ddelibekir 的个人资料DDELİBEKİR DOST MEKANI (...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
|
8月22日 ABD KAPİTALİZMİ ÇÖKÜYOR.Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, dünya genelinde finansal sistemin hükümetin kurtarma paketleriyle ayakta durduğunu söyledi.
Stiglitz, küresel finansal krizin ABD kapitalizminin çöküşünü gösterdiğini söyledi. Bangkok'ta katıldığı bir konferansta konuşan Stiglitz, "Dünya genelinde finansal sistem sadece hükümet kurtarmaları sayesinde ayakta kaldı, piyasalar da riski dağıtmak için çöküşten kurtarıldı" dedi. Krizin belirlenmesi için küresel anlamda daha fazla kolektif çalışmaya ihtiyaç olduğu vurgusunu yapan Stiglitz, G-20'nin toplam talebin zayıflığı gibi temel sorunları belirlemekte yavaş kaldığını ifade etti. Stiglitz doların riskli olduğuna işaret ederek yeni bir rezerv sistemine ihtiyaç olduğunu vurguladı. "Bir değer saklama unsuru olarak doların rolü şüpheli ve geçerliliği büyük oranda risk taşıyor. Yeni bir küresel rezerv sistemine ihtiyaç var" diyen Stiglitz, Çin gibi yeni rezerv sistemi üzerine düzenli tartışmalar yürüten ülkeleri destekleme çağrısı yaptı. Dolar artık kâr etmiyor Doların 5 Mart'tan beri Avro, Yen ve diğer dört büyük para birimini kapsayan endeks karşısında yüzde 12 değer kaybettiği bilgisini veren Stiglitz, "Rezerv para sistemi yıpranma sürecinde. Şu anda dolar neredeyse hiç kâr getirmiyor, oysa doların gidişatına bakan biri bu riski görmek zorunda. Amerika ve Avrupa'da yürütülen politikalar küresel ekonomiyi likiditeye boğdu. Bu da sınırlı yatırım fırsatlarından dolayı spekülatif balonlara yol açtı" dedi. Amerikan ekonomisine pompalanan paranın Asya emlak ve emtiasına kadar gittiğini vurgulayan Stiglitz, Asya ekonomilerini Amerikan varlık balonlarına karşı uyardı. Stiglitz, Amerikan Merkez Bankası'nın (FED) bilançosu şişerken, Amerika'nın bütçe açığı ve borcu büyürken insanların enflasyon endişesine kapıldığını belirterek, deflasyon süreciyle karşı karşıya olunduğunu ama bunun ileride enflasyona yol açabileceğini dile getirdi. MİLLİGAZETE 7月3日 ERHAN GÖKSEL: EKONOMİK KÜÇÜLME %13.8 DEĞİL, %29. MİLLETİ UYUTUYORLAR.
10月4日 TARİHİN DEĞİL, AMERİKANIN SONU MU?İşgal ve yağmalar, kan ve gözyaşı, sömürü ve istismar imparatorluğu Amerika, içine girdiği ekonomik ve sosyal krizden çıkamıyor.
Siyasi gözlemciler 21’inci yüzyılın Amerikan yüzyılı değil, Amerikan rüyasının iflas ettiği bir süreç olabileceğini söylüyorlar Zulüm ile abad olunmaz Hâlihazırda Afganistan ve Irak başta olmak üzere özelde İslam dünyasında genelde ise tüm dünyada işgal ve yağmalamalara devam eden ABD, kendi iç çelişkileri nedeniyle derin bir mali krize girdi. Kan ve gözyaşı üzerine bir imparatorluk kurmaya çalışan ABD’nin içine girdiği sosyal ve ekonomik kriz, zulüm ile abad olunamayacağını bir kez daha gösterdi. Amerikan egemenliğiyle beraber tarihin sonunu ilan eden Amerika, kendi sonuyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Haber Merkezi Hâlihazırda Afganistan ve Irak başta olmak üzere özelde İslam dünyasında genelde ise tüm dünyada işgal ve yağmalamalara devam eden ABD, kendi iç çelişkileri nedeniyle derin bir mali krize girdi. Kan ve gözyaşı üzerine bir imparatorluk kurmaya çalışan ABD’nin içine girdiği sosyal ve ekonomik kriz, zulüm ile abad olunamayacağını bir kez daha gösterdi. Amerikan egemenliğiyle beraber tarihin sonunu ilan eden Amerika, kendi sonuyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Canavar kendini imhaya başladı ABD'de yaşanan finansal kriz, Amerika'nın tek kutuplu dünyadaki süper güç statüsünü sarsmaya başladı. London Schools of Economics'den emekli olan ünlü siyasi analist Prof. John Gray, İngiliz Observer gazetesine yazdığı makalede, şu an yaşananları tarihi bir jeo-politik değişim şeklinde niteleyerek, "Dünyadaki güç dengeleri geri dönülemez şekilde değişiyor" ifadelerini kullanıyor. Gray'a göre, "Amerika'nın küresel liderlik dönemi sona eriyor ve Amerika'nın serbest piyasa öğretisi kendi kendi imha ediyor." Kan ve gözyaşı üzerine bir imparatorluk kurmaya çalışan ABD’nin içine girdiği sosyal ve ekonomik kriz, zulüm ile abad olunamayacağını bir kez daha gösterdi. Amerikan egemenliğiyle beraber tarihin sonunu ilan eden Amerika, kendi sonuyla yüzleşmek zorunda kalıyor. ABD'de yaşanan finansal kriz, Amerika'nın tek kutuplu dünyadaki süper güç statüsünü sarsmaya başladı. Askeri açıdan Afganistan ve Irak'ta sıkıntılı bir dönem geçiren ABD'ye bir darbe de finansal olarak birçok ülkeyi de etkileyen krizle geldi. İdeolojik olarak bakıldığında ise, kendi piyasaları çöküntüye uğradığı takdirde ABD'nin serbest piyasa politikasını savunması da daha da zorlaşacak. Güç dengeleri değişti Geçtiğimiz aylarda London Schools of Economics'den emekli olan ünlü siyasi analist Prof. John Gray, İngiliz Observer gazetesine yazdığı makalede, şu an yaşananları tarihi bir jeo-politik değişim şeklinde niteleyerek, "Dünyadaki güç dengeleri geri dönülemez şekilde değişiyor" ifadelerini kullanıyor. Gray'a göre, "Amerika'nın küresel liderlik dönemi sona eriyor ve Amerika'nın serbest piyasa öğretisi kendi kendini imha ediyor." Bir yönetim ve ekonomi modelinin çöktüğü Sovyetler Birliği'nin düşüşü öncesinde önemli belirtiler göründüğünü ifade eden Gray, ABD Hazine Bakanı'nın çaresizlikten dizleri üzerine çöktüğü bir sırada Çinli taykonotların uzay yürüyüşü yapmasının da sembolik olmaktan daha çok manalar taşıdığına inanıyor. Komünizmin çöküşünden sonra dünyaya hükmeden tek süper güç konseptinin bundan sonra geçerliliğini koruması çok zor görünüyor. Çok kutuplu dünya Beyaz Saray'daki şahinlere rağmen önde gelen birçok muhafazakar düşünür de, ABD'nin dünyanın önde gelen gücü olmayı sürdürecek olmasına rağmen, artık çok kutuplu bir dünyanın ortaya çıktığına inanıyor. ABD'de Neo-con'ların hazırladığı "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi"nin kurucusu olan Robert Kagan da Foreign Affairs dergisinin güz sayısındaki makalesinde, "Bugün Birleşik Devletler'in gerileme içinde olduğunu ilan edenler, dünyanın Görkemli Amerika'nın melodisiyle dans ettiği geçmişi hayal ediyor" ifadelerini kullanıyor. Kagan makalede ayrıca şu görüşlere yer veriyor: "Dünya bugün 20'nci yüzyılın sonlarında olduğundan çok 19'ncu yüzyılın sonlarına benziyor. 19'ncu yüzyıl düzeni, Soğuk Savaşı'nki gibi sona ermedi. Böyle bir kaderden kaçınmak için ABD ve diğer demokratik ülkeler, çıkarlarına, Soğuk Savaş döneminde olduğundan daha çok dikkat etmek zorunda kalacaklar." ABD'nin, dünyanın en güçlü demokrasisi olarak kutuplaşan dünyaya karşı çıkmaması, bunu memnuniyetle karşılaması gerektiğini belirten Kagan, "Aynı zamanda Asya ve Avrupa demokrasilerinin de, daha mükemmel bir liberal düzene yönelik gelişimin sadece kanunlara ve talebe değil aynı zamanda bu düzeni destekleyip savunabilecek güçlü uluslara da ihtiyaç duyacağını keşfetmesi gerekiyor" diyor. Amerikan gücü sorgulanıyor İngiltere'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Chatham House'un direktörü Dr. Robin Niblett ise, Berlin'de katıldığı bir konferansta yaptığı konuşmada, ABD'nin küresel egemenliğinin sürdüğünü söyleyen bir Amerikalının artık şüpheyle karşılandığını ifade etti. ABD'nin eskiye kıyasla geriliyor göründüğünü söyleyen Niblett, Bush yönetiminin son günlerinde bunun hızlandığını belirterek, "Yeni güçlerin doğuşu, bazı ülkelerin petrol zenginliğinin artması ve ekonomik gücün küresel olarak dağılması buna ivme kazandırıyor" diye konuştu. Amerikan askeri gücünün olması gerekenden daha fazla yayıldığını ifade eden Niblett, Bush'un bazı problemleri kendisinin doğurduğunu ve krizin Beyaz Saray kapılarına uzanabileceğini söyledi. Vergi kesintilerinin harcama kesintilerini karşılamadığını kaydeden Niblett, Irak'taki başarısızlık ve Afganistan'da yaşanan sıkıntıların yanı sıra Rusya'nın Gürcistan'a müdahalesinin de bir dönemini sonunu işaret ettiğini vurguladı. SU ZENGİNİ DEĞİLİZ.Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hızır Önsoy, Türkiye'nin, mevcut su potansiyeli açısından değerlendirildiğinde dünya ortalaması civarında, Afrika ülkelerinin ise yukarısında olduğunu söyledi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hızır Önsoy, Türkiye'nin, mevcut su potansiyeli açısından değerlendirildiğinde dünya ortalaması civarında, Afrika ülkelerinin ise yukarısında olduğunu söyledi. Önsoy, son yıllarda küresel iklim değişikliğinden sıkça söz edildiğini, bu kapsamda en önemli gündem maddesinin de su olduğunu belirtti. Bugüne kadar su potansiyeli varlığının, dolayısıyla suyun, bir yandan hoyratça kullanılırken, diğer yandan alabildiğine kirletildiğini, içme suyu ve sulama şebekelerindeki kayıpların görmezlikten gelinerek umursanmadığını ifade eden Önsoy, şöyle konuştu: ''Alışılageldiği gibi, günlük politikalarla günümüzü kurtarmaya çalıştık. Orta ve uzun vadeli planlarımız, bilimsel su yönetimimiz olmadı. Şu anda su sorunu bütün dünya ülkelerinin kapısına geldi, dayandı. Bunu biz de yakından hissetmeye başladık. Yıllık 186 milyar metreküp brüt yüzeysel su potansiyelimizin bazı kesimlere göre 110 milyar metreküp, bazı araştırmacılara göre 120 milyar metreküp kullanılabilir kısmının, içme, kullanma, sulama ve enerji üretiminde, maalesef sadece yüzde 35'ini kullanmaktayız'' dedi. “Yakında su boru hatları da gündeme gelebilir” Önsoy, geri kalan kısmının ise denizlere veya komşu ülkelere doğru akıp gittiğine dikkati çekerek, şunları anlattı: ''Aslında kullanılabilir bu miktarlar, kanımca revizyondan geçirilecek olursa 150 milyar metreküpü de geçebilecektir. 1960'lı yıllarda Sibirya petrol rezervlerinin, piyasadaki varili 10 dolar iken işletilmezken daha sonraları varili 30 dolara çıkınca nasıl ki işletilmeye başlandı, suyumuz da böyledir. Yaşadığımız şu dünyada 'petrol mü, yoksa su mu' sorusu sorulduğunda, elbette 'su' cevabı geçerlidir. Petrol ülkesi olan Cezayir'de bir litre su, üç litre benzin fiyatında iken bizim ülkemizde üç litre benzin için yaklaşık 50 litre su parası ödüyoruz. Görülüyor ki artık suyumuzun kıymetini bilelim. Nasıl ki günümüzde petrol boru hatları gündemdedir, yakında su boru hatları neden gündeme gelmesin?'' “Mevcut su potansiyelimiz dolayısıyla suyumuz fazla mı, az mı” Prof. Dr. Hızır Önsoy, Türkiye'nin mevcut su potansiyeli açısından değerlendirildiğinde suyunun dünya ortalaması civarında, Afrika ülkelerinin ise yukarısında olduğunu söyledi. Türkiye'nin su zengini sayılmadığını ifade eden Önsoy, ''Bu nedenle mevcut su potansiyelimizi akılcı politikalarla yönetmeli, çok az kirleterek, kayıpları en aza indirerek kullanmalıyız. En kısa zamanda kalıcı bir su politikası yasası düzenlenmeli ve bir an evvel uygulamaya sokulmalıdır'' diye konuştu. Önsoy, suyun fazlasının yarattığı zararları en aza indirmek, faydalarından azami şekilde yararlanmak için bilim adamları, uygulamacı kurumlar, iş adamları, bölge halkı ve, sivil toplum örgütlerinin bir araya gelip tartışması ve en uygun su kullanım esaslarını çevreyi de koruyarak ortaya koyulması gerektiğini kaydetti. İstanbul’daki barajlarda su seviyesi yükseldi Kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kalan barajlarda, son günlerde yağan yağmur ile su seviyesi yükseldi. Alibeyköy Barajı'nda belirgin derecede su seviyesinin arttığı gözlendi. Ortalama yüzde 25'lere çıkan doluluk oranları bazı barajlarda yüzde 80'lere kadar ulaştı. Meteorolojiden yapılan yeni sağanak yağış uyarısı İstanbulluların suya doyacağını gösteriyor. İstanbul'da kurak geçen yaz sezonunun ardından Eylül ayının son haftalarında yağan yağmur barajlardaki doluluk oranının artmasını sağladı. Su seviyesinin yüzde 15'lerin altına düştüğü barajlarda, geçen hafta yağan yağışlar ile yüzde 25'in üstüne çıktı. İstanbul ve çevresine yağan yağışlar ile birlikte barajlara 85 milyon metreküp su geldi. Son yağışlardan önce barajlardaki su oranı 131 milyon metreküpe kadar düşmüştü. Barajlardaki bu oran son yağışlar ile birlikte 217 milyon metreküpe ulaştı. İstanbulluların su ihtiyacını karşılayan barajlardan birçoğu, yaşanan kurak yaz nedeniyle kurumaya başlamıştı. Kurumaya başlayan bazı barajların son yağmurlarla doluluk oranlarının yüzde 80'lere çıktığı bildirildi. Alibeyköy Barajı da yağan yağmurlardan nasibini aldı. Yaz döneminde su seviyesi oldukça düşen barajın, son yağmurlar ile birlikte yükselişe geçtiği gözlendi. 9月30日 2007 MORTGAGE KRİZİNİ ÖNCEDEN GÖREN GÖKSEL'DEN 2009 İÇİN UYARLAR.Yeni bir kriz etnik savaş çıkarır *İki yıl önce 2007’deki Mortgage krizi önceden görüp uyaran VERSO Araştırma Şirketi Sahibi ve Stratejist Erhan Göksel, yaklaşmakta olan kriz için bir kez daha uyardı. *Dünyadaki krizden tsunami dalgası gibi Türkiye’nin de etkileneceğini söyleyen Göksel, 2009 başında çıkacak büyük krizden Türkiye’nin kötü şekilde etkileneceğini belirterek, “Önümüzdeki süreçte, kaçınılmaz bir şekilde devalüasyon tehlikesi var. Bu devalüasyonu dolar, euro olarak düşünmeyin. Topyekün devalüasyon. Tehlikesi var değil, olacak. Falcı değilim, rakamlara bakarak söylüyorum” şeklinde konuştu. * Krizin siyasi sonuçları için 3. dünya savaşı çıkabileceği yorumunda bulunan Erhan Göksel, “Eğer bu kriz, Türkiye’de tsunami etkisi oluşturursa, inşallah olmaz ama, o zaman bir Türk-Kürt savaşı çıkar. En büyük korkum bu” diye konuştu. Ebubekir Gülüm İki yıl önce 2007’deki Mortgage krizi önceden görüp uyaran VERSO Araştırma Şirketi Sahibi ve Stratejist Erhan Göksel, yaklaşan kriz için bir kez daha uyardı. ABD’de başlayan krizin palyatif tedbirle atlatılamayacak kadar büyük olduğunu savunan Erhan Göksel, küresel ekonomik krizin asıl büyük etkisini 3-4 ay sonra 2009’un başında göstereceğini ifade etti. Krizin siyasi sonuçları için 3. dünya savaşı çıkabileceği yorumunda bulunan Erhan Göksel, “Eğer bu kriz, Türkiye’de tsunami etkisi oluşturursa, inşallah olmaz ama, o zaman bir Türk-Kürt savaşı çıkar. En büyük korkum bu” diye konuştu. Göksel, ABD’den dev bankaların batışını, kapitalizmin çöktüğü düşüncelerini ve Türkiye’nin yaklaşan büyük finans krizinden nasıl etkileneceğini gazetemize değerlendirdi. Amerika Sosyalist Devletleri! 2005’de ABD mortgage krizi ile 2009’da finans krizinin olacağını nasıl tahmin ettiğini anlatan Göksel, “Çünkü bu bir zincir. Kapitalizmin bugünkü politikaları çökmüştür. Bu kriz, kapitalizmin yapısal sorunudur. ABD bu krizi, para politikaları ile ötelemeye çalışıyor. ABD bir çeşit sosyalistleşiyor. Şimdi çok ilginç bir noktaya doğru gidiyor. Artık ABD’ye, İngilizce USSA, Amerika Birleşik Sosyalist Devletleri demek lazım” dedi. 700 milyar dolarlık yeni paket geçerse komik bir durumun daha oluşacağını belirten Göksel, “Paketin ana maddelerinden birisine göre, devlet sıkıntıda olan banka veya şirketleri sübvanse etmiyor veya borç vermiyor. Onların riskli olduğu kadar rakamı hisse senetlerine devlet alım garantisi veriyor ve bir vade tanıyor. Diyor ki, senin 100 liralık borcuna ben kefilim. İki sene sonra bu hisse senetleri 80 lira olursa aradaki 20 lirayı ödeyeceğim diyor. Ama eğer hisse senetleri değeri artar 150 lira olursa artan 50 lira benim diyor. ABD, borsa oyuncusu gibi oldu. Bu da Çin’i hatırlatıyor. Bu yasa geçerse, Amerika Birleşik Halk Cumhuriyeti adı da verilebilir. Bütün bunlar, kapitalizmin küreselleşme politikalarının çöktüğünün işareti” diye konuştu. ABD’de bu krizle birlikte sermayenin el değiştireceğini belirten Göksel, “Bir zengin battığında para yok olmaz, başkasına gider. ABD’de küresel sermayenin aktörleri değişecek. Baş şirketlerde değişiklik olacak. Ama bu kriz, 3. dünya ülkelerine tsunami dalgasıyla geldiğinde dünyadaki kapitalist hiyerarşisini değiştirecek. Ülkelerin, lig değişikliği olacak. Ama kapitalizm tamamen çökmeyecek” dedi. Krizin Avrupa’ya yansımasını göstermemek için rakamların saklandığını belirten Göksel, “Avrupa, ABD’den daha kötü durumda. Çünkü ABD’de kriz olursa, ki olacağına kuşku yok, 2009’un başında bu işin olacağı görünüyor. 3-4 ay sonra. O zaman ABD’de yüzde 60’ını ihraç eden AB, en ağır patronu kaybetmiş olacak” dedi. Aynı tehlikenin Türkiye için de geçerli olduğunu belirten Göksel, “ Biz de ihracatımızın yüzde 58’ini Avrupa’ya yapıyoruz. Avrupa çökerse, Türkiye de çökecek. Bu bir zincir. Çünkü bütün dünya düzeni, bir kapitalist düzen. Bütün pazarlar birbirine bağlı. Bunun adı da zaten, küreselleşme veya küresel kapitalizm dedikleri olay” dedi. Krizin siyasi sonuçları Finans krizinin dünya ve Türkiye siyasetine etkisini de değerlendiren Erhan Göksel, “Eğer ABD, bugün dünyadaki kapitalizmi kendisine uydurarak komünist devlet olmasına rağmen kapitalist kurallarla oynayan Çin ile yeniden masaya oturup dünyadaki paylaşım alanları yeniden değerlendirmezse 3. dünya savaşı çıkacaktır. Tıpkı kapitalizmin kendi iç çelişkisi nedeniyle çıkan 1 ve 2. dünya savaşında olduğu gibi. Ama ABD küresel dünyanın liderliğinde bunu gördüğünü biliyorum. Genel eğilim Çin ile masaya oturmak yönünde. Dünyayı bir çeşit ikinci Yalta gibi yeniden paylaşacaklardır. Paylaşmazsa ABD kapitalizminin sonu gelecektir” dedi. Türkiye’ye etkisini de değerlendiren Erhan Göksel, “Benim bir tezim var: ‘Siyasette hangi vitesle iktidara çıkarsanız, o vitesle inersiniz’. AKP yolsuzluk ve yoksulluk viteslerine kullanarak iktidar oldu. Şimdi yolsuzluk konusunda ciddi töhmet altına girdi. Yıpranıyor. Ama bundan da önemlisi, yoksulluk vitesiyle inecektir. En büyük kriter bu. Eğer bir kriz olursa, Türk halkı fakirleşecektir, yoksullaşacaktır. Bu AKP’nin ciddi biçimde sonunu getirecektir” dedi. Göksel, “Türk halkının muhafazakar kimliği, bölge ve İsrail politikalarından dolayı, ben Türkiye’de AKP tabanının üzerine yükselecek başka bir alternatif hareketin yelkenlerinin şişeceğini düşünüyorum. Ama dünyadaki her ekonomik kriz, etnik savaşları ve çatışmaları tetiklemiştir. Şayet, Türkiye’de ekonomik bir deprem olursa, inşallah olmaz ama, o zaman bir Türk-Kürt savaşı çıkar. En büyük korkum bu” dedi. Erdoğan’a eleştiri Türkiye’nin bu krizden fırsat çıkarabileceğini söyleyen Başbakan Erdoğan’ı da eleştiren Erhan Göksel, “Sayın Başbakan’a birkaç şeyi hatırlatmak istiyorum. Türkiye’nin anormal bir cari açığı var. Dünya genelinde en büyük cari açık ülkemizde. Miktar olarak önemli değil. GSMH’ye oranı yüzde 7,4’ü bulmuştur. 7’inin üstüne çıkmış bir ülke yönetilemez. Bu cari açığı da biz, yüksek faizle kapatıyoruz. Türkiye, AKP iktidarı döneminde 49 milyar dolar özelleştirme yapmış. Bu özelleştirmenin tamamı, cari açığı finans etmek için faize gitmiştir. Şimdi Türkiye’nin yaşayabilme olanağının olması, borçlanabilme imkanına bağlıdır. Dünyadaki faizin iki katını ödüyorsunuz uluslar arası tefecilere. Bu faizin karşılığında, size yeni borçlar veriyorlar. Bu nereye kadar sürdürülebilir?” dedi. Dünya kapitalizminde sıkıntı çıktığında borç veren sermayenin ülkelerine döndüğünü vurgulayan Erhan Göksel, “O zaman Türkiye cari açığını finanse edemez. Yetmiş sente muhtaç duruma düşer” dedi. Türkiye’de develüasyon olacak Bu krizin 2001’dekine benzemeyeceğinin altını çizen Erhan Göksel, “Bu kriz çok daha kötü. Daha farklı sonuçlar doğuracak. Kötülüğünün nedeni, Türkiye’deki özel sektörün, AKP iktidara geldiğinde 27 milyar dolar dış borcu varken, bugün bu borç 176 milyar dolara çıkmıştır. Dışarıya libor artı 3-4 ile borçlanıyorlar. Bunların bir kısmı elbette yatırım için yapılıyor. Ama büyük kısmı bu parayı bozarak gelip devlete satıyor. Devlete faizle borç veriyorlar. Zaten piyasada eşek yüküyle dolar olmasının nedeni bu” dedi. Kriz ortamındaki olabilecek devalüasyona dikkat çeken Göksel, “Böyle bir ortamda, Türkiye’de olabilecek bir devalüasyon, bütün özel sektörün anahtarının yabancılarına eline geçmesini yol açar. Bunu BDDK başkanı gördü, uyardı. TOBB başkanı Hisarcıklıoğlu da gördü, uyardı. Aslında özel sektörün hepsi bunu biliyor. Bilmeyen Sayın Başbakan. Önümüzdeki süreçte, kaçınılmaz bir şekilde devalüasyon tehlikesi var. Bu devalüasyonu dolar, euro olarak düşünmeyin. Topyekün devalüasyon. Tehlikesi var değil, olacak. Falcı değilim, rakamlara bakarak söylüyorum” şeklinde konuştu. Dünyadaki küresel konjonktürden kaynaklanan yüzde 30’luk ani bir devalüasyonun Türkiye’deki bütün hayatı durduracağını belirten Göksel, “Ve herkesin atladığı bir şey var. Türkiye AKP iktidarı döneminde yoksullaştı. Gelir dağılımı bozuldu. Bütün dünya kalkınırken, Türk halkı yerinde saydı. Daha kötüye gitmediği için iki dönemdir AKP oy alıyor. Daha ileriye giden kim? Zenginler. AKP iktidara geldiğinde Forbis dergisine göre 6 tane dolar milyarderi vardı bugün Türkiye, Fransa ve İngiltere’den daha fazla dolar milyarderine sahip. 36 tane” dedi. Böyle bir noktada tsunami dalgasının Türkiye’yi aniden vuracağını dile getiren Erhan Göksel, “Dalgayı biz kıyıya vurduğu zaman göreceğiz. Şu anda deniz açık. Aradaki zaman çok kısa. Türkiye ithalat ile ihracat arasındaki fark, her ay yüzde 30 ile 50 arasında büyüyor. Bu dehşet bir denge. 2002’de AKP iktidara geldiğinde biz dışarıya sattığımızın yüzde 21’ini ithal edip, yüzde 79’u Türkiye’nin ürünüydü. Şimdi yüzde 24 Türk üretimi, yüzde 76’sı ithal mal oldu” dedi. Türk burjuvazisinin, yabancıların acentesi haline geldiğini ifade eden Göksel, “İstanbul yabancıların temsilciliği haline gelmiştir. Bir ülkenin bankalarının yüzde 44’ü yabancıların eline geçmişse, ülke içinde kullanılan kredilerin yüzde 77’si yabancılar tarafından veriliyorsa, sigorta şirketlerinin yüzde 80’i, borsanın yüzde 83’ü yabancıların kontrolünde ise, siz elinizdeki stratejik kuruluşlar dahil her şeyi sattıysanız, siz zamanla kendi mülkünüzde başkasının kiracısını olursunuz. Türkiye, bütün değerlerini yitirmiş, bütün varlıklarını satmış, Türkiye üretemeyen, borçla dönen, çocuklarımızın geleceği bile ipotek altına alınmış bir ülke haline gelmiştir” dedi. Böyle bir ekonomiye rağmen ‘Bu kriz, bizim için fırsat olabilir’ demenin cehaletten başka bir şey olamayacağını belirten Göksel, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sayın başbakanın gelecekte tarih önünde eleştirilip, yargı önünde yargılanıp mahkum olacağı tek şey, önümüzdeki dönemin iktisadi krizin gerekçelerini görmemiş ve anlamamış olmasıdır. Tarih bunu yazacaktır. Tarih rejimi değiştirmeye çalışıyor diye yazmayacaktır. Türkiye cumhuriyeti devletinin ipotek altına sokulması AKP döneminde olmuştur. Bunda bu ülkeye borç veren küresel sermayenin yüzde 60’ının Yahudi sermayesi olduğunu özellikle hatırlatıyorum. Müesses nizamla çatışan AKP iktidarı, kendini korumak için özellikle kapatma davası süreciyle müesses nizamın büyük hatalarıyla, kurtuluşu küresel sermayeye sarılmakta bulmuştur. Türkiye, AKP’nin kapatılmayacağını yabancı tefecilerden öğrendi. Türkiye’de AKP’nin lobisini yapanlar yabancı tefeciler oldu. Neden AKP’yi çok sevdikleri için mi? Hayır. AKP kendilerine hizmet ettiği için. Aynı şekilde kapatma davasından sonra Türkiye dış politikada İsrail ile tam bir uyum ve paralellik içinde hareket ediyor” 9月22日 REKORA GİDİYORUZ:15 MİLYON İŞSİZ. (İŞBİRLİKÇİLİĞİN,TESLİMİYETÇİ POLİTİKANIN ESERİ.)TÜİK verilerine göre, geçen yıl Haziran itibariyle, çalışma çağındaki nüfusun 25 milyon 152 bini iş gücüne katılmıyor. İş gücüne katılmayanların yüzde 47’sini ev kadınları oluşturuyor. İşsiz sayısına, iş aramayıp ancak “çalışmaya hazır” olan 2 milyon kişinin eklenmesiyle, Türkiye’deki işsizlerin toplamı 15 milyon kişiye ulaşıyor. Türkiye’de çalışma çağındaki nüfusun yarısı, farklı nedenlerle iş gücüne katılmazken, iş gücüne katılmayanların yüzde 47'sini ''ev kadınları'' oluşturuyor. Türkiye'de 2008 Haziran dönemi itibarıyla çalışma çağında (15 yaş ve üstü) 49 milyon 946 bin kişi bulunurken, bu rakamın 25 milyon 152 bin kişisi çeşitli nedenlerle iş gücüne katılmıyor. 12 milyon kişi ev kadını Türkiye İstatistik Kurumu verilerine dayanarak yapılan hesaplamalara göre, söz konusu dönem itibarıyla ''çalışmayan ve iş aramayan'' 25 milyon 152 bin kişinin 11 milyon 830 bini ''ev işleriyle'' meşgul, yani ev kadınları. Bu rakam, çalışma çağındaki nüfusun yüzde 23,7'sine bir başka deyişle yaklaşık dörtte birine denk geliyor. Çalışmayan nüfusun 1 milyon 654 bin kişisini de ''iş aramayıp ancak çalışmaya hazır olanlar'' oluşturuyor. Bu grup içindeki 518 bin kişinin iş bulma ümidi bulunmuyor. 2008 Haziran dönemi itibarıyla, mevsimlik çalışanların sayısı 144 bin kişi olurken, öğrenci sayısı 3 milyon 526 bin, emekli sayısı 3 milyon 85 bin kişi. Türkiye'de çalışamaz halde bulunanların sayısı ise 3 milyon 70 bin kişi civarında bulunuyor. İş aramayıp, çalışmaya hazır olanların çoğu kadın Verilere göre, çalışmayıp ve iş aramayıp, ancak çalışmaya hazır olan 1 milyon 654 bin kişinin 946 binini kadınlar oluşturuyor. Bu gruptaki erkeklerin 307 bininde, kadınların da 211 bininde ''iş bulma ümidi'' yok. Söz konusu dönem itibarıyla mevsimlik çalışanların 28 bin kişisini erkek, 116 bin kişisini ise kadın nüfus, öğrencilerin de 1 milyon 904 binini erkek, 1 milyon 622 binini de kadın oluşturuyor. İş gücüne dahil olmayan emeklilerin de yine büyük çoğunluğu erkek. Toplam 3 milyon 85 bin emeklinin 2 milyon 519 bini erkek, 567 bini ise kadın. Çalışamaz halde olan nüfusta ise liderliği kadın elinde bulunduruyor. İşsiz sayısı 3 milyon 891 bine ulaşıyor Bu arada, Türkiye İstatistik Kurumunun 2008 yılı (Mayıs-Haziran-Temmuz) Haziran dönemi iş gücü araştırmasında, işsiz sayısı 2 milyon 237 bin kişi olarak açıklanmıştı. İşsiz sayısına, iş aramayıp ancak ''çalışmaya hazır'' olan 1 milyon 654 bin kişinin eklenmesi ile işsizlerin toplamı 3 milyon 891 kişiye ulaşıyor. 9月16日 TEKTONİK FİNANS KRİZİ Mİ?Tektonik çarpışma kıtalar arası deprem anlamına geliyormuş. Geçen haftalarda uluslararası yatırım bankalarının uzmanları yaklaşmakta olan krize dair öngörüler yazarken bu tabiri kullanmışlardı. O yorumlar ve öngörülere göre bir yılı aşkın bir süredir Amerika’da başlayıp dalga dalga bütün dünyaya yayılmakta olan finans krizi aslında gerçek krizin sadece ve sadece haberci sinyalleriymiş. Esas kriz tektonik çapta olacakmış Yani kıtaları birbiriyle çarpıştıran depremler gibi finans piyasalarında sarsıntılar meydana gelecekmiş. Bu öngörülerin ne anlama geldiğini hafta sonunda Amerika’dan yayılan haberler ete kemiğe büründürmeye başladı. Amerika’nın en büyük yatırım bankalarından birisi olan Lehman Brothers dün yani Pazartesi günü iflas ettiğini açıkladı. Hafta sonu boyunca Lehman’ı kurtarmak için yapılan bütün girişimler sonuçsuz kaldı ve banka bir gün sonra yani Pazartesi günü itibariyle iflasını açıklayacağını bildirdi. Bu açıklama Asya piyasalarında tektonik etkiler gösterdi. Borsalar adeta yerle bir oldu. Türkiye’de durum bu satırlar kaleme alınırken benzeri bir manzara sergilemekteydi. Amerika’da konut kredisi alacakları üzerine inşa edilen türev kağıtların konut kredisi alacaklarının tahsil edilememesi üzerine bütün değerini yitirmesiyle başlayan krizin 1929-30 buhranına benzer bir tahribat yapacağı konusunda artık hemen hemen bütün uzmanlar hemfikir. Amerika’da başlayan tektonik finans depreminin tsunami etkisiyle bütün dünyayı etkisi altına alacağı korkusu bütün piyasaları alt üst edeceğe benziyor. Krizin ilk sinyalleri ortaya çıktığından bu yana Amerikan Hazine Bakanlığı zorda olan finans kuruluşlarını ayakta tutabilmek için bol bol likitide verdi. Yetmedi, iflasa doğru gidenleri devletleştirdi. Öyle ki, serbet pazar ekonomisinin mabedinde dünya tarihinin en büyük devletleştirmeleri gerçekleştirildi. Evvelki hafta, konut kredilerinin yüzde ellisinden fazlasını garanti eden Freddie Mac ve Fanny Mae’in devletleştirilmesi üzerine bu krizin geleceğini yıllardır yazı ve yorumlarıyle haber vermekte olan New York Üniversitesi profesörlerinden Roubini Amerika’nın artık USSRA (United Socialist States of Republic of America)’a yani ‘Amerika Sosyalist Devletler Birliği Cumhuriyeti’ne dönüştüğünü yazıyordu. Bu krizde Amerikan devlet kurumlarının ve Avrupa hükümetlerinin neler yaptığına kısaca bir göz attığımız zaman aslında 2001 krizi sırasında Türk ekonomisine nasıl bir operasyon gerçekleştirildiğini anlamış oluruz. Örneğin 2001 krizi sırasında hükümetin ekonomi politikalarına destek sağlamak amacıyla devlet kağıtları alan; daha sonra nakit sıkıntısına düşen bankalara Merkez Bankası tarafından bir miktar nakit sağlanmış olsaydı o bankalar batmayacaktı. Pek çok başka banka da ufak tefek nakit borç verilerek ayakta tutulabilecek ve krizin kamuya maliyetinin bu derece devasa hale gelmesi önlenecekti. Ama amaç onları batırmak; kamuya olan zararlarını derinleştirmek ve ardından da AKP tarafından bütün bankaların yabancılara satılmasını sağlamakmış. Oysa Amerika’daki krizin başından beri Amerikan Hazine Bakanlığı krizin zararlarını mümkün mertebe azaltabilmek için piyasalara nakit pompalıyor. Bankaların ellerinde bulunan ve değeri kalmamış kağıtları üzerlerindeki nominal değerleriyle satın alıyor. Hazine parasıyla batanların kurtarılması için birleşmeleri teşvik ediyor vs. Oysa 2001’de IMF, Merkez Bankası’nın benzeri girişimler yapmasını ‘serbest piyasa ekonomisine aykırı’ diyerek izin vermemişti. Demek ki, Amerika serbest piyasa değil, bu mantığa göre... Almanya ise zora düşen şirketlerini yabancı hükümetlerin resmi fonlarının almasına izin vermeyeceğini açıkladı ve bununla ilgili kanuni düzenleme yaptı. Yani Arap devlet fonları zora düşmüş Alman şirketlerini ölmüş eşşek fiyatına alamayacak. Daha doğrusu hiç alamayacak. Amerika’da zora düşen şirketleri bu türden fonların alması ihtimaline karşı sesler çoktan yükseldi bile... Türkiye ise temel sektörlerin (bankacılık-finans, perakende, telekomünikasyon vs) yabancılara hesapsız kitapsız satılmasını serbest piyasanın gereği diye algılayan bir zihniyetin kontrolünde. Ama satılacak bir şey kalmamış olması ve tektonik finans depreminin yansımaları bu zihniyeti ve bu kadroyu epeyce zorlayacak gibi görünüyor. HASAN ÜNAL/MİLLİGAZETE 9月11日 CARİ AÇIK YİNE REKOR KIRDI. BU GİDİŞ UÇURUMA DOĞRU DEĞİLDE NEREYE?Türkiye'nin bu yıl Temmuz ayında cari açığı, geçen yılın aynı ayıyla karşılaştırıldığında yüzde 43,4 oranında artarak, 2 milyar 871 milyon dolardan 4 milyar 117 milyon dolara yükseldi. Merkez Bankası, Türkiye'nin 2008 Temmuz ayına ilişkin ödemeler dengesi verilerini açıkladı.
Buna göre, alt kalemler itibariyle incelendiğinde, Temmuz ayında geçen yılın aynı ayına oranla ödemeler dengesindeki dış ticaret açığı yüzde 32,6 artarak 6 milyar 480 milyon dolara, hizmetler dengesi kaleminden kaynaklanan net gelirler yüzde 26,2 artarak 2 milyar 618 milyon dolara ve gelir dengesi kaleminden kaynaklanan net giderler yüzde 7,2 artarak 464 milyon dolara yükseldi. Öte yandan, aynı dönemde cari transferlerden kaynaklanan girişlerin yüzde 44 oranında azalarak 209 milyon dolara düştüğü gözlendi. Bu gelişmeler sonucunda 2008 yılının Ocak-Temmuz döneminde cari açık, bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 42,5 oranında arttı ve 22 milyar 140 milyon dolardan 31 milyar 554 milyon dolara yükseldi. Türkiye'nin
dış ticaret dengesi, bu yılın Ocak-Temmuz döneminde, bir önceki yılın
aynı dönemine oranla yüzde 39,6 artışla 35 milyar 249 milyon dolar
tutarında açık verdi.
Merkez Bankası tarafından yayımlanan Temmuz ayına ilişkin ödemeler dengesi verilerine göre, bu yılın 7 ayında dış ticaret dengesi alt kalemler itibariyle incelendiğinde altın dahil ithalat (CIF) harcamalarının bir önceki yıla oranla yüzde 36,6 oranında artarak 126 milyar 380 milyon dolara ulaşırken, ihracat (FOB) gelirleri yüzde 39 artarak 81 milyar 397 milyon dolar ve bavul ticareti gelirleri ise yüzde 4,7 azalarak 3 milyar 232 milyon dolar oldu. HİZMETLER DENGESİ Temmuz ayı tahmini veriler olmak üzere, 2008 yılının 7 aylık döneminde turizm gelirleri bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 23,7 artarak 10 milyar 483 milyon dolara, turizm giderleri yüzde 9,9 artarak 2 milyar 126 milyon dolara yükseldi. Bunun sonucunda söz konusu dönemde, net turizm gelirleri yüzde 27,8 oranında artarak 8 milyar 357 milyon dolar olarak gerçekleşti. Hizmetler başlığının diğer önemli kalemi olan taşımacılık kaleminde 2007'nin 7 aylık döneminde 32 milyon dolar net giriş olmuşken, bu yılın Ocak-Temmuz döneminde 334 milyon dolar tutarında net çıkış gerçekleşti. Taşımacılık alt kalemler itibariyle incelendiğinde, navlun kaleminde bir önceki yılın Ocak-Temmuz dönemine oranla yüzde 49,7'lik artışla 1 milyar 916 milyon dolar net çıkış, diğer taşımacılık kaleminde ise yüzde 20,6 oranında artışla 1 milyar 582 milyon dolar tutarında net giriş gerçekleşti. Yurt içinde yerleşik inşaat şirketlerinin yurt dışında gerçekleştirdikleri inşaat hizmetlerinden kaynaklanan net döviz girişi, 2007 yılının Ocak-Temmuz dönemine oranla yüzde 17,3 artarak 563 milyon dolar oldu. 2007 yılının 7 ayında toplam 5 milyar 968 milyon dolar fazla veren hizmetler dengesi kalemi, 2008 yılının aynı döneminde yüzde 24,1 artışla 7 milyar 405 milyon dolar fazla verdi. GELİR DENGESİ Ücret ödemeleri ve yatırım geliri kalemlerinden oluşan gelir dengesi kalemindeki net çıkış, 2007 yılının Ocak-Temmuz dönemine göre yüzde 20 oranında artarak 4 milyar 858 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yatırım geliri kaleminin altında büyük ölçüde kar transferlerinden oluşan doğrudan yatırımlar ve faizlerden oluşan diğer yatırımlarda gerçekleşen net çıkış, sırasıyla yüzde 64,7 artışla 1 milyar 945 milyon ve yüzde 27,2 artışla 3 milyar 270 milyon dolar olurken, portföy yatırımlarından kaynaklanan net giriş 418 milyon dolara ulaştı. Bu yılın 7 ayında uzun ve kısa vadeli kredilere ilişkin faiz giderleri de bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 18,3 artarak 4 milyar 561 milyon dolar olarak gerçekleşti. CARİ TRANSFERLER Cari transferler kaleminde, 2008 yılının 7 aylık döneminde yüzde 4 oranında küçülerek 1 milyar 148 milyon dolar giriş kaydedildi. Bu dönemde, diğer sektörler kalemi altında yer alan işçi gelirleri 791 milyon dolar gelir kaydederken, diğer transferlerden kaynaklanan net giriş 15 milyon dolar olarak gerçekleşti. DOĞRUDAN YATIRIMLAR Bu
yılın Ocak-Temmuz döneminde finans hesaplarında gerçekleşen net sermaye
girişi, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 79,7 artarak 35
milyar 917 milyon dolar oldu.
Doğrudan yatırımlar kalemi altında, Türkiye'deki yabancı sermayeli şirketlerin yurt dışındaki ortaklarından kullandıkları kredileri ve yurt dışında yerleşik kişilerin Türkiye'de gerçekleştirdikleri gayrimenkul alımlarını da içeren yurt dışında yerleşik kişilerin yurt içinde yaptıkları net yatırımlar, bir önceki yılın Ocak-Temmuz döneminde 14 milyar 516 milyon dolar olarak gerçekleşirken, bu yılın aynı döneminde yüzde 35,5 azalarak 9 milyar 358 milyon dolar oldu. Alt kalemler itibariyle incelendiğinde, yurt dışında yerleşik kişilerin Türkiye'de gerçekleştirdikleri net gayrimenkul alımlarının bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 15,4 artarak 1 milyar 720 milyon dolara yükseldiği tahmin edilirken, Türkiye'deki yabancı sermayeli şirketlerin yurt dışındaki ortaklarından kullandıkları kredilerle ilgili olarak 35 milyon dolar net kredi kullanımı gerçekleştirildi. Sonuç itibariyle, doğrudan yatırımlar kaleminde 2008 yılının ilk 7 ayında gerçekleşen net sermaye girişi, bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 40,9 azalarak 7 milyar 529 milyon dolara geriledi. DİĞER YATIRIMLAR Ticari ve nakit krediler ile mevduatlardan oluşan bu kalemde bir önceki yılın Ocak-Temmuz döneminde 6 milyar 569 milyon dolar net giriş gerçekleşmişken, 2008 yılının aynı döneminde 26 milyar 512 milyon dolar net giriş kaydedildi. Finans hesaplarının son kalemi olan rezerv varlıkların içinde bulunan resmi rezervler, 2007 yılının Ocak-Temmuz döneminde 7 milyar 863 milyon dolar artmışken, bu yılın aynı döneminde 659 milyon dolar artış gösterdi. haberturk 8月12日 DEVLET KURULUŞLARI CARİ AÇIK KAPATMAK PAHASINA HARAÇ-MEZAT SATILIYOR.Kritik seviyelere ulaşan cari açık için de büyük önem taşıyan özelleştirme gelirlerinde, yılbaşından bugüne 5,8 milyar dolara ulaşıldı. İhalesi tamamlanmış, henüz devir işlemi yapılmamış özelleştirme işlemlerinden de 4,1 milyar dolar gelir elde edilecek. Özelleştirme işlemlerinde yılbaşından bu yana yapılan satış ve devir işlemlerinde blok satış yöntemiyle gerçekleştirilen Petkim Petrokimya Holding A.Ş'nin özelleştirme işleminden, 2 milyar 40 milyon dolar elde edildi. Tesis ve varlık satış veya devrinden toplam 1 milyar 740 milyon dolar gelir tahsil edilirken, bu grupta yer alan Tekel ve Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticareti A.Ş'nin özelleştirme işleminden 1 milyar 720 milyon dolar gelir sağlandı. Türk Telekomünikasyon'un halka arzından 1 milyar 928 milyon dolar, söz konusu dönemde bedelli devir işlemlerinden de 85,2 milyon dolar gelir elde edildi. Böylece yılbaşından bugüne kadar, satış/devir işlemi tamamlanan uygulamaların toplam bedeli, 5 milyar 793 milyon 551 bin 738 dolar oldu. İhalesi tamamlanmış onay ve sözleşme imza aşamasındaki kuruluşlar arasında TCDD'ye ait İzmir Limanı, Derince Limanı, Bandırma Limanı, Samsun Limanı, Sakarya, Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş bulunuyor. 8月10日 PARA BİRİMLERİNİN ANLAMLARI.Dünyada kullanılan paraların tarihi ne? neyi ifade ediyorlar? Austral Arjantin Latince : "Australis" = güneyden gelen, güneyli. "Auster" = Güney rüzgarı Balboa Panama Vasco Nunez de Balboa (1475-1519) , Pasifik Okyanusunu keşfeden ispanyol kaşif Bolivar Venezuela Simon Bolivar'a itafen, 1825'te Bolivya'yı kuran Venezuella'lı devlet adamı. Cent, Centavo, Centime Çeşitli ülkeler Latince : "centum" = yüz, "yüzde bir" anlamında kullanılır. Colon El Salvador, Costa Rica Americayı keşfeden Christofer Columbus'un (1451-1506) ispanyolca ismi. Cordoba Nicaragua Francisco Fernandez Cordoba (1475-1526), Yucatan'ı keşfeden ispanyol kaşif. Cruzado Brazil Portekizce "cruzar"-hac taşımak, fiilinden türeme, üzerinde haç bulunan eski Portekiz gümüş ve altın paralarına verilen isim. Cruzeiro Brazil Portekizce "Cruz" - Haç kelimesinden Dalasi Gambia Bir Gambia yerli ismi Denar Makedonya "Dinar"dan türetilmiştir. Dinar Çeşitli ülkeler Latince "Denarius" = Gümüş Para Dirham Fas, Birleşik Arap Emirlikleri Eski yunanca "Drakhme" Latince "Drachma" >> Bir Avuç Dolusu. Dobra St.Thomas and Principe Portekizce : kat, katlamak Dollar ABD ve çeşitli ülkeler Halen Çek Cumhuriyetinde bir kasaba olan ve 16.yüzyıl almancasında "Joahimsthal'de yapılmış metal para" anlamına gelen Joahimsthaler'in kısaltılmışı "Thaler" kelimesinden türemiştir. Drachma Yunanistan Eski yunanca "Drakhme" >> Bir Avuç Dolusu. Dram Ermenistan Eski yunanca "Drakhme" >> Latince "Drachma" >> Bir Avuç Dolusu. Escudo Portekiz, Cape Verde Kökü latince "Scutum", üzerinde arma bulunan kalkan ya da plaket. Forint Macaristan İtalyanca "Fiorino"dan türetilmiştir. Franc Fransa 14.yüzyılda, latince "Rex Francorum - Frankların Kralı" kelimelerinden türemiştir Gourde Haiti Büyük yuvarlak su kabağı veren ,yaprak dökmeyen, tropikal bir ağaç. Aynı zamanda fransızcada "ağır" anlamına gelir. Guarani Paraguay Paraguay ve Bolivya'da yaşayan bir yerli topluluk Gulden Hollanda, Surinam, Hollanda Antilleri Hollandacada "Altından" anlamına gelir Hryvna Ukrayna Ortaçağ rusyasından , 10 kopek'e eşit bir para birimi Inti Peru Peru, Quechua'dan yerel bir kelime Koruna Çek Cumhuriyeti, Slovakya Kök olarak Latince "Corona", taç, baş. Krone İskandinav ülkeleri Kök olarak Latince "Corona", taç, baş. Kroon Estonya Kök olarak Latince "Corona", taç, baş. Kuna Hırvatistan Küçük kürklü bir hayvanın hırvatça adı. Kwacha Malawi, Zambia Zambia'da bir yerli adı Lempira Honduras İspanyollara karşı çıkmış olan bir Yerli Şefin adı Leu Romanya, Moldovya Romencede aslan anlamına gelir. Lev Bulgaristan Bulgarcada aslan anlamına gelir Lira İtalya, Türkiye, Malta, San Marino Latince "Libra" - terazi kelimesinden türetilmiştir* Manat Azerbaycan, Türkmenistan Rusça "Manyeta" - madeni para, kelimesinden türetilmiştir. Mark Almanya Eski ingilizce : değerli metallerin tartılmasında kullanılan bir ağırlık birimi. Markkaa Finlandiya Büyük bir ihitimalle "Mark" ile aynı kaynağa sahip. Mongo Moğolistan Moğolca "Möngö" - gümüş Naira Nijerya "Nigeria" kelimesinden türetilmiştir. Pataca Macao Portekizce "Paw", pati . Peseta İspanya Peso'nun küçültme eki takılmış hali Peso İspanyolca konuşan ülkeler İspanyolca "Ağırlık" anlamına gelir Pound Sterling İngiltere ve çeşitli ülkeler Eski ingilizce : "Pund" <<>> Arapça "Riyal" Riyal Arapça konuşan bir çok ülke İspanyolca "Real"-Gerçek >> Arapça "Riyal" Ruble Rusya, Belarus Rusça "Rubit", kesmek, fiilinden türeme rubl (ruble'nin tekil hali", daha sonra takasta kullanılan kesilmiş gümüş çubuklara verilen isimler. Rufiyaa Maldivler "Rupee" kelimesinden türetilmiştir. Rupee Hindistan, Pakistan, Nepal Sanskritçe "Rupya", gümüş, kelimesinden türetilmiştir. Rupiah Endonezya "Rupee" kelimesinden türetilmiştir. Şekel İsrail 16. yüzyıl ibranicesinde : herhangi bir para Shiling İngiltere, Kenya, Uganda, Tanzanya Eski ingilizce ve eski almanca "Scilling", bölmek, fiilinden Sol Peru Latince "Solidus", bakır veya gümüş para Som Kırgızistan Kırgızca "saf" anlamına, "som altın"dan türeme. Somoni Tacikistan Samani (Tacik) Devleti kurucusu İsmoil Somoni'ye (Samani okunur) itafen verilmiştir. Sucre Ekvator İspanyollara karşı ayaklanan ve Bolivya'nın ilk başkanı Antonio Jose De Sucre'ye itafen verilmiştir. Sum Özbekistan Okunuşu "som"dur. Özbekçe "saf" anlamında, "som altın"dan türeme. Tenge Kazakistan Kazakça, terazi, ölçek Tolar Slovenya Büyük bir ihtimalle Dollar gibi , eski almanca "Thaler" kelimesinden türetimiştir. Yen Japonya Çince "Yuan", yuvarlak şey Zloty Polonya Lehçede "altın" anlamına gelir KAYNAK:gelenkutum.COM 8月3日 FATURANIN %KAÇI VERGİ:%42'Sİ VERGİ.(RESMEN SOYGUN DÜZENİ)Maliye Bakanlığının yaptığı hesaplamalara göre, GSM faturalarında her 100 YTL'nin 41,77 YTL'si vergi olarak Hazineye aktarılıyor. Maliye
Bakanlığından edilen bilgiye göre, son dönem sık sık yüksek vergiden
şikayet edilen cep telefonu faturalarındaki vergi yükü yüzde 41,77
olarak hesaplanıyor. Kamuoyunda ifade edilen yüzde 58'lik vergi yükü
rakamları gerçeği yansıtmıyor.
Kanun gereğince mobil telefon aboneliğinin ilk tesisinde (operatör değişiklikleri hariç) 2008 için 27,8 YTL özel iletişim vergisi alınıyor. Her nevi mobil telekomünikasyon işletmeciliği kapsamındaki (ön ödemeli kart satışları dahil) tesis, devir, nakil ve haberleşme hizmetleri yüzde 25, radyo ve televizyon yayınlarının uydu platformu ve kablo ortamından iletilmesine ilişkin hizmetler yüzde 15, diğer telekomünikasyon hizmetleri ise yüzde 15 özel iletişim vergisine tabi bulunuyor. GSM operatörlerinin ilave yükümlülükleri de, kanunda "kurum masraflarına katkı payı yüzde 0,35, Hazine payı yüzde 15 (aylık brüt satış gelirinin yüzde 15'i takip eden ayın 20'inci günü akşamına kadar ödenir)" şeklinde sayılıyor. Kurum masraflarına katkı payı ve Hazine payının matrahını ise görüşme bedeli oluşturuyor. Maliye Bakanlığı yetkililerinin hesaplamalarına göre, cep telefonu faturalarındaki her 100 YTL'nin 41,77 YTL'si Hazineye, 58,23 YTL'si ise GSM operatörünün kasasına giriyor. TURKSAT Kablo TV hizmetlerinde ise 10,52 YTL'lik matraha, 1,9 YTL tutarındaki KDV ile 1,58 YTL tutarındaki özel iletişim vergisi ekleniyor. Bu şekilde toplam fatura 14 YTL'ye çıkıyor. _konhaber 7月17日 DURMAK YOK MEMLEKETİ SATMAYA DEVAM.Bor madenleride mi gözden çıkarıldı? Yatırım Destek Ajansı Başkanı Alpaslan Korkmaz'ın 'işi bağladık' dediği Avusturyalı madenci dünyanın en büyük şirketlerinden BHP Billiton çıktı. Şirket 2005 yılından bu yana Türkiye'de araştırma yapıyordu. Yatırım Destek Ajansı Başkanı Alpaslan Korkmaz geçtiğimiz günlerde Türk maden sektörü ile ilgilenen önemli bir yatırımcı ile anlaşmaya varıldığını söylemiş ancak ismini açıklamamıştı. Bor madenine ilgilenen uzmanlar ve Bor Enstitüsü'nden yetkililer ise Alpaslan Korkmaz'ın işaret ettiği şirketin ünlü Avusturyalı maden şirketi BHP Billiton olabileceğini belirtiyorlar. BHP Billiton
şirketinin adını ilk olarak 2005 yılında Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen
açıklamıştı. Tüzmen, 16 Haziran 2005'te, BHP-Billiton Grubu
yöneticileriyle görüşmüştü. Tüzmen, BHP-Billiton'un Türkiye'nin borunun
zenginleştirilmesine talip olduğunu, Türkiye'de yatırım yapmak
istediğini söylemişti. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da ülkeye yaptığı
ziyaret ertesinde iki ülke arasında yatırım anlaşması imzalanmıştı. 15 yılı kapsayan anlaşmada, BHP-Billiton'un, dünya bor rezervinin yüzde 70'ine sahip olan Türkiye'nin borlarını işletmeye talip olduğu vurgulanmış ve Avustralyalı şirketlere imtiyazlar sağlanacağı ifade edilmişti. Dünyanın en büyük maden şirketi Avustralyalı BHP-Billiton, rakibi İngiliz Rio Tinto'yu almak için bu yılın başlarında 75 milyar Sterlin (147 milyar dolar) teklif etmişti. Ancak Rio Tinto bu teklifi kabul etmemişti. 7月14日 ELİN GAVURU TÜRKİYE'Yİ SOYUYOR. DEVEYİ HAMUDUYLA GÖTÜRÜYOR.KİM DEMİŞ TÜRKİYE'DE PARA KAZANILMIYOR DİYE.Yabancı yatırımcılar Türkiye’de kazandıkları parayı kendi ülkelerine transfer ediyorlar. Türkiye’de kazanılan sıcak paranın yurtdışına transfer edilmesi Türkiye için ciddi sıkıntıların habercisi. Zenginliğimiz yurt dışına transfer ediliyor. Yabancı yatırımcıların, küresel ekonomik sisteme entegrasyonunun arttığı AKP döneminde Türkiye’deki yatırımlarından rekor tutarda kâr elde ederek ülkelerine aktardığı belirlendi. Yabancı yatırımcılar, 2003 yılı başından bu yılın Mayıs sonuna kadar olan dönemde Türkiye’deki doğrudan yatırımlarından elde ettikleri kârların 7 milyar 569 milyon doları ile finansal araçlara yaptıkları portföy yatırımlarından kazandıkları 17 milyar 798 milyon doları (25 milyar 367 milyon dolar) yurt dışına transfer ettiler. Milyar dolarlar kazandılar ama para dışarıda Sıcak para olarak gelen ve Türkiye’de Borsa ve devlet iç borçlanma senetleri başta olmak üzere çeşitli finansal yatırım araçlarına yatırım yapan yabancı sermayenin bu yolla elde ettiği kazançlardan yurt dışına transfer edilen tutar da son yıllarda hızla büyüdü. 2003 yılında 2 milyar 616 milyon olan yabancıların portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar, 2005 yılında 3 milyar 326 milyon dolara çıktı. Yabancıların portföy yatırımlarından yaptığı kar transferleri, 2007’de 3 milyar 735 milyon dolara yükseldi. Yabancı yatırımcılar, 2003 yılı başından bu yılın Mayıs sonuna kadar olan dönemde Türkiye’deki doğrudan yatırımlardan elde ettiği karlar ve portföy yatırımlarından sağladıkları getirilerin 25.4 milyar dolarlık bölümünü ülkelerine götürdü. Yabancı yatırımcıların, küresel ekonomik sisteme entegrasyonunun arttığı AKP döneminde Türkiye’deki yatırımlarından rekor tutarda kar elde ederek ülkelerine aktardığı belirlendi. Yabancıların 2003 yılı başından bu yılın Mayıs sonuna kadar olan dönemde Türkiye’deki doğrudan yatırımlarından elde ettiği karlar ile “sıcak para” olarak gelen dış sermayenin portföy yatırımlarından sağladığı getirilerden ülkelerine aktardığı bölüm 25 milyar doları aştı. Yılbaşından bu yana tırmanan ekonomik ve siyasi istikrarsızlık yüzünden yabancı sermayenin ürküp kaçması olasılığı ise yüksek boyutlardaki cari açığın finansmanında güçlük yaşanacağı kaygılarını artırıyor. ANKA’nın Merkez Bankası ödemeler dengesi verilerinden yaptığı hesaplamaya göre anılan dönemde yabancılar, Türkiye’deki doğrudan yatırımlarından elde ettikleri karların 7 milyar 569 milyon doları ile Borsa, devlet iç borçlanma senetleri gibi finansal araçlara yaptıkları portföy yatırımlarından kazandıkları 17 milyar 798 milyon doları yurt dışına transfer ettiler. Böylece anılan dönemde Türkiye’de elde edilen karların 25 milyar 367 milyon dolarlık bir bölümü ülkeden çıkarak, başka ekonomilere aktı. Doğrudan yatırımlarda kar transferi katlanarak artıyor Doğrudan yabancı sermaye girişleri, son iki yılda Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının yüzde 8’i dolayında gerçekleşen cari işlemler açığını sürdürebilmesini kolaylaştırırken, “doğrudan” yatırımlardan elde edilen karlardan yapılan transferlerin de son yıllarda hızla büyüdüğü gözlendi. Küresel konjonktür ve iç siyasi-ekonomik istikrarsızlığın etkisiyle yavaşlayan yabancı sermaye girişlerinin, izleyen dönemde cari işlemler açığını nasıl etkileyeceği tartışmasını gündeme getirdi. 2000’li yılların başında 300-400 milyon dolar arasında seyreden, 2003 yılında 643 milyon dolar olan doğrudan yatırımlardan kar transferleri 2004 yılıyla birlikte belirgin bir şekilde arttı. Doğrudan yatırımlarda anılan yıl 1 milyar 43 milyon dolara ulaşan kar transferi, 2005’te 1 milyar 51 milyon, 2006’da 1 milyar 168 milyon ve 2007 yılında 2 milyar 193 milyon dolara ulaştı. Bu yılın ilk beş ayında da doğrudan yatırımlarda 1 milyar 471 milyon dolarlık bir kar transferi yaşandı. Böylece doğrudan yatırımlarda 2003 başından bu yana gerçekleşen toplam kar transferi 7 milyar 569 milyon dolara ulaştı. 17.8 milyarı portföy yatırımlarından “Sıcak para” olarak gelen ve Türkiye’de Borsa ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) başta olmak üzere çeşitli finansal yatırım araçlarına yatırım yapan yabancı sermayenin bu yolla elde ettiği kazançlardan yurt dışına transfer edilen tutar da son yıllarda hızla büyüdü. 2003 yılında 2 milyar 616 milyon olan yabancıların portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar, 2004 yılında 2 milyar 905 milyon, 2005 yılında 3 milyar 326 milyon dolara çıktı. Yabancıların portföy yatırımlarından yaptığı kar transferleri, 2006 yılında 3 milyar 463 milyon, 2007’de 3 milyar 735 milyon dolara yükseldi. Bu yılın Ocak-Mayıs döneminde ise yurt dışı yerleşikler Türkiye’deki portföy yatırımlarından elde ettikleri 1 milyar 753 milyon doları yurt dışına aktardı. Böylece 2003 başından bu yılın Mayıs sonuna kadar olan dönemde yabancıların Türkiye’de portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar 17 milyar 798 milyon dolara, doğrudan yatırımlardaki ile birlikte toplam kar transferi 25 milyar 367 milyon dolara ulaştı. MİLLİGAZETE 7月1日 FAİZ VE IMF EKONOMİNİN KANSERİ.Erbakan
Hoca ömrünü faizin zararlarını anlatarak geçirdi. Hiçbir iş yapmadan,
üretime katkı sağlamadan para sahiplerinin oturdukları yerden para
kazanmaları anlamına gelen faiz, bir yandan üretim maliyetini artırdığı
için sonunda tüketiciden çıkıyor, öbür yandan küresel sermaye sahipleri
dünyanın her köşesini Amerika'dan yönetme imkanı buluyorlar... Bu bakımdan Erbakan Hoca 40 yıl boyunca bir yandan ülke ekonomisini bu faiz belasından kurtarmak için mücadele ederken, öbür yandan da IMFprogramları ile ülkemizin kalkınmasının mümkün olmayacağını, bu programla lider ülke değil, bağımlı hale gelineceğini tekrarlayıp durdu. Ekonominin kanser mikrobu demek olan bu iki hususta uyarı görevini yaptı. Ne var ki, yıllar yılı Erbakan Hoca'nın dizi dibinde yetişmiş olanlar kulaklarına kimler tarafından fısıldanmışsa bir reel politika sloganının peşine düşerek her türlü yanlışı bu gerekçe ile topluma doğru göstermenin gayreti içine girdiler... Faiz ile ülke ekonomisinin düze çıkmasının mümkün olmayacağı söylendiğinde "İyi ama hayatın gerçekleri faize karşı durmaya mani oluyor" deyip işin içinden çıktılar. Sanki, hayatın içinde bulunan herşey ve insanların her davranışı mutlaka doğruymuş gibi bir çarpık mantığın esiri oldular. Öylesine çarpık bir mantık ki, buna göre hayatın gerçeği deyip her türlü sapıklık ve çarpıklığı kabul mü edeceğiz? Bu memlekette bir garip hastalık vardır... Siz istediğiniz kadar doğruyu söyleyin ama sesinizi duyuramazsınız... Çünkü söylediklerinizin halka ulaşmasını engellerler. Ancak, sizin söylediğinizi ABD'den ithal bir Türk ya da bir yabancı söylerse sanki ilk defa böyle bir şey duyuluyormuş gibi tüm ülke dikkat kesilir... Galiba bize yabancının helvası tatlı geliyor. Bunu bildiğim için Millî Görüşçüler olarak yıllardan beri IMF'ye hayır kampanyaları yürütmüş olmamıza rağmen ülkenin bugün IMF'ye teslim edilmiş olmasının ülkemizi sürüklediği çıkmazı sanıyorum artık görmeyen kalmadı. Sürekli olarak artan iç ve dış borç stoku, buna paralel olarak alınan borcun yıllık faizindeki yükselişin artık ülkenin tüm gelirini alıp götürme noktasına geldiğini de görmek isteyenler görebiliyor. Artık kara göründü. IMF bu ülkeye sadece bağımlılık getiriyor, onun dışında hiçbir derdimize derman olmuyor... Dermanmış gibi görünen uygulamalarda artık iflas etmiş durumda. Bu noktada Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz açıklamasına gelmek ve bazı alıntılar yapmak istiyorum... Yıllardan beri tekrarlayıp durduğumuz gerçekleri bir de yabancının ağzından aktarırsak belki bazılarının uyanmasına vesile oluruz. Bakın Stiglitz neler söylüyor: "Dış borç ve istikrarsızlık Türkiye'yi bağımlı yapıyor. Artık IMF ile yola devam etmeyin, size karşı diktatör olur" Bunlar gazetelere yansıyan iki başlık... Stiglitz görüşlerini şöyle açıklıyor: "Birçok ülke IMF programlarına devam etmedi. Oysa, Türkiye sözü dinlenmediğinde diktatör rolünü üstlenen IMF'yi bir anlamda destekliyor. IMF'nin yaptığı işlerde para Türkiye'den geliyor. IMF'yi işin içinde tutmak Türkiye'nin cömertliği olur." Sözler gayet açık... Stiglitz"Kendi insanınızdan kısıp IMF'ye aktarıyorsunuz" demeye getiriyor. İşin doğrusu da bu değil mi? İşçimiz, memurumuz ve emeklimizden kesip IMF'nin arzularını yerine getirmiyor muyuz? Böyle bir ülkenin bağımsızlığından nasıl söz edebiliriz? Bu noktada elbette kötü yöneticilere kızmak hakkımız ama yıllardan beri yapılan uyarılara rağmen hâlâ faizcileri ve IMF'cileri iş başına getirenlerın suçu yok mu? Oy vermenin bir sorumluluk olduğunu unutursak, heyecanlarımızın yönlendirmesiyle hareket edersek bir de bakarız gemi karaya oturmuş... O zaman işleri düzeltmek şimdiden daha zor olacaktır. Faizsiz ekonomi olmaz demek suretiyle Allah'a karşı savaş açanlar Allah'ın yardımı olmadan ne yapabileceklerini sanıyorlar? ABDULKADİRÖZKAN/MİLLİGAZETE 6月30日 VARIMIZ YOĞUMUZ FAİZE GİDİYOR.Kabaran iç borç faizini ödemek için milletin boğazını biraz daha sıkacaklar. Ekonomi ve siyasetteki belirsizliklerin etkisiyle faizler yükselişini sürdürürken, iç borç geri ödemelerinde “zorlu dönem”e giren Hazine, yüklü itfaların finansmanında “borçlanma dışı” kaynaklara daha fazla başvurarak, borç verenlerin faizi yükseltme baskısını kırmaya çalışacak. Küresel konjonktür ve rekor itfaları nedeniyle yüksek faiz kıskacındaki Hazine, Temmuz’daki 24.9 milyar YTL’lik iç-dış borç geri ödemesinin 8.5 milyarını, borçlanma dışı kaynaklarla finanse edecek. Hazine, özellikle piyasadan yapacağı iç borçlanmayı, itfasına oranla oldukça düşük tutarak, borç verenlere karşı elini güçlendirmeye, faiz baskısını azaltmaya çalışacak. Temmuz ayında 24.2 milyar YTL’lik iç borç servisi gerçekleştirecek Hazine, itfalara 2 Temmuz Çarşamba günü 6.9 milyar YTL ile başlayacak, en yüklü geri ödemeyi ise 16 Temmuz’da yapacak. Temmuz ayındaki itfalarının 19.8 milyar YTL’sini piyasaya yapacak olan Hazine, dört ihalede piyasadan borçlanmasını 12.2 milyar, toplam borçlanmayı da 15.9 milyar YTL’de tutacak. Yüksek faiz kıskacındaki Hazine, Temmuz’da yapacağı 24.9 milyar YTL’lik iç-dış borç geri ödemesinin 8.5 milyarını, “faiz dışı fazla”, özelleştirme geliri ve rezerv kullanımı olmak üzere borçlanma dışı kaynaklarla finanse edecek. Hazine, özellikle piyasadan yapacağı iç borçlanmayı itfasına oranla oldukça düşük tutarak, faiz baskısını azaltmaya, bu yolla ihalelerde borç verenlere karşı elini güçlendirmeye çalışacak. Temmuz ayındaki iç borç geri ödemelerinin 19.8 milyar YTL’sini piyasaya yapacak Hazine, ihaleler yoluyla piyasadan yapacağı borçlanmayı ise 12.2 milyar YTL’de tutacak. Aylık iç borçlanma stratejisini bir önceki ayın son günü açıklayan Hazine, 44.3 milyar YTL tutarında iç-dış borç geri ödemesi gerçekleştireceği Temmuz ve Ağustos aylarına ilişkin stratejiyi ise piyasalardaki kaygıları da dikkate alarak, henüz Haziran ayının son gününü beklemeden açıkladı. Buna göre Hazine, Temmuz ayında 24.2 milyar YTL iç ve yaklaşık 700 milyon YTL de dış olmak üzere toplam 24.9 milyar YTL tutarında borç geri ödemesi gerçekleştirecek. Temmuz ayı itfalarına 2 Temmuz Çarşamba günü 6.9 milyar YTL ile başlayacak Hazine, 9 Temmuz’daki 1 milyar 167 milyon ve 10 Temmuz’daki 765 milyon YTL’lik itfaların ardından 16 Temmuz’da 13.6 milyar YTL ile ayın en yüklü geri ödemesini gerçekleştirecek. Hazine, 23 Temmuz’da 996 milyon, 30 Temmuz’da da 748 milyon YTL’lik geri ödemelerle Temmuz ayı itfa sürecini tamamlayacak. 6.2 milyar YTL borç ödenecek! Hazine, Temmuz ayı itfalarının toplam 8.5 milyar YTL’lik bölümünü ise borçlanma dışı kaynaklarla karşılayacak. Bu kapsamda faiz dışı fazla kullanım miktarı Temmuz’da 1.3 milyar YTL olarak öngörülüyor. Temmuz ayının Mali Tatil olması nedeniyle, Temmuz’da tahakkuk edecek 4.8 milyar YTL tutarındaki vergi gelirinin nakit girişinin Ağustos ayında olması nedeniyle asıl yüksek tutarda faiz dışı fazla kullanımı anılan ayda gerçekleşecek. Temmuz ayında 1 milyar YTL’lik özelleştirme gelirini de geri ödemelerde kullanmayı planlayan Hazine, itfaların 6.2 milyar YTL’lik bölümünü ise kasasından karşılamayı öngörüyor. Buna göre Hazine’nin nakit rezervlerinde Temmuz ayında 6.2 milyar YTL azalma olacak. Temmuz’da dört ihale var Hazine, yüklü iç borç geri ödemelerinin finansmanı amacıyla Temmuz ayı boyunca dört iç borçlanma ihalesi yapacak. 1 Temmuz’da, ertesi günün valörüyle 26 Haziran 2013 itfa tarihli olmak üzere, 5 yıl vadeli, 3 ayda bir değişken kupon ödemeli, YTL cinsinden Devlet Tahvili ihalesi yapılacak. Söz konusu tahvilin kupon ödemeleri YTL cinsi iskontolu Devlet iç borçlanma senedi ihalelerinde oluşan ortalama faize endeksli olacak. 14 Temmuz’da da 6 ay (182 gün) vadeli referans bono ihalesi yapacak olan Hazine, 15 Temmuz’da da 12 ay (364 gün) ve 21 ay (637 gün) vadeli YTL cinsi iskontolu tahvil ihaleleri gerçekleştirecek. 6月23日 290 MİLYON YTL NEREDE?
Özel Kalem Müdürlüğü’nün 2007’de yaptığı 290 milyon 785 bin YTL’lik harcama, hangi nedenlerle ve hangi faaliyetler için yapıldı? Verilen
cevapta 78 Başbakanlık müşavirinin görev yaptığı belirtiliyor. 2007’de
5 milyon 866 bin 274 YTL ödenen bu müşavirlerin kaç tanesi AKP
döneminde atandı? Özel Kalem Müdürlüğü’nün harcamalarını ilk olarak geçen dönem CHP Samsun Milletvekili İdris Sami Tandoğdu Meclis gündemine taşınmıştı. Tandoğdu, Aralık 2006’da sunduğu soru önergesi ile bütçe üstü harcamaların gerekçesinin açıklanmasını istedi. Ancak önerge, TBMM internet sitesi kayıtlarına göre süresi içinde yanıtlanmadığından kadük kalmıştı. vatan BANKALAR TÜRKİYE'Yİ HARACA BAĞLADI,GAYRİ MENKUL ZENGİNİ OLDU.ANKARA Ankara Ticaret Odasının (ATO) bankaların internet sitelerindeki satış ilanlarına dayanarak yaptığı çalışmaya göre, yaşanan ekonomik sıkıntı nedeniyle vatandaş, çiftçi, sanayici ve tüccar kredi borçlarını ödeyemeyince binlerce ipotekli konut, arsa, tarla, fabrika, dükkan ve taşıt bankaların eline geçti. Sadece İş Bankasının satışa sunduğu gayrimenkullerin muhammen bedeli 232 milyon 348 bin YTL'ye, Vakıfbank'ın satıştaki gayrimenkullerin muhammen bedeli ise 160 milyon 458 bin YTL'yi buldu. Araştırmaya göre, geri dönmeyen kredilere karşılık haciz yoluyla el koydukları gayrimenkuller nedeniyle bankalar ''emlakçı'' gibi oldu. Bazı bankalar, gayrimenkul satışı için ''emlak servisi'' bile oluşturdu. Cazip fiyatlara konut ve arsa satın almak isteyen vatandaşlar ile fabrika ya da işyeri satın almak isteyen işadamları, emlakçılardan önce bankalara uğruyor. Gayrimenkul zengini haline gelen bankaların elinde müstakil ev, villa, apartman, apartman dairesi, fabrika, imalathane, atölye, ardiye, benzin istasyonu, otel, lokanta, depo, garaj, dükkan, ofis, işhanı, arsa, tarla, sera, çiftlik, bağ, meyve, fındık ve narenciye bahçesi, fıstıklık, zeytinlik, besihane gibi çok çeşitli gayrimenkuller bulunuyor. Hatta Albaraka Türk'ün elinde satılık kümes bile var. ATO Başkanı Sinan Aygün, ortaya çıkan tabloya ilişkin olarak, ''Emlakbank hortladı, bankalar hacizbank oldu'' değerlendirmesinde bulundu. HABERVAKTİ. 6月16日 İŞTE TESLİMİYETÇİ,IMF'Cİ EKONOMİNİN SONUÇLARI: "5 AYDA 26 BİN ŞİRKET KAPANDI."Ulusal ekonomide bozulmanın arttığı bu yılın ilk beş ayında yeni açılan şirket, kooperatif ve işyeri sayısı geçen yılın altında kalırken, kapananların sayısında rekor düzeyde artış yaşandı. Ocak-Mayıs döneminde kurulan şirket ve kooperatifler ile ticaret unvanlı işyerlerinin toplam sayısı 47 bin 393’le geçen yılın aynı dönemindekinin yüzde 2.2 altında kalırken, aynı dönemde 25 bin 785’e ulaşan kapananların sayısında yüzde 66.3 artış görüldü. Özellikle işyeri kapanışlarında bir kat artış olduğu dikkati çekti. MAYIS AYI İSTATİSTİKLERİ İÇ KARARTTI Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), kurulan kapanan şirket istatistiklerinin Mayıs ayı verilerini açıkladı. Buna göre Mayıs ayında kurulan şirket ve kooperatif sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15.9 düşerek 4 bin 273, kapananların sayısı da yüzde 11.8 düşerek 623 oldu. Mayıs ayında kurulan ticaret unvanlı işyeri sayısı yüzde 16.2 gerilemeyle 4 bin 238’de kalırken, kapanan işyeri sayısı yüzde 47.4 artışla 2 bin 869’a ulaştı. Buna göre Mayıs’ta açılan şirket ve kooperatifler ile ticaret unvanlı işyerlerinin toplam sayısı yüzde 16 gerileyerek 8 bin 511, kapananların sayısı ise yüzde 31.6 artarak 3 bin 492 oldu. BEŞ AYLIK GERÇEKLEŞME Ocak-Mayıs dönemimde yeni açılan şirket ve kooperatif sayısı 24 bin 723’le geçen yılın aynı dönemindekinin yüzde 2.6, kapananların sayısı da 4 bin 450 ile yüzde 5.3 altında kaldı. Ticaret unvanlı işyerlerinde ise çarpıcı bir durum yaşandı. Yeni açılan işyeri sayısı beş ayda 22 bin 670’le geçen yılkinin yüzde 1.8 altında kalırken, kapanan işyeri sayısı yüzde 97.4’lük bir rekor artışla 21 bin 335’e ulaştı. Böylece beş aylık dönemde şirket, kooperatif ve işyerleri toplamında yeni açılanların sayısı yüzde 2.2 gerileyerek 47 bin 393, kapananların sayısı ise yüzde 66.3 artışla 25 bin 785 düzeyinde gerçekleşti. YENİ KURULANLARIN ÇOĞUNLUĞU ÜÇ BÜYÜK İLDE Mayıs ayında yeni kurulan 4 bin 273 şirketin; bin 526’sı İstanbul, 507’si Ankara, 255’i İzmir ve bin 985’i diğer illerde bulunuyor. Geçen ay yeni kurulan 4 bin 238 ticaret unvanlı işyerinin de bin 503’ü İstanbul, 624’ü Ankara, 117’si İzmir ve bin 994’ünün diğer illerde bulunduğu belirlendi. Aynı ay kurulan şirket ve kooperatiflerin 3 bin 926’sı limited, 232’si anonim şirket, 112’si kooperatif, 2’si kollektif ve 1’i de komandit şirket statüsünde. EN ÇOK TİCARET SEKTÖRÜNDE KURULUYOR Geçen ay kurulan şirket ve kooperatiflerin; bin 230’la en büyük bölümü toptan ve perakende ticaret sektöründe faaliyet gösteriyor. Bunları, 819 yeni şirketle imalat sanayii, 618’le inşaat, 604’le gayrimenkul, kiralama ve iş faaliyetleri, 340’la ulaştırma, depolama ve haberleşme izliyor. Mayıs ayında kurulan toplam 4238 ticaret Unvanlı işyerinin de bin 672 ile en büyük bölümünün toptan ve perakende ticaret sektöründe olduğu belirlendi. hürriyet 6月13日 CARİ AÇIK %50.01 ARTTI.(EKONOMİYİ IMF'YE POLİTİKAYI AB VE ABD'YE TESLİM EDERSEN OLACAĞI BUDUR.)Türkiye'nin nisan ayında cari açığı, geçen yılın aynı ayıyla karşılaştırıldığında yüzde 50.1 oranında artarak, 3 milyar 252 milyon dolardan 4 milyar 882 milyon dolara yükseldi. Merkez Bankası, Türkiye'nin nisan ayına ilişkin ödemeler dengesi verilerini açıkladı.
Buna göre, nisan ayı itibarıyla alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, ödemeler dengesindeki dış ticaret açığı yüzde 43.6 artışla 4 milyar 864 milyon dolara yükseldi. Hizmetler dengesi kaleminden kaynaklanan net gelirlerin yüzde 25.2 oranında azalarak 480 milyon dolara düştüğü ve cari transferlerden kaynaklanan girişlerin yüzde 6.4 oranında artarak 116 milyon dolara yükseldiği gözlemlendi. Öte yandan, gelir dengesi kaleminden kaynaklanan net giderler değişmeyerek 614 milyon dolarda kaldı. Bu gelişmeler sonucunda 2008 yılının Ocak-Nisan döneminde cari açık, bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 35.2 oranında arttı ve 12 milyar 488 milyon dolardan 16 milyar 885 milyon dolara yükseldi. Hizmetler dengesi Nisan ayı tahmini veriler olmak üzere, bu yılın ilk dört aylık döneminde turizm gelirleri geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 21.9 artarak 3 milyar 757 milyon dolara, turizm giderleri de yüzde 16.2 artarak 1 milyar 93 milyon dolara yükseldi. Bunun sonucunda söz konusu dönemde, net turizm gelirleri yüzde 24.4 oranında artarak 2 milyar 664 milyon dolar olarak gerçekleşti. Doğrudan yatırımlar Doğrudan yatırımlar kalemi altında, Türkiye'deki yabancı sermayeli şirketlerin yurtdışındaki ortaklarından kullandıkları kredileri ve yurtdışında yerleşik kişilerin Türkiye'de gerçekleştirdikleri gayrimenkul alımlarını da içeren yurtdışında yerleşik kişilerin yurtiçinde yaptıkları net yatırımlar, bir önceki yılın ocak-nisan döneminde 10 milyar 158 milyon dolar olarak gerçekleşmişken bu yılın ilk dört ayında 5 milyar 336 milyon dolar oldu. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurtdışında yerleşik kişilerin Türkiye'de gerçekleştirdikleri net gayrimenkul alımlarının geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 16.3 azalarak 916 milyon dolara düştüğü tahmin edildi. Türkiye'deki yabancı sermayeli şirketlerin yurtdışındaki ortaklarından kullandıkları kredilerle ilgili olarak 51 milyon dolar net kredi kullanımı gerçekleştirildi. Yurtiçinde yerleşik kişilerin yurtdışında yaptıkları net yatırımlarla ilgili olarak, 2007 yılının ilk dört ayında net 1 milyar 335 milyon dolar tutarında yatırım yapılmışken bu yılın aynı döneminde yapılan yatırım miktarı 684 milyon dolara düştü. Sonuç itibarıyla, doğrudan yatırımlar kaleminde bu yılın ocak-nisan döneminde gerçekleşen net sermaye girişi, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 47.3 azalarak 4 milyar 652 milyon dolar net giriş gerçekleşti. 2007 yılının Ocak-Nisan döneminde 7 milyar 6 milyon dolar net sermaye girişi olan portföy yatırımlarında bu yılın ilk dört aylık döneminde 3 milyar 451 milyon dolar tutarında net çıkış gerçekleşti. cnn TÜRK MALI DÜNYA'DA PARA ETMİYOR.OECD’ye üye 30 ülke arasında yapılan karşılaştırmalı fiyat düzeyi araştırmasına göre Türkiye’den daha ucuz ülke sayısı 6’ya ulaştı. Meksika, Macaristan, Slovakya, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Güney Kore Türkiye’den daha ucuz ülkeleri oluşturuyor. OECD’nin en pahalı ülkesi ise Norveç. OECD’ye üye ülkeler içinde karşılaştırmalı fiyat düzeylerine göre en pahalı ülke Norveç olurken, en pahalı 24’üncü ülke konumuna gelen Türkiye, fiyat düzeyinde ABD’ye yaklaştı. OECD’de Türkiye’den daha ucuz ülke sayısı 6’ya çıktı. OECD’nın üye ülkeler arasında yaptığı Karşılaştırmalı Fiyat Düzeyleri araştırmasının Şubat ayı sonuçları açıklandı. Turizm hareketlerinin yanı sıra gayri menkul alımları ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları açısından da önem taşıyan karşılaştırmalı fiyat düzeylerine göre Meksika, Macaristan, Slovakya, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Güney Kore Türkiye’den daha ucuz ülkeleri oluşturdu. Norveç ise OECD’nin en pahalı ülkesi olmaya devam etti. Bu arada Türkiye’nin fiyat düzeyinde ABD’yi yakalamak üzere olduğu dikkati çekti. OECD ülkeleri içinde en yüksek fiyat düzeyi ise Norveç’te bulunuyor. En ucuz ülke olan Meksika’da 74 peso karşılığı satın alınabilen bir mal-hizmet için Norveç’te 243 peso karşılığı Norveç Kronu ödemek gerekiyor. Buna göre en pahalı ve en ucuz iki OECD ülkesi arasında yüzde üç kattan fazla fiyat farkı bulunuyor. Türkiye’de fiyatı 100 YTL olan bir mal-hizmet sepeti için ise Norveç’te 180 YTL karşılığı Norveç Kronu ödeniyor. Pahalılıkta Norveç’i sırasıyla Danimarka, İzlanda, İrlanda, İsviçre, Finlandiya, İsveç, Avustralya, Belçika, Fransa, İtalya, Lüksemburg, Almanya, Hollanda, Avusturya, Yeni Zelanda, İngiltere, Japonya Kanada, İspanya, Yunanistan, Portekiz, ABD izliyor. Bu arada Türkiye’nin fiyat düzeyinde ABD’ye yaklaştığı dikkati çekiyor. Şubat 2008 itibariyle aynı mal sepeti için Türkiye’de 100 YTL; ABD’de ise 102 YTL karşılığı ABD Doları ödemek gerekiyor. Diğer bir deyişle ABD’de 100 dolara alınabilen bir mal-hizmet için Türkiye’de 98 dolar karşılığı Türk parası ödemek yeterli oluyor. OECD’nin en ucuz ülkesi olan Meksika’da 100 pesoya alınabilen bir mal ve hizmet sepeti için Türkiye’de 135 peso karşılığı YTL ödemek gerekiyor. |
||||||||||||||
|
|