kadar anlatılan konuları ana başlıklarıyla değerlendirmeye çalışalım:

Adil Düzen projeleri olarak buraya kadar anlatılan ilmi tespit ve teklifleri maddeler halinde özetleyecek olursak:

A - Siyasi Yapı:

1- Adil Düzen projeleri ve Milli Görüş medeniyeti "Gücün haklı sayıldığı" zalim bir düşünceye değil, "Hakkın güçlü kılındığı" insani ve adil bir anlayışa dayanmaktadır.

2- Toplumdaki sosyal değişme ve gelişmeler; savaş, işgal, zorbalık gibi yöntemler yerine "uzlaşma ve anlaşma" lar sonucu oluşacaktır.

3- Bu esasların ışığında toplumu oluşturan sosyal kurumlar sadece siyasi partilerle sınırlandırmayıp, iktisadi, ilmi ve ahlaki kurumları da içine alan bir "Sosyal denge" kurulacaktır.

4- Siyasi birimlerin "yerinden", ekonomik birimlerin ise "merkezden" yönetimi esas alınacaktır. Ama hepsi genel anayasanın temel esaslarına bağlı kalacaktır.

5- Toplumsal sözleşmeler (anayasalar) ortak ihtiyaç, inanç ve amaçların etrafında oluşan bir konsensüsle sağlanacaktır.

6- Ekonomik, siyasi, ahlaki ve ilmi kurumların alt birimleri olan "grup"lara ortaklık statüsünde üye olunacak, ortaklar arasında dayanışma esası konulacak ve her gurup ortağına / mensubuna hem "teminat" verecek hem de zararından dolayı "tazminat"la yükümlü tutulacaktır.

7- Kamu hizmetleri, atanan memurların yanında "serbest ehliyetli görevliler" tarafından da yürütülecek ve böylece "memurlar devleti" anlayışı ve "bürokrasi diktatörlüğü" ortadan kaldırılacaktır.

8- Soruşturmada devlet memurları tarafından yapılan ve artık çağdışı sayılan "tahkikat" sistemi yerine, daha insani olan "itham" sistemi uygulanacaktır. Kişinin dolduracağı yeminli ve sorumlu bilgi formu yeterli sayılacaktır.

9- Yönetimde çift başlılık ve kargaşalık terk edilerek yerine "Başkanlık" sistemi uygulanacaktır. Bucak ve illerde ayrıca belediye başkanı da bulunmayacaktır.

Bucak, il ve devlet başkanları kendi birim ve bölgelerindeki ilmi, ahlaki, siyasi ve iktisadi sosyal kuruluşların temsilcilerinden oluşan şura'nın (danışma meclislerin) "hakem ve organizatör" makamındaki liderleri sayılacaktır.

10- Vatandaşların, sosyal birimlerden her birine katılım mecburiyeti olacak, ancak istediği an bunları değiştirme hakkı bulunacaktır.

11- Bu yeni uygarlık ve uygulamada genel yurttaşlık (devlet vatandaşlığı) yanında, her vilayet ve bucaklar için ayrıca "yerleşim hakkı" statüsü ve mensubiyeti bulunacaktır. İsteyen herkes yerleşim birimini seçme hak ve hürriyetine sahip olacaktır.

Çünkü yerleşim birimlerine, oradaki nüfus yoğunluğunun arzusu ve konsensüsü ile özel ve yöresel kanun ve kurallar koyma yetkisi tanınacaktır. Bu kuralları benimsemeyenlere ve fesatçılıkta direnenlere ise istediği yere göç etme kolaylığı sağlanacaktır.

Bucak, il ve devlet başkanlarına uyumsuz ve huzursuz kimseleri mağdur etmeden sürgün edilmelerini isteme yetkisi tanınacaktır. Buna rağmen yerinden ayrılmayan ve ıslah olmayan kimseleri ise, içinde bulunduğu topluluk hukuki himayesinden çıkaracak ve sahipsiz kalacaktır.

B - Ekonomik Yapı:

1. Adil düzen "çıkar çatışması yerine, menfaat ortaklığı" na dayanmaktadır.

2- Herkese ve her kesime tam bir "fırsat ve imkan eşitliği" sağlanmıştır.

3- "Nimet-külfet dengesi" "Hizmet ücret eşitliği" esas alınmıştır.

4- "Mikro (fert ve şirket) sahasında tam bir serbestlik, Makro (ülke) çapında ise planlama yolu rehberlik" üzerine hazırlanmıştır.

5- Kamu sektörü ile özel sektör arasında, "birinde yer alanın diğerinde bulunmaması" şeklinde kesin bir ayrım yapılacaktır. Yani, farklı ve faydalı sahalarda yatırım ve üretim amaçlanacaktır.

Çünkü, özel sektörde yatırımcı ve yönetici olan kimselerin, kamu sektöründe ve devlet yönetiminde de bulunmaları, yetki istismarına yol açacağından yanlıştır ve sakıncalıdır.

6- Karşılıksız para basılmasını önlemek için "üretilen malı temsil eden senet" sistemi uygulanacaktır.

7- İktisadi bölüşümde hasılanın (üretim ve gelir toplamının) önceden yapılan anlaşmalara göre paylaşılmasına dayanan "ortaklık" sistemi yürürlüğe konacaktır.

8- Devlet vergiyi genel hizmet karşılığı ve alt yapı hizmetleri nedeniyle katılım payı olarak alacak, bunun dışında sadece üretim ve servetten alınan ve miktarları kanunla belirlenmiş olan tek tip vergi düzeni kurulacaktır.

9- Kredi devlet tekeline alınacak "emek faktörüne" ve "hayırlı ve yararlı üretime" öncelik tanınacaktır.

10- Veresiye yerine "sipariş". Borçlanma yerine  "peşin ödeme". Faiz yerine, "Ön ödemeden dolayı indirim" uygulaması başlatılacak, bu sayede faiz ve sömürü düzeni kaldırılarak yerine "selem-sipariş senedi" uygulaması konulacaktır.

11- Böylece Adil Düzenin "ortaklık ekonomisinde" yatırım sahipleri tekeller değil, halk olacaktır. Piyasaya sadece büyük sermayeli değil, bütün pay sahipleri gireceğinden gerçek serbest piyasa ekonomisi ortaya çıkacaktır. Kredi bizzat çalışanlara verildiğinden "tekelleşme" de olmayacaktır.

12- Ortaklık ekonomisinde maliyeti yükselten ve sonunda fiyatlara eklenen faiz, peşin vergi, reklam gideri gibi "sabit giderler" olmadığından, marjinal maliyetle ortalama maliyet aynı olacaktır. Bu nedenle işletmeler düşük kapasitelerle dahi çalışma ve üretim yapma imkanı bulacaktır.

13- Bu sistem, devleti; "Altyapı ve genel hizmetleri" karşılığı yapılacak yatırımlara ortak kabul ettiği için müdahalecilik ve bürokratik engellemecilik artık söz konusu olmayacağından "rüşvet" olayını da ortadan kaldıracak ve "mafyacılık" yıkılacaktır.

14- Adil Düzende kredi mal karşılığı verileceğinden enflasyona sebep olmayacak ve yine kredilerin çalışanlara verilmesi nedeni ile aracı kârı (faiz farkı) bulunmayacağından gelir dağıtımındaki dengesizlikler ortadan kalkacaktır.

15- Bu sistemde borçlanma yerine "iştirak" asıl olacağından iç ve dış borçlar sorunu da olmayacak ve az gelişmiş ülkelere gelişmiş ülkelerle arasındaki uçurumlar da böylece kapanacaktır.

C - Dini - Ahlaki Yapı:

1- Dinler "Hıristiyanlık" ve "Müslümanlık" gibi genel sıfatlar yerine, tabii veya tarihi bir süreç içinde oluşan çeşitli meşrepler ve ahlaki meslekler statüsünde teşkilatlanacaktır. Çünkü bu, insanları tanımak ve hizmet bütünlüğü sağlamak açısından daha kolaydır.

2- Dini kurum ve gruplara teftiş ve denetleme, mensuplarına tezkiye (iyi hal) belgesi verme gibi önemli fonksiyonlar yüklenecek, böylece toplum düzeninde etkili ve yetkili konuma yükselecek ama o nispette de sorumluluk ve mükellefiyetleri bulunacaktır.

3- Din, siyaset ve ekonomik birimlerin baskısından kesinlikle kurtarılacak, ilim ile din arasında zıtlaşma ve çatışma yerine tam bir köprü ve işbirliği kurulacaktır.

D - İlmi Yapı (Eğitim Düzeni):

1- İlim ve eğitim ferdi çalışmalardan çıkarılarak sistemleşecektir. Bunun ilk şartı da "dil" ve "matematik" başta olmak üzere önde gelen ve temel ilimlerin öğrenilmesi programlanacak, daha sonra "uzmanlaşma" ise mesleki alan ve kuruluşlara bırakılacaktır.

2- Bütün ilimlerin "ortak dili" oluşturulacak, farklı sahalarda çalışan ilim adamlarının birbirini anlaması ve yardımlaşması sağlanacaktır.

3- Faydasız ve fantazi ilim ve eğitim yerine, insanlığın ihtiyaçlarını karşılamak ve sorunlarını çözüme kavuşturmak amaçlanacaktır.

4- İlmi kuruluşlar "guruplaşma" ve "ekolleşme" sistemine göre teşkilatlanacak ve bu ilmi guruplara her kademede halkın katılımı ve yararlanması sağlanacaktır.

5- İlmi kariyer ve kabiliyetin ölçülmesinde diploma değil, "ehliyet" esas alınacak ve "ehliyetlerin" dereceleri olacaktır.

6- Bu ehliyetler ilim ve eğitim kuruluşları tarafından "teminat-güvence" ye bağlanacak, mensupların bilgi eksikliği ve ihmal neticesi verdikleri zararlar ortaklaşa tazmin edilecek. (Ortak bütçe paylarından karşılanacaktır.)

7- İlim adamının özerkliği ve düşüncelerinin serbestliği sağlanacak ve yasama (kanun yapma) yetkisi bu kurumun olacaktır. Çünkü sağlıkla ilgili en uygun kanunları tıp otoriterleri, bayındırlıkla ilgili kanunları inşaat ve çevre profesörleri, İnsan haklarıyla ilgili kanunları hukuk yetkilileri, ahlakla ilgili kanunları ancak din ve ilahiyat bilginleri ortaya koyacaktır.

8- Tek tip eğitim sistemi kaldırılarak bunun yerine; farklı okul ve ekollerden diploma alanların "merkezi sınav sistemlerinden" geçirilmek suretiyle eğitimde rekabet ve ehliyet öne çıkacaktır.

·                     SONUÇ:

Özet olarak ve özellikle belirtmek gerekirse:

Adil Düzende toplumu oluşturan kurumlar arasında, "yasama, yürütme ve yargı"ya bir dördüncü kuvvet olarak "denetleme" de eklenecektir. "kuvvetler ayrılığı" "güç dayanışması ve güven ortaklığı"na çevrilecek ve adalet prensibine uygun olarak bunlara yeni fonksiyonlar yüklenecektir.

Şöyle ki;

1- İlim meclisine yasama (kanun yapma),

2- İktisat meclisine ekonomik faaliyetleri ayarlama,

3- Siyaset meclisine hükümet etme ve yürütme,

4- Dini meclise ise denetleme görevi verilecektir.

Yargı ise, mutlaka bağımsız mahkemelerce yerine getirilecektir.

Bu dört kurumun tabii yetkilerinden ve kendi içlerinden seçimle gelen temsilcilerden oluşan 4 (dört) meclisli bir parlâmento kurulacak, bucak ve illerdeki yerel parlamentolarla beraber ülke çapında "genel parlamento" bulunacak, devlet başkanı ise bu meclisle arasında dengeyi ve düzeni sağlayan bir hakem rolü oynayacaktır.

İlmi, ahlaki, siyasi ve iktisadi kurum ve meclisler, kendi faaliyet ve fonksiyonları ile ilgili görevleri; ülke çapında yürütecek olan genel müdürlük seviyesindeki üst yetkilileri, kendi kriterleri ve iç yönetmelikleri çerçevesinde belirleyecek, bunlar devlet başkanının onayı ile resmileşecek, Devlet başkanına bizzat bağlı birimlerle beraber, hizmet bütünlüğü sağlanacaktır. Hükümeti kurmak ise siyasi meclisin görevi ve sorumluluğu altındadır.

Çeşitli siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlaki guruplara mensup vatandaşların, kendi irade ve istekleriyle verecekleri değişiklik dilekçeleri, belirli aralıklarla bilgisayarlardan öğrenilerek hangi siyasi partinin, hangi ahlaki kurum ve dini cemaatin, hangi ilmi ekol ve üniversitenin ve hangi sendika ve ekonomik birliğin, ne kadar ortak-üyesi olduğu ne nispette meclislerde temsil hakkı doğduğu? yeniden tayin ve tespit edilecek ve böylece artık çağdışı kalan ve toplumu kavga ve kaos ortamına yol açan bugünkü seçim ve sandık sistemi de zamanla ortadan kalkmış olacaktır.

Bu sistemde:

a - Bucaklar iç güvenliği,

b - İller, kendi sınırlarında ve ülke çapında genel güvenliği,

c - Devlet ise dış güvenliği sağlamakla yükümlü tutulacaktır.

Her yönden güçlü, güvenilir ve sürekli kendini geliştirip yenileyebilir saygın ve caydırıcı bir ordu esastır.

Bir üst kuruluş, alt kuruluşlara rehberlik dışında, karışmayacaktır.

Devletler ise paktların (bağımsız devletler topluluğunun) üyeleri konumundadır.

Adil Düzenin siyasi - idari yapılanmasında en küçük birimler olan siteler ve bucaklarda halkın bizzat katılımıyla "doğrudan demokrasi" uygulanacaktır. Üst kuruluşlar olan birimlerde devlet yönetimine katılım ise "temsili demokrasi" yolu ile olacaktır. Böylece insanlar küçük birimlerde doğrudan kendileri, büyük birimlerde ise seçtiği temsilcileri vasıtasıyla yönetime aktif olarak katılmış olacaktır.

Bucak, il ve devlet çapındaki parlamento ve meclisler, hem genel ve müşterek anayasaları, hem de kendi birim ve bölgeleri ile ilgili özel ve yöresel nizamları ve kararları kendileri yapacak ve uygulayacaktır.

Adil Düzende kuvvetler dengesinin işleyiş ilkeleri:

1- Demokratiklik ilkesi: Her kuvvetin oluşması halkın katılımını sağlayacak şekilde olacaktır.

2- Guruplaşma ilkesi: Her kuvvet kendi içinde "çoklu gruplaşma" esasına göre teşkilatlanacaktır.

Siyasi partiler, bilimsel ekoller, dini cemaatler ve mesleki oda ve dernekler içerisinde en az 5, en çok 20 kişiden oluşacak bir çok guruplar bulunacaktır.

3- Gurubunu değiştirebilme ilkesi: Her vatandaş işine gelmediği taktirde partisini, ahlaki hizmet birlikteliğini, sendikasını ve ilmi ekolünü ve bunlarla ilgili gurubunu değiştirme hakkına ve kolaylığına sahip olacaktır.

4- Nispi temsil ilkesi: Yönetime katılma nispi temsil esaslarına göre olacak, "toplumsal uzlaşma = milli koalisyon" biçiminde planlanacaktır. Ulusal kararlar çoğunluk sistemine göre değil ma'şeri karar = referandum yoluyla sağlanacaktır.

5- Tahkim sistemi ilkesi: İcrada başkanların, yargıda ise hakemlerin kararı asıl olacaktır.

Adil Düzen'de Örgütlenme:

Ekonomik birimler atama ile, siyasi birimler seçim ile belirlenir ve biçimlenir.

Örgütlenme merkezden çevreye ve çevreden merkeze doğru karşılıklı etkileşimle yapılır. Halkın tanıyabildiği çevre içinde seçimler yapılır. Temsilciler yukarıya doğru seçimle yapılırken, atama ve görevlendirmeler ise yukarıdan aşağıya doğru yapılır.

Hükümet:

Devlet Başkanı, seçimi kazanan partilerden başbakanı seçip atayacaktır. Partilerin seçim beyannamesi esas alınarak ve vaatler takvime bağlanarak hükümet programı yapılır. Güvenoyu alan hükümet göreve başlar. Program aksarsa ve hükümet söz verdiklerini yapmazsa, bu durumu denetim mekanizması tespit ederek, Başkan güvenoyu ister. Meclis sorumluluğu üstlenir de devamını uygun görürse seçim tarihine kadar hükümet süresini doldurulabilir. Ancak bu durum kamuoyuna deklare edilir. Her seçim öncesi iktidar partilerinin başarısı tespit edilip kamuoyuna sunulur. Böylece vaatlerini gerçekleştiremeyen partilerin halkı aldatması önlenir. Meclis başarısız bir hükümet için güvenoyu vermezse, Devlet Başkanı yeni bir hükümet kurdurabilir, ya da yeni seçim kararı alabilir. Bunun için dört meclisin de üst düzeyleri ile istişare eder. Hiçbir meclis kendi görevleri dışına çıkamaz ve diğerine müdahale edemez. Ancak koordineli çalışır. Her türlü ihtilafta son karar mercii Devlet Başkanıdır. Başkan ülkeyi temsil eder, düzeni temsil eder. Dört meclisin başkanları Devlet Başkanının yardımcılarıdır. 

Seçimler:

Halk siyasi meclisi ve yerel yönetimleri seçer. Diğer meclisler ise; her camia içindeki özerk seçimlerle tespit edilir. Her meclisin örgütlenmesi kendi yapısına ve işlevine göredir. Seçimleri de kendi yapılarına göredir. "Seçme"de esas, insanın tanıyamayacağı şahıslar ve makamlar için oy kullanma hakkı verilmemesidir. Yakından tanıyamayacağı bir birim yöneticisinin veya genel yöneticinin direkt değil, temsil yoluyla ve dolaylı seçilmesi daha münasiptir. Seçimler insanların birbirlerini yakından tanıyabileceği dar çevre içinde gerçekleştirilir. Ekonomik birim yöneticileri ise, atama ile işbaşına getirilir.

YAZAR:OSMAN ERAYDIN - MİLLİÇÖZÜM NİSAN 2009

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN:"YENİ BİR DÜNYA KURULACAK."

Milli Görüş Lideri ve 54'ncü hükümetin Başbakanı Prof. Dr Necmettin Erbakan, İran'a gitti. İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve İran eski Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsanca'nin davetlisi olarak gideceği ziyaret öncesinde İlci Otel'de bir basın toplantısı düzenledi. Seyahat ile ilgili açıklamalarda bulunan Erbakan, dünyanın bugünkü hali ve yeni bir Dünya kuruluşu bakımlından bu seyahatin ve D-8'lerin önemi hakkında bilgi verdi.
 
Erbakan şöyle konuştu: "Bu seyahat İran Dini Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney, İran İslam Cumhuriyeti Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı ve Tahran Cuma Namazı İmamı Ali Ekber Haşimi Rafsancani, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad ile tespit edilen randevular esnasında görüşmek üzere İran Parlamentosu İktidar Partisi Başkanı Ayetullah Kharazi'nin daveti üzerine gerçekleşen bir seyahattir.

Seyahatin ve D-8'lerin önemi
Bulunduğumuz noktada Dünya, ırkçı emperyalizmin kuvveti üstün tutan zihniyetin esiri ve kölesi olarak bir zulüm dünyasına dönüşecektir. Veya tarih boyunca ecdadımızın "Hakkı Üstün Tutan" ve herkese hakkını veren bir "Saadet Dünyası" haline dönüşecektir. Irkçı emperyalizm, Büyük İsrail'i kurup, dünyayı kendisine köle yapmak için 5767 yıllık inancı yolunda gayretle çalışmakta, faizci kapitalist sistem vasıtasıyla para gücünü, 1 $'ın üzerinde gösterilmiş olan 13 katlı pramitin ifade ettiği organizasyonla işbirlikçilerden oluşan insan gücünü kullanarak, 1990'da Margret Thecher'in İskoçya'daki NATO toplantısında yaptığı konuşmasıyla 20. Haçlı Seferini başlatmış, Afganistan, Irak ve Filistin'i işgal etmiş, şimdi sırayla İran, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye'yi de kontrol altına alarak hali hazır mevcut tek kutuplu dünya şartlarından istifade ederek, artık bu sefer Büyük İsrail'i mutlaka kurmak için kararlılıkla çalışmaktadır.

Yeni Dünya Düzeni dedikleri, zulüm düzenidir
Obama'nın Türkiye ziyareti, ferasetle değerlendirilmelidir. Bütün talepleri, Ruhban okulu, Ermeni Soykırımı ve diğerleri ırkçı emperyalizmin hedeflerini gerçekleştirmeye matuf olmuştur. Bu gidişata dur diyebilmek, faizci kapitalist nizama dayalı bugünkü dünya değil, öteden beri dile getirdiğimiz "Adil Bir Düzen"e dayalı "Yeni Bir Dünya"nın kuruluşuyla mümkündür.

Yeni Dünya Düzeni bilindiği gibi bir zulüm düzenidir. Özlenen Yeni Dünya'nın çekirdeğini ise D-8'ler teşkil etmektedir. Bununda en önemli 2 ülkesi Türkiye ve İran'dır. Bunların örnek işbirlikleri D-8'ler, D-60'lar, 160'lar için bir numune teşkil edecek. Yeni Bir Dünya, böylece fiili kuruluş adımlarını atmaya başlamış olacaktır.

Komünizm ve faizci kapitalizm, kuvveti üstün tutan zihniyetin, ezen-ezilen düzenidirler. Kominizim gibi, faizci düzenin de devamı mümkün değildir. D-8'ler nüfus itibariyle en büyük bloktur. Ciddi bir işbirliğiyle dünya'ya yön verebilecek bir güçtür. Bu seyahatte, 2 ülke arasındaki işbirliğini geliştirme imkanlarının yanı sıra, bölgede ve dünya'da barışın tesisi için neler yapılması lazım geldiği hususunda fikir teatisinde bulunulmasının bu bakımlardan büyük önemi vardır.

Türkiye ve İran arasında örnek işbirliği gerek
Biz, 54. Hükümetimiz zamanında dış güçlerin bütün engelleme gayretlerine rağmen, İran gazının Türkiye'ye gelmesi anlaşmasını yaptık. Merkez Bankalarının arasında yapılan anlaşmayla aramızdaki ticaretin dolara bağlı olmaksızın, kendi paralarımızla yapılmasının mekanizmasını kurduk ve hedefimizin Almanya ile Fransa arasında her gün ne kadar mal-para, insan gidiş gelişi oluyorsa, iki ülke arasında aynı hacimde münasebetin gerçekleştirilmesi olduğunu ilan ettik. Bunun için atılması lazım gelen önemli adımlar vardır. Bunların işbirliğini ve mekanizmalarını kurmak, her iki ülkenin de yararınadır. Atılacak çok adımlar mevcuttur.

BU SEYAHATTEN NE BEKLİYORUZ?
Bu seyahatte yapılacak fikir alışverişleri vasıtasıyla, yukarıda belirttiğimiz hedeflerin gerçekleşmesi hususunda ciddi, kararlı adımların atılması iradesinin güçlenmesini gaye edinmiş bulunuyoruz. İnşaallah faydalı adımların atılmasına vesile olur ve dönüşte sizlere sevindirici haberler ve sonuçlar getirmemiz mümkün olur. Bu temenniyle, hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum, bir kere daha seyahatin hayırlara ve sevindirici sonuçlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan diliyorum."

4月4日

KAYIP TRİLYON DAVASINDA MAHKEME PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN'A BERAT KARARI VERDİ.

ERBAKAN'IN YASAĞI KALKTI.
 
Saadet'in oyları yükselişe geçti, Erbakan'a da güzel haber geldi; Ankara 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesi Erbakan'ın memnu haklarını iade etti.
 

Ankara 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesi, “Kayıp Trilyon” iddiasıyla 2 yıl 4 ay hapse mahkum edilen Erbakan'ın memnu haklarının iade edilmesine karar verdi.

Ankara 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi kapatılan Refah Partisi’nin eski Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın avukatının "memnu haklarının iadesi"ne ilişkin başvurusunu karara bağladı.

“Erbakan'ın ‘Kayıp Trilyon davasında aldığı cezaya ilişkin hükmün kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl 4 aylık süre içinde yeni bir suç işlemediği ve iyi hali olduğu gözlemlenmiştir" denilen karar oybirliği ile alındı.

Necmettin Erbakan’ın resmen siyaset sahnesine dönmesini sağlayan kararın bir örneği Erbakan'ın avukatına gönderilmesi de kararlaştırıldı.

Kapatılan Refah Partisi eski Genel Başkanı, isterse adli sicil kaydındaki sabıkasını da sildirebilecek.
 
aktifhaber
3月26日

ERBAKAN 28 ŞUBATIN TARİHİ GİZLİ BELGESİNİ AÇIKLADI.

Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Uğur Dündar'la Star Haber'e konuk oldu.

29 Mart yerel seçimlerinin alea'de bir seçim olmadığını dile getiren Erbakan, bu seçimin yakın bir zamanda yapılacak genel seçimin provası niteliğinde olduğunu dile getirdi.

  

Erdoğan'ı şahsen bir kardeş gibi sevdiğini dile getiren Erbakan, Erdoğan'ın şahsına değil, söylem ve eylemlerine itiraz getirdiğini özellikle vurguladı.

"Erdoğan gibi Sayın Gül için de aynı düşüncelere mi sahipsiniz?" sorusuna ise "Abdullah Bey'i de bir kardeş gibi severim. Kendilerinin bulunduğu makam gereği o konuda konuşmayı doğru bulmuyorum." diyen Erbakan geceye damgasını, 28 Şubat süreci ile ilgili bir soruya verdiği cevapla vurdu.

28 Şubat'ın demokrasiye uymayan bir hareket tarzı ve dışarıdan tanzim edilmiş bir oyun olduğunu vurgulayan Erbakan bugüne kadar açıklanmayan bir kriptoyu Star Haber'de ilk defa açıkladı.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher imzalı olan ve ABD'nin Türkiye Büyükelçiliği dahil bir çok kurumuna gönderilen bu kripto ile amacın ABD'nin milli hedeflerinde Erbakan Hükümeti ile bir sapma olduğu ve bu sapmanın en kıza zamanda durdurulması için çeşitli önlemlerin alınması gereği vurgulanmıştır.

Erbakan, Ekim 1996 tarihli olan ve D-8 birlikteliğinin kurulması kararından sadece on beş gün önce yayınlanan bu kriptoda yazan maddeleri aynen sıraladı:

1- Türk Hükümeti'nin milli eğilimlerinden ve Başbakan Erbakan'ın ideolojisinden ilham alarak dış politikayı batıdan ayırıp Arap ve Müslüman dünyasına yeniden yönlendirmesinden dolayı derin endişe içerisindeyiz...

2- Kanaatimizce Türkiye'nin İran, Irak, Libya, Nijerya, Suudi Arabistan ile bağlarını kuvvetlendirme amaçlı mevcut tutumu bizim milli menfaatlerimize aykırıdır, düşmancadır.

3- Doğru Yol Partisi, Erbakan'ın İslami söylem ve taahhütlerini ılımlaştırmada başarılı olamadğına göre kendisinin Refah Partisi ile koalisyonu verimsiz görünmektedir. Biz inanıyoruz ki Tansu Çiller'in koalisyondan çektirilmesi Erbakan'ı düşürür ve ülkeyi erken seçime götürür. Sonuç kesin olmamakla berabe rRefah Partisi yapılacak olan seçimlerden eskisinden daha güçlü olarak çıkar.

4- Türkiye, Birleşik Devletlerin anahtar stratejik ortağı olarak kalmak mecburiyetindedir. Onun bu pozisyonunu gerçekleştirmek ve sürdürmekteki başarımız, milli menfaatlerimiz doğrudan etkileyecektir. Türk Askeriyesi, bu sonucu elde etmeye doğru daha büyük çaba sarfetmesi için harekete geçmeye zorlanmalıdır. Bu konudaki aksiyon planlarınızı ve yorumlarınızı bekliyoruz.

Bu belgenin ellerine 28 Şubat sürecinden ve 54. Hükümetin sonrasında geçtiğini vurgulayan Erbakan, "Şayet elimize önceden bir bilgi ve belge geçseydi, gereken tedbirleri alırdık. Bu belge bizim 15 Ekim 1996'da İslam Konferansı Örgütü'nü Çırağan Sarayı'nda toplayıp, daha güçlü bir birliğin kurulmasına karar vermemizden sadece 15 gün sonra yayınlanmış dedi."

"Nasıl önlerdiniz?" sorusuna ise Erbakan "Askeriyeyi çağırır ve önlerine bu belgeyi koyardık. Buna karşı dikkatli olmalarını tembihlerdik" şeklinde cevap verdi.

Uğur Dündar'ın ise bu kriptonun açıklanmasının ardından yayını kesmesi manidar karşılandı.

3月23日

PROF.DR. NECMETTİN ERBAKAN'DAN ÖNEMLİ UYARILAR VE GÜZEL MÜJDELER.

Saadet Partisi İstanbul mitingine sürpriz bir şekilde katılan Prof. Dr. Necmettin Erbakan neden mitinge katıldığını ve seçimin önemini anlattı.

İşte Erbakan'ın konuşmasından önemli satırlar:

Öncelikle ilk vazifemi gerçekleştiriyorum. Yüce Rabbimize sonsuz hamd ediyorum. Milli Görüşün üçüncü şahlanışını burada ifa ediyoruz. Bunun şükründen aciziz. Allah'a şükrediyoruz. Elhamdülillah.
İkinci vazifemi de yerine getiriyorum ve sizlere burada olduğunuz için teşekkür ediyorum. Hanım kardeşlerimizi çalışmalarındaki itinalarından dolayı tebrik ediyorum.

29 Mart seçimi şeklen bir yerel seçim gibi görünse de dünyamızın kurtuluşu için genel manada çok önemlidir.
Çünkü Cenab-ı Allah bu mükemmel dünyayı yarattı, mükemmel bir varlık olarak insanı yarattı. Ve Hakkı ve Batılı yarattı. Hz. Adem (a.s.) yaradışılından beri hak ve batıl vardır.

Siyonizmin amentüsü siz üstün bir ırksınız diğerleri sizin kölenizdir. Filistin'de bunu birleştireceksiniz maddelerinin özetidir.
Batıl'ın ve Siyonizmin tek amacı budur. Mescid-i Aksa'yı yıkıp dünyaya hakim olmak. Herkesi kölesi yapmaktır. Buna İslam müsaade etmiyor. Çünkü İslam "herkes hakkına sahip olacak. Adil bir düzen olacak" diyor. Bundan dolayı Siyonizmin hedefi İslam'ı yok etmektir.

Bugün Siyonizmin kurduğu ve tamamlamak istediği kendi dünyasının içerisindeyiz. Bundan kurtulmamız ve Saadet'i bulmamız lazım. Hedef Türkiye'dir. Bunu bozmak ve vatanımızla dinimizi muhafaza etmek mecburiyetindeyiz."

1990 yılında Milli Görüşü tanıyan dünyada Siyonizm, en büyük düşman olarak Milli Görüşü gördü. İnsanlık iki şekilde sorgulanmaya başladı. Bu sorgu Milli Görüşçü müsün? İşbirlikçi misin? oldu.

AKP en büyük Siyonizm düşmanı olan Milli Görüşle aynı kefede değildir. Siyonizm ve batının desteklediği bir kuruluştur. Refahı yıkma ve bölme çabasına giren Siyonist güçlerin bu çabalarından sonra AKP'nin kuruluşuna tüm dünya şahid oldu.

Milli Görüş'ü Saadet temsil eder

Seçimlere giren 19 partiden sadece Saadet Partisi Milli Görüş'ü temsil eder. AKP ve diğerleri işbirlikçidir.

O Hoca benim ve buradayım

Prof. Dr. Necmeddin Erbakan  Milli Görüş camiası olarak birçok tarihi yanılgıyı yendiklerini bildirirken bir de güncel yanılgıyı yenmeleri gerektiğine değindi. Erbakan "Nedir bu güncel yanılgı? O da şudur. 'Bu hoca öyle akıllı adam ki iki partiyi birden idare ediyor. Saadet Partisinin başında gibi duruyor ama AKP'yi destekliyor' diyorlar.

Ey insanlık!

O bahsettikleri hoca benim. İşte açıklıyorum. Böyle bir şey yok. Ben halkı ve hakkı destekliyorum. Bunları ve düşüncelerini değil. 'AKP de Milli Görüşçüdür. Ben Saadet Partiliyim ama halk partisi gelmesin diye AKP'ye oy veriyorum' diyen birine rastlarsanız ona Erdoğan'ın şu sözlerini söyleyin. "Irak'ta savaşan kahraman Amerikan askerlerinin ülkelerine sağlıkla dönmeleri için dua ediyorum..." şeklinde konuştu.

AKP'nin hatalarına beni alet etmeyin. Bugün AKP'nin yöneticileri başta olmak üzere bütün kadrosu yıllarca beraber çalıştığımız kardeşlerimizdir. Ben tenkit ederken şahıslarını tenkit etmiyorum. Gittiği yolun yanlış olduğunu anlatmak için tenkit ediyorum. Bunları kızgınlıktan değil, onların hocası ağabeyi olduğum için şefkatten söylüyorum.

Saadet başka diğerleri başka

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "ABD'nin Irak'ta savaşan kahraman askerinin en az zayiatla ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum." diyor...

Ey Tayyip, Milli Görüş gömleğini çıkararak girdiğin yol yanlış yoldur. Bu yol çıkmaz. Bak getirdin arabayı toslattın. Saadet Partisi başka diğerleri başka. Çünkü Saadet Partisi diğerlerinden çok farklıdır. Temelden farklıdır.

Sultan Fatih Milli Görüşçüydü

Sultan Fatih ne sağcıydı ne solcu ne de liberal, Milli Görüşçüydü. Osmanlı, Selçuklu Milli Görüşçüydü. İşbirlikçi değildi.
Türkiye bu gidişle İsrail'e vilayet olur Allah Muhafaza. Adam diyor ki "Ben Saadet Partiliyim ama Halk Partisi gelmesin diye AKP'ye oy vereceğim" Aman Allah'ım bu ne şuursuzluk. Saadet Partisi'ne oy vermeye mecburuz. İşbirlikçilere oy vermeyin. Oyumuzu işbirlikçilere değil Saadet Partisi'ne vereceğiz ve yeni bir dünya kuracağız. Biz yerel yönetimlerde 7 büyük devrim yaptık. Eskiden Demokrat Parti ve Halk Partisi çekişmesi vardı hizmet yoktu. Biz geldik hizmet geldi. Türkiye'nin yüzde 65 insanının yaşadığı yerde yerel yönetimlerde biz kazandık.

İşsizlik vardı ama bu kadar mıydı?

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, başbakan Erdoğan'ın işsizlik için "önceden de vardı" sözüne dikkat çekerek, "vardı elbette ama bugünkü gibi miydi?" şeklinde cevap verdi.

Oylarınızı işbirlikçilere vermeyin

"İşbirlikçiliğin manasını iyi kavramak gerekir." diyen Erbakan sözlerini şöyle sürdürdü: "29 Martta güncel yanılgıyı ortadan kaldıracak, oylarınızı aldanarak işbirlikçilere değil dünyayı zamanında istediği gibi ve haktan yana yönlendiren Milli Görüş'e döneceksiniz. Biz devrimlerimizi sürdüreceğiz. Bu açıdan oylarınız çok önemli. Türkiye'nin 94 yerel seçimlerinde yüzde 65 oranında belediyeleri biz kazandık. Şimdi bu üçüncü hamlemizde yeniden biz kazanacağız inşaallah. Ve yeniden çalışacağız. Çalışırken de kardeşlerimize şunu duyuracağız. Hiç boşuna uğraşmayın. Türkiye aslına dönüyor diyeceğiz.

Bugün eşinin başı örtülü birisi cumhurbaşkanını olabiliyorsa bu sizin (Milli Görüşün) sayesinde olmuştur. AKP'nin sayesinde değil."

MİLLİGAZETE

3月4日

ERBAKAN HOCA SİYONİSTLERİ YİNE KORKUTTU.

Milli Görüş'ün 40. yıldönümü dolayısıyla İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu'nda düzenlenen programda bir konuşma yapan Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan'ın sözleri yahudileri yine panikletti.

Kehaber adlı yahudi sitesi Erbakan hocanın siyonizm/yahudilik üzerine sözlerini sayfasına aktararak "Milli Görüş Lideri Erbakan 28 Şubat 2009: "Siyonizm 5767 yıl evvel Kabala adlı bir zatın yazmış olduğu dünya hâkimiyetini ele geçirmeye inanış tarzıdır" başlığını attı.

Kehaber sitesinin haberine aşağıda aynen aktarıyoruz.

Milli Görüş Lideri Erbakan 28 Şubat 2009: "Siyonizm 5767 yıl evvel Kabala adlı bir zatın yazmış olduğu dünya hâkimiyetini ele geçirmeye inanış tarzıdır"


KeHaber 2 mart 2009 | Milli Görüş'ün 40. Yıl kutlaması İstanbul Abdi İpekçi Kapalı Spor Salonunda 28 Şubat’ta yapıldı. Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan'nın yaptığı konuşmadan alıntılar:
"[...] Size Milli Görüş’ün ne olduğunu anlatmak için bu kısa açıklamayı yapmaya mecbur hissediyorum kendimi. Milli Görüş nedir? Saadet’in tek çaresidir. Hakkın temsilcisidir. Yeryüzünde hakkın hâkim olması için çalışan tek zihniyettir. Siyonizm 5767 yıl evvel Firavunlar zamanında Mısır’da yaşayan Beni İsrail kavmi içinde Kabala adlı bir zatın yazmış olduğu kitaptaki yazılı olan inanca bağlı olan insanların meydana getirdiği bir düşünce, bir inanış tarzıdır. Bu inanış tarzının dört tane temel esası var. Biz Cenab-ı Hakkın esas kullarıyız, efendiyiz, diğer ırkların insanları bize köle olsun diye yaratılmıştır. Böyle inanıyor… Bu nazariyatta kalmayacak gerçekleşecek. Gerçekleşmesi için 3 vazife ifa etmemiz lazım. Sürgündeki Beni İsrail’i Filistin’de toplamalıyız. Büyük İsrail’i kurmalıyız. Onun emniyetini sağlamalıyız. Ve Mescid-i Aksa’nın yerine Süleyman Mabedini yeniden yapmalıyız. Bu üç vazifeyi ifa ettiğimiz zaman bizim kurtarıcımız Mesih’imiz, İsa Aleyhisselam değil, Siyonizmin Mesih’i gökyüzünden inecek Davut Aleyhisselam’ın tahtına Yahudi Karlı olarak oturacak ve böylece dünya hâkimiyetini perçinleyecek yaratılış gayesine erişecek…
Böyle bir inanış var, ırkçı bir inanış. Annesi Yahudi olmayan Yahudi olamıyor. Bundan dolayı da bütün nüfusları dünya nüfusunun binde yarımını aşmıyor. Bugün 6 milyar insan var 30 milyon Beni İsrail var. Bunlara deseniz ki yahu siz diyorsunuz ki dünyaya hâkim olacağız, sizin bütün dünyadaki vilayetlere, kazalara kaymakam yapsak nüfusunuz yetmiyor, siz nasıl dünyaya hâkim olacaksınız yahu… Böyle dediğimiz zaman diyorlar ki siz uyuyorsunuz yahu, uyuyorsunuz… Biz dünyaya hâkimiz zaten haberiniz yok. Neden çünkü biz faizci kapitalist nizam vasıtasıyla para gücüne sahibiz. Çünkü biz bir doların üzerindeki zafere ulaşıldı, mühründe söylendiği, gösterildiği gibi o piramitteki insan organizasyonunu kurmuşuz, işbirlikçileri Siyonizm için çalıştırıyoruz. Bir elimizde para gücü, bir elimizde insan gücü... Böylece dünyaya hâkimiz siz ne konuşuyorsunuz, diyorlar.
350 seneden beri bu söyledikleri gerçektir. Hakikaten para ellerindedir. İnsan gücü ellerindedir. İşte insanlık böyle bir huzursuzluk kaynağı ile karşı karşıya bulunuyor. Yaşadığımız Irak Savaşı, Filistin Savaşı, diğer Afganistan savaşları… Bütün bunlar bu inanış yüzünden yapılıyor. Böyle bir yanlış inanış yeryüzünü kana buluyor ve bütün insanlar bundan dolayı gözyaşı çekiyorlar.
Bunun temelinde yatan sebep şudur. Bunların inanışlarında hak anlayışlarının yanlışlığı yatıyor. Firavunların Hak anlayışlarındaki gibi bir hak anlayışına sahip bu insanlar. Bunlara göre kuvvet hak sebebidir. Kuvvetim var o halde istediğimi yaparım diyor. Yanlış terbiye edilmiş. Böyle yetişmiş. Böyle düşünüyor. Bundan başka çokluk hak sebebidir diyor. Ben Beni İsrail’denim benim imtiyazım var diyor. Tıpkı Amerika’daki beyazların ben beyazım sen siyahsın ben arabaya bineceğim sen iteceksin dediği gibi. Ben efendi olacağım sen kölem olacaksın, çünkü ben imtiyaz sahibiyim, diyor. Benim efendi olmak hakkım var sen de köle olmak mecburiyetindesin diyor. Bundan başka benim menfaatim olan şeyde hakkım vardır diyor. Mesela Bush Irak petrollerinde bizim menfaatimiz var öyleyse gelir işgal ederim diyor. Böyle bir zihniyetle yetişmiş. Ee, bizim de Teksas petrollerinde menfaatimiz var biz de Teksas’ı işgal ederiz dersek yeryüzünde nasıl huzur ve barış olacak? Bu yanlış zihniyetten dolayı tabirimi mazur görürseniz terbiye edilmemiş aygır gibi her gün bir yeri tekmeliyorlar, savaş, savaş, savaş…6 milyar insan bu hastalığın acısını çekiyoruz. Bundan dolayıdır ki insanlık bu hususu ne yapıp yapıp çözmeli bu insanları eğitmeli, düzeltmelidirler. 2 Viyana Savaşına kadar dünyada bizim ecdadımız hâkimdi. Hakkı hâkim kılmıştı, insanlar saadet içerisinde yaşıyorlardı. 1683, 2. Viyana Muhasarasında hedefe ulaşılmayınca bunlar maddi gücü ele geçirdiler ve dünyayı 350 seneden beri insan gücü ve para gücü ile kan gölüne çevirdiler. Bu çevirmenin sebebini de tekrar ifade ediyorum. Bunların inanışlarında, düşüncelerinde yanlış bir esasın yatması dayanmaktadır. [...]"


 


 VELFECR
 
2月23日

DYP'Lİ MİLLETVEKİLİ ERBAKAN'DAN ÖZÜR DİLEDİ.

 

1996 yılında Refah Partisi ile DYP arasındaki koalisyon görüşmelerinin ayrıntılarını gündeme getiren dönemin DYP yöneticilerinden emekli subay Manisa Milletvekili Tevfik Diker, Refahyol hükümetinin yıkılmasına nerede karar verildiğini açıkladı.

Bugün elini vicdanına koyarak dönemi değerlendirdiğinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın hassasiyetlerini yeterince anlayamamaktan duyduğu üzüntüyü dile getiren Diker, "Refahyol Hükümeti'nde yardımcılığınızı kabul etmediğim ve Refahyol'a karşı mücadele ettiğim için sizden samimi bir özür diliyorum. Lütfen kabul ediniz" dedi. İşte o yazı...

24 Aralık 1995 tarihinde 79 ilde, 83 seçim çevresinde % 10'luk Ülke barajlı d'Hont sistemi uygulanarak yapılan Milletvekili Genel Seçimleri'nde 34.155.981 seçmen toplam 138.608 sandıkta oy kullanmışlardır.

Bu genel seçim ile TBMM 20. dönem milletvekilleri seçilmiştir.

Seçimde RP.21.38-DYP.19.18 oy almışlardır.

RP'nin Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, DYP'nin Genel Başkanı ise Prof. Dr. Tansu Çiller'dir.

Bendeniz de DYP Genel Sekreteri ve Manisa DYP Milletvekili Listesi birinci sıradan seçimlere katılmış sonuçta Tevfik Diker, Rıza Akçalı, Yahya Uslu (rahmetli) ve Aysel Gökseli Manisa Milletvekili olarak 20.dönemde TBMM'ye girmiştik.

Seçimlerden sonra hükümet kurma pazarlıkları başlamış uzun süre "Ana Refah Hükümeti" (Anavatan-Refah arasında) kurulması çalışmaları gündemi işgal etmişti.

Mesut Yılmaz' ın tavırları hükümetin kurulmasının önünü tıkamış ve Yılmaz'ın tutumu, RP Genel Başkanı Millî Görüş'ün Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı DYP Genel Başkanı Çiler'e yönlendirmişti.

O günlerde Çiller hakkında haksız mal varlığı edinme başta olmak üzere birçok şaibe gündemde idi.

TBMM'de Yılmaz ve Çiller haklarındaki aklama komisyonları kararları "Akmatik" değerlendirmesi halkın dilinde idi.

Çiller'de; "Yılmaz başta olmak üzere bazı odakların kendisini Yüce Divan'a götürerek hapse atılacağı korkusu vardı" Bunu bana çok açık seçik ifade etmiş ve "Onların hesabı beni Yüce Divan'a göndermek" demişti.

Refah Partisi ile hükümet kurma görüşmeleri yapıldığı günlerde Çiller'e "İlk Başbakanlığı siz alınız, Demirel ve Ecevit geçmişte böyle yapmışlardı, MGK sistemi Başbakana göre yapılandırılmıştır. Erbakan Hocaya bilahare Başbakanlığı veriniz dediğimde; "Mecburum Hoca Başbakanlığı istiyor" dedi.

O günlerde ben ve İrfan Demiralp, Şinasi Altıner, İ. Yaşar Dedelek,  Refahyol Hükümeti'nin kurulmasına karşıydık.

Hepimiz parti yöneticisiydik.

Kurulması halinde Refahyol Hükümeti'nin ülkedeki bazı dengeleri bozacağı ve ülkeye huzur getirmeyeceği kanaatindeydik.

Nitekim endişelerimizde haklı çıktık, Türkiye 28 Şubat'a gitti.

Bu arada şunu açıkça ifade edeyim AKP, 28 Şubat'ın ürünüdür.

Bir gerçeği de açık yüreklilikle ifade edeyim ben ve arkadaşlarım 28 Şubatçı olmadık.

Bizler Refahyol kurulmadan önce 21 Haziran1996'da tavır koyduk.

28 Şubatçılar Çiller'e hükümeti kurdurup bakanlık koltuğuna oturan Yalım Erez, Yıldırım Aktuna, Rıfat Serdaroğlu, Turhan Tayan gibi isimlerdir.

Refahyol Hükümeti'nin kurulması aşamasında DYP Genel Başkanı Çiller, Erbakan Hoca'nın Başbakanlığında kurulacak hükümete girmeyeceğini ve Başbakan Yardımcısı olarak bizlerden birini görevlendireceğini söyledi.

Bana bu görevi teklif etti.

Ben kabul etmedim.

Bilahare Nahit Menteşe bu görevi üstlendi.

Bu kadar anekdottan sonra önemli bir tarihi bilgimi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Bilmeyenler için hatırlatmak isterim.

Bendeniz Hava Kuvvetleri'nde, Genelkurmay Karargahında, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde çalışmış bir emekli subayım.

Askeri cenahta birçok devre arkadaşım ve eski, yeni ve emekli dostlarım var.

Diyaloglarım hâlâ devam etmektedir.

Önemli bir gerçeği de hatırlatmak isterim.

Tercih oylarıyla siyasete girdim.

* * *

Tarihe ışık tutacak olay!...

Şimdi ileteceğim olayı bana ileten e-general arkadaşımın ricası ile ismini deşifre etmeyeceğim.

"ABD CIA Başkanı George Tenet, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir ve MGK Genel Sekreteri Hv. Org. İlhan Kılıç, ABD'de bir araya gelirler. Ortak bir karara varırlar. Refahyol iktidarı yıkılmalı."

Bu karardan sonra malum olaylar yaşanır ve Refahyol yıkılır.

Muhterem Hocam, Başbakanım, Değerli Prof. Dr. Necmettin Erbakan,

Bu olayı AKP kurulduktan sonra bizzat birinci ağızdan öğrendim.

AKP'nin kuruluş günlerinde de çok önemli bilgilerim oldu.

Bunları da ayrı bir makalede kamuoyuyla paylaşmak istiyorum

Dünden bugüne geldiğimde; elimi vicdanıma koyarak bir öz eleştiri yaptım.

Ülkemde yaşayan 20 milyon aç ve yoksul ve yapılan talan ile hortumlar, emperyalist hesaplar, akan kanlar beni uyandırdı.

Zattı alinizin "Millî Görüş" hassasiyetinizi yeterince algılayamadığım, Refahyol Hükümeti'nde Yardımcılığınızı kabul etmediğim ve Refahyol'a karşı mücadele ettiğim için sizden samimi bir özür diliyorum.

Lütfen kabul ediniz.

Tevfik Diker

19-20.Dönem Milletvekili

DYP eski Genel Sekreteri

Milli Gazete

12月3日

ADAM GİBİ ADAM.SAVUNAN ADAM.

 
82 yaşında bir adam. Önce İnanan, sonra Savunan Adam. Şimdi Dövünen Adam. Benim ülkem, benim milletim diye dövünen.
 
Ramazan Düzen / aliaktas.net
 
82 yaşında bir adam. Önce İnanan, sonra Savunan Adam. Şimdi Dövünen Adam. Benim ülkem, benim milletim diye dövünen. Uçurumun kenarındasın uyan diye Dövünen Adam. Yaşıtları elde 99’luk tespih torun severken; O çok sevdiği Eyüp Sultan Hazretleri gibi küfür surlarının dibinde. Fatih Sultan gibi hesap yapıyor. Ulubatlı Hasan gibi   hücum ediyor.
    
Evet doğru, yaşıtlarından çok farklı. Hayalleri var, hedefleri var. Hayata dün gelmiş gibi. Mücadeleye dün başlamış gibi. Heyecanlı, azimli, içi içine sığmıyor. Yaşıtları ve hatta torunu yaşındakiler dünyanın gidişatı ile ilgili iki kelam demezken, O her konferansında, her mitinginde, her sohbetinde ibretlik dersler, öğütler, bilgiler veriyor. Tüm bilgi ve tecrübesini Allah rızası için aktarıyor. Efendimizden miras kalmış bitmek bilmeyen bir mücadele azmi. Yılgınlık hiç yok.
    
Kendimden utanıyorum. Farklı. Sahabe gibi. Hesapsız. Çocuk gibi. Saldırıyor. Filistinli çocuk gibi küfre, zulme ve Siyonizm’e saldırıyor.Yıllardır. Bıkmadan. Yorulmadan. Elinde ne kadar taş varsa kullanıyor. Tıpkı küçük Ammar! Güç hesabı yapmıyor. Reel politikten anlamıyor. Akılcı değil. Onun elinde füze, benim elimde taş demiyor. Hak hesabı yapıyor. İnanıyorsanız üstünsünüz. İnanıyorsanız siz galip geleceksiniz diyor. Hakkı konuşuyor. Dünyadan bakarsanız, melekleri hesaba katmazsanız, çocukça.  Hatta delice. Ama biz melekleri hesaba katıyoruz. O da katıyor. Hatta omuz omuza. Hep kattı melekleri hesaba. O yüzden her seçimden zaferle çıktı. Başı dik.% 20  alsa da %2 alsa da büyük zaferler kazandı. Bizi hiç yanıltmadı. Başımızı öne hiç eğdirtmedi. Mağlubiyet nedir bilmedik. Öğretmedi. Çizgisinden, davasından hiç taviz vermedi. Tıpkı Efendiler Efendisi gibi. Bu yüzden bu devirde hiç kimseye bu kadar çok yakışmadı Mücahid sıfatı. Hiç kimseye O’nun kadar kullanılmadı.
      
Sevenleri O’nu gördüklerinde duyulan tek ses hep “Mücahid ERBAKAN” oldu. Mücadele eden. Gerçekten Hak için mücadele eden. Bu yolda karşısına kim çıkarsa çıksın. Millete kim uşaklık ve kölelik teklif ederse etsin. Karşısında O mücahidi buldu. Köle zihniyetlilerle, işbirlikçilerle mücadele etti. Tavizsiz. Arkadaşı da olsa talebesi de olsa Hakkı haykırdı. Dünyalık hesabı yapmadı. Yapsaydı. Çoktan sahip olurdu. Biraz taviz verse, biraz eğilse,  40 yıldır istediği makamda olurdu. Ama O hep Hak yolda yürümeyi, dünya makamına tercih etti. Birileri gibi (gerçekci!)  olmadı. Hep saadet dünyasının hayalını kurdu ve kurdurdu. Hep ümit var oldu. Hep olumlu. Hep yapıcı. Hep pozitif oldu. Partisi kapatıldığı gün herkes ağlarken, O vakarıyla kameraların karşısında “Bu kararın hak-batıl mücadelesinde tarih karşısında okyanusta damla kadar değeri yoktur” diye haykırıyordu. Kararı verenlere ve verdiren Siyonistlere. Bu ne şuur bu ne iman Ya RABBİ.
       
Yine şimdiden görür gibiyim önümüzdeki ilk seçimin sabahını. Hocamın sesi yine arşı titretiyor. Dostu, Türkiye sevdalılarını  sevindiriyor. Düşmanı ve işbirlikçileri kahrediyor. % kaç alırsak alalım Hocam bayram mesajı veriyor; “Bu seçimden Saadet Partisi en büyük parti olarak çıkmıştır. Gazanız mübarek olsun. Zafer İnanlarındır ve zafer yakındır.” İşittik ve inandık Hocam.
      
İnanıyoruz ve hiçbir seçimi kaybetmedik. Öyledir. Müslümanlar hiçbir mücadeleyi kaybetmezler. Çok ölseler de, az oy alsalar da ne savaşı ne de seçimi kaybederler. O yüzden bütün savaşları ve bütün seçimleri Milli Görüş kazanmıştır. En çok oyu hep Milli Görüş partileri almıştır. Milli Görüşe verilen oy  altındır. Bir gram altın  bir çuval samandan değerlidir. Hakka giden her oy batıla giden binlerce oydan değerlidir. Bize Hakça düşünmeyi, Hakça yaşamayı ve Hakça direnmeyi öğrettiğin için Allah Senden razı olsun Hocam. Senin mücadele ve azmine bizler şahidiz. Bu yolda Seninle beraber hakkınca koşamadığımız için hakkını bize helal et. Allah’ım biz O’nun; O “tek kişilik dev ordu”nun kıymetini bilemedik. Bizi affet…
 
haberdem.com