ddelibekir 的个人资料DDELİBEKİR DOST MEKANI (...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


7月30日

TÜRKİYE İDEALİNİ KAYBETTİ.

Kırbaşoğlu: Sağcı da solcu da "nasıl zengin olurum?" derdinde.

  • Türkiye idealini kaybetti -

Türkiye idealini kaybetti

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, Türkiye'de insanların davalarını kaybettiklerini belirterek, "Gençliğin içinde bulunduğu durum maalesef hiç iç açıcı değil. Gençler kitap okumuyor. Araştırmacı ve sorgulayıcı değiller. Eskiden sağcının da solcunun da iyi kötü bir ideali vardı. Şimdi ise en büyük ideal 'kısa zamanda nasıl zengin olurum?' düşüncesi" dedi.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, günümüzün küreselleşmiş dünyasında herkesin kendine özgü müstakil bir din oluşturmaya çalıştığını ifade ederek, bütün insanların yeniden ideallere sahip olması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin davasını kaybetmiş bir ülke olduğunu vurgulayan Kırbaşoğlu, "Türkiye davasını kaybetti. Türkiye'de gençliğin içinde bulunduğu durum maalesef hiç iç açıcı değil. Gençler kitap okumuyor. Araştırmacı ve sorgulayıcı değiller. Eskiden sağcının da solcunun da iyi kötü bir ideali vardı. Şimdi ise maalesef gençlerin hiçbir ideali yok. En büyük ideal kısa zamanda nasıl zengin olurum düşüncesi. Bu düşünce sadece gençlerin değil toplumun bütününe hakim olmuş durumda" değerlendirmesinde bulundu.

Hayatı boyunca, her zaman idealizmden yana olduğunu belirten Kırbaşoğlu mevcut küresel sistemin her zaman egemenlerden yana, mazlumlara karşı olduğunun altını çizerek, buradan mazlumların yararına bir şeyin çıkmayacağını söyledi.

Mevcut anlayışın ve sistemin, zenginin her yerde zengin fakirin de her şekilde fakir kalması üzerine kurgulandığını belirten Kırbaşoğlu, "Müslümanlar olarak, din ve milliyet farkı gözetmeksizin, bütün mazlumları bir araya getirecek organizasyonlar yapmalı ve gelir adaletsizliğinin ortadan kaldırılması için çalışmalıyız" diye konuştu.

Gökçen Göksal/MİLLİ GAZETE

7月22日

SABATAYCI OKULLAR VE ÜNİVERSİTELER.

ÜLKEMİZDE cemaat okulları, üniversiteleri, hayır kurumları bulunmaktadır. Meselâ:

Robert College Amerikan Evangelist misyonerlerinin okuludur.

İstanbul'daki Notre Dame de Sion Fransız Katolik okuludur.

Sabataycı cemaatin veya lobinin de okulları ve üniversiteleri vardır. Bunu inkâr etmek "Biz Atatürk okulları ve üniversiteleriyiz" demek gerçeği değiştirmez ki...

Heybeliada'daki Rum Ortodoks Ruhban Okulu'nda da baş köşede Atatürk resmi vardı. Atatürk resmî var diye o okul Atatürkçü mü olur?

Atatürk resmi olmayan bir tek İmam-Hatip okulu, İlahiyat fakültesi gösterebilir misiniz?

Evet ülkemizde Sabatay (Avdetî, Selanik dönmesi) okulları vardır. Bunların pîri Selanikli Şemsi efendidir. Şemsi efendinin asıl adı Şimon Zvi'dir. Ve kendisi gizli Sabataycı hahamıdır.

Sabataycı okulları ve üniversiteleri Atatürkçülüğe hizmet perdesi altında ne yaparlar? Sabataycılığa hizmet ederler. Kendi çocuklarını "iyi" yetiştirirler, Müslüman çocuklarını da kendilerine benzetmeye çalışırlar.

Sabataycıların Sabataycılığa hizmet etmeleri normaldir. Katolik Katolikliğe, Evangelist Protestanlığa, Bahaî Bahaîliğe, Yahudi Yahudiliğe hizmet eder.

Müslümanlar İslâm'a hizmet ederler mi? Maalesef hepsi hizmet etmez. Yahudiliğe, Nasranîliğe, misyonerliğe, Sabataycılığa hizmet eden nice Müslüman biliyoruz.

Türkiye'de Sabatay cemaatinin okul ve üniversiteleri vardır. Bu gerçeği kimse inkara yeltenmesin.

İşin vahim tarafı bu değildir. İmam-Hatip okulları ve İlahiyat fakülteleri dahil bütün Türkiye okullarında Sabataycılığın ağır baskı ve etkileri bulunmaktadır.

Bizdeki resmî millî eğitim Sabataycılığa uygun bir eğitimdir.

Resmî ideolojide haddinden fazla Sabataycılık tuzu biberi salçası bulunmaktadır.

Sabatay Sevi, Şimon Zvi, Moiz Kohen Tekin Alp ve daha nice Sabataycı ve Yahudi, modern Türkiye'nin kurucuları heyetine dahildirler.

Bir alimler, araştırıcılar ekibi kurulsa ve bunlar sağlam bilgilerin ve belgelerin ışığında son iki yüz yıllık tarihimizin ihtilallerini, darbelerini, yeniliklerini, değişimlerini inceleseler bu dediklerim gün ışığına çıkacaktır.

Tevhid-i Tedrisat devrimi "Tevhidî Tedrisat"a karşı yapılmıştır.

Sayın Kültür Bakanımız "Heybeliada Rum Ortodoks Ruhban Mektebi" mutlaka açılacaktır dedi.

Peki soruyorum: İslâm medreseleri de açılacak mıdır?

Hiç sanmam. İslâm medreselerinin açılması Sabataycılığa aykırıdır.

Yazık!.. Şu İslâm memleketinde Sabataycılar kadar hürriyet ve haysiyetimiz yok.

GENEL MÜDÜR NE YAPMALI?

BELLİ bir tarikata veya cemaate mensup bir Müslüman bir kurumun veya kuruluşun başına geçti, dizginleri ele aldı. Kendisine yetki verildi. Neler yapmalı, neler yapmamalıdır?

1. Yapacağı ilk iş: İşin ehli değilse istifa etmelidir. İş, makam, mevki, masa bir emanettir. Emanete ehil olmak gerekir. Ehil olmadığı emaneti zimmetinde bulundurmak emanete hıyanettir.

2. Ehil ise ve kurum içinde yeni bir kadro kurmak istiyorsa mutlaka ehliyetli, liyakatli, istidatlı, kabiliyetli elemanlar almalıdır.

3. Kurumun mensubu olduğu tarikatin veya cemaatin arpalığı haline getirmemelidir.

4. Müslüman kesimde ehliyetli, liyakatli, değerli elemanlar varsa bunları seçip alırken, çeşitli cemaatlere mensup olmalarına dikkat etmelidir.

5. On Sünnî eleman alıyorsa iki de ehliyetli Alevî eleman almalıdır.

6. İslâm'ı, ülkeyi bir bütün olarak ele almalı; mensubu bulunduğu parçayı bütün ile özdeşleştirmemeli; çeşitliliğe dikkat etmelidir.

7. Bütün Türkiye'yi Şucu, Bucu veya Ocu yapmak heves ve hayaline sahip olmamalıdır.

8. Her hâl ü kârda âdil, munsif (insaflı), bilge, geniş ufuklu olmalıdır.

9. "Bizim cemaat çok büyük, bizim efendi çok ulu, ötekilere aldırma..." zihniyetine sahip olmamalıdır.

Müslüman partizanlık yapmaz, nepotizm yapmaz, cemaat ve tarikat asabiyetine sahip olmaz.

Müslüman şu veya bu tarikata ve cemaate mensup olabilir ama tarikatçi veya cemaatçi olamaz.

Olgun ve akıllı Müslüman BÜTÜN'ü PARÇA'nın içine sığdırmak ve sıkıştırmak gibi akılsızlıklar, mantıksızlıklar, beyinsizlikler yapmaz.

Aksine ilmiyle, irfanıyla, hikmetiyle, tedbiriyle, ince siyasetiyle, geniş ufkuyla, sabır ve tesamuhu ile, müdarası ile âlemi kendine hayran bırakır. Böylelerinin ellerinden öpülür.

NEZİH UZEL BEY

Nezih beyin jübilesindeki konuşmamdır

TÜRKİYE'de birbirlerini tutan üç grup insan vardır. Masonlar, Mülkiyeliler (Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları) ve Galatasaraylılar.

Aslında bunların içinde Müslümanların da bulunması gerekir. Bu ayrı ve netameli bir konudur, geçelim.

İsmiyle müsemma Nezih beyefendi ile aramızda kadim bir dostluk vardır. İkimiz de Galatasaraylıyız ama dostluğumuzun temeli bu değildir. İlim, irfan, sanat, kültür, tasavvuf, medeniyet bağları bağlar bizi birbirimize.

Bendeniz Nezih beyi şöyle tanırım:

O medenî ve şehirli bir insandır.

O bir kitap ehlidir. Özel kütüphanesi ve kitapları vardır. Kitap okur, kitabı sever.

O bir sanat ehlidir. Tasavvuf musikisi ile meşgul olur, bendir vurur, ney çalar, ilahî okur.

O bir sohbet ehlidir. Kendisi ile ülfet ve ünsiyet edilir. Gıybetsiz, dedikodusuz faydalı konuşmalar yapılır meclisinde.

Nezih bey mal için, para için yaşamaz; yaşamak için az miktarda gelire ihtiyacı vardır, onu temin edince fazlasını istemez ve aramaz. Para onun için gaye değil, vasıtadır. Bu anlattığım haslet zamanımızda ne kadar önemlidir bir bilseniz.

Nezih bey kitaplar telif etmiş, Fransızca'dan tercümeler yapmıştır. Ne mutlu kültüre, ilme, irfana katkıda bulunanlara.

Nezih bey kerem ve mürüvvet sahibidir. İmkanı olduğu zaman ahçı tutup dostlarına ve yaranına ziyafet verdiği günleri hatırlıyorum.

Nezih beyin devlethânesinin kapıları ehl-i irfana her zaman açık olmuştur.

Nezih bey her zaman mütebessimdir, hiçbir zaman abusu'l-vecih olmamıştır.

Nezih beyin kadr ü kıymeti bilinmiş midir? Maalesef bilinmemiştir. Vefalı toplumlar, kabiliyetli fertlerine hizmet ve faaliyet imkanı sağlar. Bu imkanlar Nezih beye sağlanmış mıdır?

Marifet iltifata tâbidir

Müşterisiz metâ zâyidir

Nezih bey için jübile tertipleyenlere teşekkür ediyorum.

BEYOĞLU'NDA GEZERKEN

SULTANAHMET'ten tramvaya bindim, Karaköy'de indim. Tünel ile Beyoğlu'na çıktım. Galatasaray'a doğru yürüyorum. İstanbul'un en lüks ve oldukça pahalı pastahanesi Markiz yemek vermeye başlamış. Vitrininde yazılı, çorba 1,5 lira. Gözlerime inanamadım... Nereden nereye...

Biraz ilerledim, sağ tarafta halka halinde büyük bir kalabalık, ortada sarıklı bir kimse sema yapıyor. Evet Mevlevî seması. Ne olur ne olmaz diye fazla yaklaşıp da yakından bakamadım.

Böyle bir şey 1930'larda olsaydı, yer yerinden oynardı. Ertesi gün Nadir Nadi'nin Cumhuriyet'i manşet atar, mürteciler (gericiler) gemi azıya aldı, Beyoğlu'nda tarikat seması yaptı... Gazi Mustafa Kemal Paşa özel trenle Ankara'dan İstanbul'a gelir, özel mahkeme kurulur, sorgu esnasında semacının çarpık kemikleri düzeltilirdi...

Yürüyorum... Zengin fakir halkın kıyafeti dökülüyor. Açıklar bir türlü, kapalılar bir türlü. Pembe giysiler içinde, saçlarını deve hörgücü gibi topuz yapmış, üzerine rengarenk bir eşarp bağlamış genç kızlar, yanlarındaki erkeklerle el ele tutuşmuşlar yürüyorlar.

Galatasaray'a geldim. Eyvah!.. Aslı Han kapalı. Boş zamanlarımda okumak için eski Sélection ve Historia dergileri alacaktım. Avrupa Pasajı'na girdim. Antikacı dostumdan nefis ciltli "Rusya ve Doğu" adında Fransızca bir kitap ile iki küçük Çin porseleni aldım. Kitabın sonunda Deli (Büyük Petro'nun) vasiyetnamesi var. Bir de Saint Saëns'ın Samson ve Dalila operasından bir şarkının notalarını aldım. Üzerinde Osmanlıca nefis hatlar var. Hattat Halim efendinin kaleminden... "Darülelhan Külliyatı (Sülüs)... Sen Sans (Divanî)... vs" Eskiden kitap isimlerini, resmî daire tabelalarını, haritalardaki yazıları büyük hattatlara yazdırırlarmış. Hepsi de birer sanat şaheseri olurmuş.

Boğazkesen caddesinden Tophane'ye indim. Yolda, Şifa fırınından nefis bir köy ekmeği aldım, tramvayla eve döndüm.

Beyoğlu'ndaki iyi şeyler: Eski güzel binalar restore ediliyor... Çok güzel kafeler açılmış... Avrupa'dakilere benzer büyük ve zengin çeşitli sahaf dükkanları...

Taksim'den Tünel'e sel gibi akan kalabalık nafile... Beyoğlu'nda 1945'ten 1952'ye kadar yedi sene okudum. Eskiden İstiklal Caddesi'nde beyefendiler, hanımefendiler, küçük beyler, küçük hanımlar dolaşırdı. Elbiseler ütülü, gömleklerin yakaları kolalı, ayakkabılar pırıl pırıl cilalı. Beyoğlu halkının yarısı Rumca konuşurdu. Efharisto poli... kala... ena triya tesera pende... ena deka... Altmış yıl öncesinden kalmış hatıralar, bilmem doğru yazabildim mi?

Beyoğlu'nda oturan seçkin Rum, Ermeni, Yahudi, Frenk vatandaşların evlerinde güzel şahsî kitaplar vardı. Bunların hepsi pazara düştü. Bugün antikacıdan aldığım kitap da Arsen isminde bir Ermeninin terekesinden çıkmış...

MEHMET ŞEVKET EYGİ/MİLLİ GAZETE

1月15日

2008'İ NE KADAR HATIRLIYORSUN?

Bir yanda batan bankalar, iflas eden ülkeler, ayaklanan halklar... Diğer yanda devlet başkanlarına atılan pabuçlar, 2008e damga vuran olayları hatırlıyor musunuz?
 

Bir yanda batan bankalar, iflas eden ülkeler, ayaklanan halklar... Diğer yanda devlet başkanlarına atılan pabuçlar, bebeğinin babasını açıklamayan hamile bakanlar, milyon dolarlık boşanmalar, müthiş bir gösteriyle açılan Pekin Olimpiyatları... 2008’e damga vuran olayları hatırlıyor musunuz?

1 -Yunanistan’da 6 Aralık’ta anarşistlerin şiddet olaylarıyla başlayıp tüm ülkeye yayılan protesto gösterilerinin tetiğini polisin hangi eylemi çekti?

a Selanik’te üniversiteye baskın

b Girit’te öğrencilerin tutuklanması

c Atina’da bir gencin vurulması

2 - Yükselen gıda ve petrol fiyatları, gelişmekte olan birçok ülkede büyük olaylara neden oldu. Mısır, Yemen, Kamerun ve Somali’de can alan protestolar özellikle hangi aylarda yapıldı?

a Mart-Nisan

b Temmuz-Ağustos

c Ekim-Kasım

3 -Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, ülkesinde "Çalınmış Kuşaklar" diye anılan hangi yerli azınlıktan 13 Şubat’ta resmen özür diledi?

a Kızılderililer

b Aborjinler

c Eskimolar

4 - İsrail Başbakanı Ehud Olmert, ağustos ayında neden görevi bırakmaya zorlandı?

a Yolsuzluk soruşturması

b Seks skandalı

c Sağlık durumu

5 - Avrupa Birliği’ni daha merkezi bir yapıya kavuşturacak Lizbon Antlaşması hangi ülkede yapılan referandumda reddedildi?

a Estonya

b İrlanda

c İzlanda

6 - "Sarayda oturup durmaktan iyidir" diyerek Afganistan’da savaşmaya giden İngiliz prensi kimdi?

a Prens William

b Prens Charles

c Prens Harry

7 - Küba’da Devlet Başkanı Fidel Castro, koltuğunu şubat ayında hangi kardeşine bıraktı?

a Raul Castro

b Ramon Castro

c Roberto Castro

8 - Osmanlı’nın İçişleri Bakanı ve gazeteci Ali Kemal Bey’in hangi büyük torunu, mayısta Londra Belediye Başkanı seçildi?

a John Allison

b Boris Johnson

c Ali Cansun

9 - Çinliler, Pekin Olimpiyatları’nın açılışı için neden 08.08.2008 tarihini seçti?

a Çin Yeni Yılı 8 Ağustos’ta başlar

b 8 Ağustos, Pekin’in fetih yıldönümü

c Çin kültüründe en uğurlu rakam 8’dir

10 -Çin’in 25 Eylül’de uzaya gönderdiği, ABD ve Rusya’dan sonra ilk insanlı uçuşu gerçekleştiren ülke olmasını sağlayan Şenzu 7 mekiğinin ismi ne anlama geliyor?

a Tanrıların Arabası

b Nuh’un Mekiği

c Kutsal Taşıt

11 -Uzayda ilk namazı kılan astronot Şeyh Muzaffer Şükür hangi ülke vatandaşı?

a Malezya

b Mısır

c Pakistan

12 -ABD yetkilisi Felix Batista, Meksika’da silahlı bir grup tarafından kaçırıldı. Batista’nın uzmanlık alanı neydi?

a Uyuşturucuyla mücadele

b Kaçırma eylemleriyle mücadele

c Yasadışı göçle mücadele

13 -Hangi ülke monarşiyi mayıs ayında lağvedip demokrasiye geçti?

a İspanya

b Moğolistan

c Nepal

14 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hangi lider için, "Onu iki testisinden asmak lazım" dedi?

a Gürcü lider Saakaşvili

b ABD Başkanı Bush

c Libya lideri Kaddafi

15 -Somalili korsanlar, hangi körfezde yıl boyunca gemi kaçırıp dehşet saçtılar?

a Biskay Körfezi

b Aden Körfezi

c Saros Körfezi

16 -Çin’de mayıs ayında en az 70 bin can alan ve tarihin en ölümcül 19’uncu depremi olan 7.9 büyüklüğündeki yer sarsıntısı, ülkenin güneyindeki hangi eyalette oldu?

a Hunan

b Sincan

c Siçuan

17 - Hangi şirket 15 Eylül’de ABD tarihinin en büyük iflasını ilan etti?

a Lehman Brothers

b Morgan Stanley

c General Motors

18 - "Barack Obama’nın kazanması, sosyalizmin zaferi anlamına gelir" diyen ve ABD seçimlerinde Cumhuriyetçilerin yıldızı olan "sokaktaki vatandaş" kimdi?

a Marangoz John

b Muslukçu Joe

c Vaftizci Yahya

19 - ABD’nin ilk siyah başkanı seçilen Barack Obama’nın göbek adı ne?

a Hussein

b Ibrahim

c Hassan

20 -Hangi devlet adamı, kendisini temsilen bir kara büyü bebeği piyasaya çıkınca paniğe kapılıp mahkemeye koştu?

a George W. Bush

b Kostas Karamanlis

c Nicolas Sarkozy

21 - ABD Başkanı George W. Bush’a basın toplantısı sırasında ayakkabı fırlatıldığında, Bush’un yanında kim vardı?

a ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice

b İrlanda Başbakanı Brian Cowen

c Irak Başbakanı Nuri el Maliki

22 - Fas asıllı Fransa Adalet Bakanı Rachida Dati’nin 9 aylık bebeğinin babası hala belli değil. Baba adayları arasında hangisi yok?

a İspanya eski başbakanı Jose Maria Aznar

b İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi

c Fransız milyoner Henri Proglio

23 - Aşağıdaki sanatçılardan hangisi bu yıl ölmedi?

a Hollywood aktörü Paul Newman

b Kırgız edebiyat devi Cengiz Aytmatov

c İtalyan tenör Luciano Pavarotti

24 -Aşağıdaki siyasetçilerden hangisi bu yıl ölmedi?

a Pakistan eski başbakanı Benazir Butto

b Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos

c Avusturyalı ırkçı lider Jörg Haider

25 - Eski Beatles Paul McCartney mart ayında eşi Heather Mills ile anlaşarak boşandı. McCartney eski karısına ne kadar tazminat verdi?

a 3.85 milyon dolar

b 38.5 milyon dolar

c 385 milyon dolar

26 - 2007, "Uluslararası ...... Yılı" olarak kutlandı. Boşluk, hangisiyle doldurulursa yanlış olur?

a Barış

b Kurbağa

c Patates

27 - Floridalı Abraham Biggs (19), intiharını internette canlı olarak yayınladı. Biggs hangi siteyi kullandı?

a Justin.tv

b Liveleak

c Youtube

28 - Hangi meyvenin ereksiyon ilaçlarıyla aynı fizyolojik etkilere sahip olduğu bu yıl kanıtlandı?

a Keçiboynuzu

b Kavun

c Ananas

29 - Vanity Fair Dergisi’ne 15 yaşında çıplak poz veren hangi çocuk yıldız, bu yıl internette en çok aranan 10 isimden biri oldu?

a Lindsay Lohan

b Daniel Radcliffe

c Miles Cyrus

30 - 84 yaşındaki Nijeryalı Muhammedu Bello Masaba’nın, azami dört eş öngören şeriat kurallarını çiğneyerek kaç kadınla evlendiği ortaya çıktı?

a 16

b 46

c 86

31 - Cumhuriyetçi Parti’den California Valisi olan Arnold Schwarzenegger, gelecekte başkan olmak istediğinin işaretini verdi. Ancak ABD doğumlu olmadığı için yasal değişiklik olmazsa böyle bir şansı yok. Terminatör, hangi ülkede dünyaya geldi.

a Japonya

b Kenya

c Avusturya

32- İsrail’in Gazze Şeridi’ne Aralık sonunda düzenlediği hava harekatının kod adı ne?

a Çöl Tilkisi Operasyonu

b Dökme Kurşun Operasyonu

c Fırtına Harekatı

Cevaplar:

1-C   2-A   3-B   4-A   5-B   6-C   7-A   8-B   9-C   10-C   11-A   12-B   13-C   14-A    15-B   16-C   17-A    18-B   19-A  20-C  21-C    22-B   23-C    24-A    25-B    26-A   27-A    28-B   29-C   30-C   31-C    32-B

 

Hürriyet

11月25日

MEB ÖDEV SİTELERİNİ KAPATIYOR.(NİHAYET UYANDILAR.E GÜNAYDIN.)

 
MEB, öğrencilerin hazır bilgi ve belgelere ulaşmasını engellemek için ödev sitelerinin tamamını kapattırıyor.
 
Ödev sitelerini mercek altına alan Milli Eğitim Bakanlığı, 'Kopyala yapıştırcı' öğrenciye zayıf not ve disiplin cezası uygulayacak. O siteler de engellenecek.

Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencilerin ödev ve araştırmalarında son dönemde sıkça başvurduğu "internetten kopyala-yapıştır" yöntemine karşı harekete geçti.

Okul yönetimleri ve öğretmenlerden gelen şikayetlerin artması üzerine internet üzerinden ödev hazırlayan öğrencilerle ilgili yaptırımlar uygulanmaya hazırlanıyor. Bakanlık internetten ücretli yayın yapan ödev sitelerinin hukuki yapısını da incelemeye aldı.

Yapılan incelemede ödev sitelerinde binlerce konuda her türlü ödevin bulunduğu belirlendi. Bakanlığın uygulamayı düşündüğü yaptırımlar arasında, sitelerden emek harcamadan ödev satın aldıkları belirlenen öğrencilere zayıf not verilmesi ve "kopyala-yapıştır" yöntemini alışkanlık haline getirenlere yönelik disiplin cezası verilmesi de yer alıyor.

Bakanlık ayrıca sayıları yüze yaklaşan "hazır ödev" siteleriyle ilgili hukuki inceleme de başlattı. Bakanlık hukuki inceleme sonunucuna göre bu sitelere erişimin engellenmesi için gerekirse mahkemelere dava da açacak.

TEMBELLİĞE ALIŞIYORLAR

MEB yetkilileri, "hazır ödev" sitelerinin öğrencileri tembelliğe alıştırdığını belirterek şunları söylediler: "Ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Bu konuda öğretmenlere büyük sorumluluk düşüyor. İşin ilginç yanı, öğretmenler de internete girip, kendi yapmaları gereken planları kopyaladılar önce. Daha sonra da öğrencilere yönelik ödev siteleri ile kolaycılık ortaya çıktı. Burada asıl sorun etik ilkeler ve öğrencilerin tembelliğe sevk edilmesidir."

GOOGLE KARŞI ÇIKMIŞTI

Dünyaca ünlü arama motoru "Google", tüm dünyada öğrencilere hazır ödev ve tez pazarlayan sitelerin ilanlarını kabul etmeyeceğini açıklamıştı. Ödev siteleri Türkiye'de yıllık 20 YTL ile 30 YTL arasında ücretlerle hizmet veriyor. Ödev sitelerinde her dersin konusuyla ilgili ayrıntılı ödevler, çok sayıda kitabın özeti, araştırma projeleri bulunuyor.
Akşam

TÜRKİYE'DE ÖĞRETMEN OLMAK.

 
Dün öğretmenler günüydü ! Gelin Rıza öğretmenin nasıl geçindiğine bir şahit olun..
 

Geleceğin mimarı olacak çocukları yetiştiren öğretmenler parasızlıktan bunalıyor. 30 yıllık bir öğretmen Zeyrek, ek ders ücretleriyle birlikte 1600 YTL maaş alıyor, çocuklarının eğitiminde zorlanıyor.

Rıza Zeyrek 30 yıllık Türkçe öğretmeni. Öğretmenlik hayatında neredeyse gitmediği yer kalmamış. Kars’ın Doyumlu köyünde vekil öğretmen olarak başlayan meslek hayatı Düzce’nin Çakıribrahim köyüne, Siirt’in Baykan ilçesi Atabağı köyüne sonra da Batman’a kadar uzamış. Zeyrek mesleğinin son yıllarındra İstanbul’a gelebilmiş. Şimdi Koşuyolu Cenap Şahabettin İlköğretim Okulu’nda sınıf öğretmenliği yapıyor. Rıza Zeyrek, Türkiye’de öğretmen olmayı VATAN’a anlattı.

 

KİRA 600, BORCUM MAAŞIM KADAR:

16 yaşında Mertcan ve 14 yaşında Ezgi isminde iki çocuğum var. Eşim Songül evhanımı. Oturduğum ev kira. Ek ders ücretleriyle birlikte 1600 YTL maaşım var. Bu paranın 600 YTL’si kiraya gidiyor. Geriye kalan bin lirayla mutfak, eğitim, elektrik, su, ısınma aklınıza gelen her türlü temel ihtiyacı gidermeye çalışıyoruz. Ancak tahmin edeceğiniz gibi yetmiyor. Şöyle anlatayım: Elektrik 40 YTL, su 70 YTL, telefon 30 YTL, ısınma geçen yılki tutar 200 YTL, çocukların servis parası 270 YTL ve okul harçlıkları 120 YTL. Mutfak masraflarımızı kredi kartıyla gideriyoruz, maaşım kadar kredi kartı borcum var.

HÂLÂ DOĞALGAZ YAKMADIK:

Havalar soğudu ama hâlâ doğalgaz yakmadık. Siz geliyorsunuz diye bugün ilk kez yaktık. Kışın da bizim evde 24 saat doğalgaz yanmaz. Çocukların okuldan dönüş saatinde doğalgaz yakılır. Akşam 24.00’de yatarkan kapatılır. 3 yıldır giyime para vermiyorum. Bir takım elbise 280 YTL. Şunu bilin ki öğretmenlerin yüzde 80’i tüketici kredisiyle geçiniyor.

İKİNCİ İŞ ARIYORUM:

24 Kasım 1928 Atatürk’ün öğretmenlere aydınlanma sürecinin başlangıcı olarak bıraktığı bir tarihtir. Ancak 12 Eylül’de yüz bini aşkın öğretmenin sorgudan geçirildiğini unutmamak gerekir. Almanya’da bir öğretmen Türkiye’deki bir öğretmenin 4 katını, Yunanistan’da 3.5 katını alıyor. İki senedir cumartesi ve pazar günleri bir açıköğretim dershanesinde öğretmenlik yapıyorum. Bu sene henüz öğrenci olmadığı için çağırılmadım. Evin ihtiyaçlarını karşılamak için ikinci bir iş olacak mı kaygısını taşıyorum. Ekonomik kriz yok diyorlar. Ülkeyi yönetenler ekonomik krizi bir de öğretmenlere sorsunlar.

ÇOCUKLARIM SIKINTI ÇEKİYOR

“Hükümet bize 2009’un ilk 6 ayında yüzde 4 zammı reva görüyor. Şu gördüğünüz laptop okulun bilgisayarı. Akşamları çocuklara ödevleri için kaynak bulmak için eve getiriyorum. Sinemaya, tiyatroya gitmek bu toplumda en çok öğretmenin hakkı. Bilgi ve kültürü eğer biz vermezsek bu çocuklar kimden alır. Ama öğretmenler ne sinemaya ne tiyatroya gidiyor. Açıkçası ben oğluma istediği spor ayakkabıyı alamamanın sıkıntısını yaşıyorum. Kızım lise 1’e oğlum lise 3’e gidiyor. Gelecek yıl Mertcan ÖSS’ye gireceği için onu dershaneye gönderdim. Ama Ezgi’yi maalesef gönderemedim.

TÜRKİYE DİPTE

Türk Eğitim-Sen Türkiye’deki öğretmenlerle OECD ülkelerindeki öğretmenlerin maaşları arasında derin bir uçurum olduğunu ortaya koyan bir araştırma da yaptı. OECD’ye göre ilköğretimde göreve yeni başlayanlar ile en üst düzeyde görev yapan öğretmenlerin yıllık geliri dolar olarak şöyle:

- Danimarka

35.368

39.898

- İngiltere

29.46

43.058

- Fransa

23.317

46.28

- Almanya

40.277

52.259

- Lüxemburg

50.301

102.519

- Hollanda

32.494

47.125

- Avusturya

27.649

54.914

- Yunanistan

26.262

38.525

- Japonya

26.256

62.645

- Kore

30.528

84.263

- Türkiye

12.150

14.086

- Ortalama

27.828

46.290

‘BARİ BUGÜN İÇİN İKRAMİYE VERİN’

Türk Eğitim-Sen, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir anket çalışması gerçekleştirdi. Türkiye genelinde 2 bin 178 öğretmen üzerinde gerçekleştirilen anketten göze çarpan sonuçlar şöyle:

- Öğretmenlerin geliri 1000-1500 YTL arasında.

- Öğretmenlerin yüzde 72’si ek iş yapıyor.

- Yüzde 40.7’sinin kendisine ait otomobili yok.

- Öğretmenlerin yüzde 56.7’si kirada oturuyor.

- Yüzde 76.2’si banka kredisi kullanıyor.

- Yüzde 62.8’i gazete okumuyor.

- Yüzde 38.2’si çocuklarına iyi bir gelecek hazırlayamamaktan endişe ediyor.
- Öğrencilerin tutum ve davranışlarından endişe edenlerin oranı ise yüzde 12.

Anketi değerlendiren Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk “Krizin günlük hayatımızda etkisini hissettiğimiz bugünlerde, öğretmenlerimiz de ekonomik yönden ayakta kalma savaşı vermektedir. Umuyoruz ki, bu kez 24 Kasım öğretmenlerin sesine kulak verildiği, taleplerinin dikkate alındığı bir dönemin başlangıcı olur. Talebimiz, Öğretmenler Gününde eğitimcilere bir maaş tutarında ikramiye verilmesidir” dedi.

 HABERDEM_

11月19日

HAFIZAMIZI GÜÇLENDİRME YOLLARI.

 
Hafızamızı güçlendirmeye ve çalıştırmaya ihtiyacımız var. Beynimiz bize boş yere verilmemiş. Beynimizin çok cüzi bir bölümünü çalıştırdığımızı düşünecek olursak, bize çok iş düştüğünün de farkına varabiliriz. Ne kadar hafıza o kadar çalışma inşallah.
Her şeyin aksini yapın
Bu ifade ile kastedilen günlük yaşantımızda alışageldiğimiz ve yatkın olduğumuz davranışları değiştirmenizdir. Diğer bir deyişle, her zaman kullandığınız elle yapmaya alıştığınız yazı yazma, telefon numaralarını tuşlama gibi basit davranışları diğer elinizle yapınız veya çayınızın şekerini karıştırırken kaşığı her zaman çevirdiğinizin aksi yönde çevirin. Hayatınızda rutin olan ve aksi yönde yapılması mümkün olan her şeyi bu şekilde değiştirin. Bu sayede rutin alışkanlıklarınızı kontrol altına almış ve beyninizin kullanmadığınız bölümlerini harekete geçirmiş olursunuz.
Çocukluğunuza inin
Çocukların ne kadar meraklı olduğunu hepimiz biliriz. Sürekli çevrelerindeki dünyayı keşfetmeye çalışırlar ve önemli önemsiz tüm ayrıntılarla ilgilenirler. Bu arada tüm duyu organlarını kullanmayı da ihmal etmezler. Sizlere düşen çocukluğunuzda bıraktığınız bir alışkanlığa geri dönüp duyularınızı yeniden eskisi gibi dinamik bir şekilde kullanmak. Hayattan daha fazla zevk almanızın yanı sıra, duyu organlarınızı daha yoğun kullanmakla hafızanızı da şaşırtıcı bir şekilde güçlendirmiş olursunuz.
Harflerle dans edin
Karalamakta sakınca görmediğiniz bir yazıyı (bir gazete kupürü olabilir) sakin bir ortamda karşınıza alın. Yazıyı baştan sona, yazıda anlatılanlarla fazla ilgilenmeden, gözünüzle tararken çift yazılmış harfleri (örneğin; Bakkal, Umman) bulmaya çalışın. İsterseniz bir kalemle bulduğunuz bu harf çiftlerinin altını da çizebilirsiniz. Sonra aynı kelime içinde geçen harf çiftlerini bulmaya çalışın. (Örneğin, madam, taşıt). Bunlara benzer kurallar belirleyerek bu egzersizi düzenli olarak yapın. Konsantrasyon gücünüzün ne kadar geliştiğini ve bunun hafızanıza olan olumlu etkisini kısa sürede hissedeceksiniz.
Hayatınızı sorgulayın
Kendinize sürekli yakın veya uzak geçmişle ilgili sorular sorun. Dün akşam yemekte ne yediğinizi, arkadaşınızı en son ne zaman ve nereden aradığınızı ve benzeri konuları sıklıkla hatırlamaya çalışın. Bu sayede hafızanızı sürekli tetikte tutmayı başarabilirsiniz.
Çaprazlama hareketler yapın
Bu egzersizi yaparken çevrenizde başka insanların olmamasında fayda var. Yoksa sizin delirdiğinizi düşünebilirler. Egzersiz kısaca şöyle: Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde sayın. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle sağ dizinize sonra da sol elinizle sol dizinize dokunmaya çalışın. Bacağınızı indirirken ise kolunuzu baş hizanıza kadar kaldırın. Bu hareketleri günde birkaç defa tekrarlayın. Bunu yaparken sadece kan dolaşımınız hızlanmaz, aynı zamanda koordinasyon ve hatırlama yeteneğiniz de artar. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını da eş zamanlı olarak kullanmış olursunuz.
Hayali bir resim çizin
Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Kendinizi bildiğiniz ünlü bir ressamın yerine koyun. Bu çizim hareketleri yorgun zihninizi hemen canlandıracak ve beyni olumsuz etkileyen stresi de etkili bir biçimde yok edecektir.
Kelime oyunları oynayın
Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakada bulunan harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece sadece şıkışık trafiğin eğlenerek çabuk geçmesini sağlamaz, aynı zamanda kelime haznenizi geliştirir ve beyninizi canlandırırsınız. Bu alıştırma acil plaka ezberlemeniz gerektiği durumlarda çok işinize yarayabilir.
Sembolleri kullanmayı öğrenin
Daha çok alışverişlerde alınacakların listesini unutmamak için kullanabileceğiniz bir egzersiz. Ayrıntıları ise şöyle: Bunun için önce kalem ve kağıt alın. Kağıdın üzerine bir tane mum, bir kuğu, üç kollu bir kaktüs, dört yapraklı bir yonca, beş parmaklı bir el, bir fil, sola dalgalanan bir bayrak, bir yumurta, bir pipo, davul yanında duran bir adam, iki deniz feneri ve bir saat çizin. Her resim bir sayıyı sembolize edecek şekilde numaralarla eşleştirin. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. (Örneğin; mum bire, kuğu ikiye, kaktüs üçe karşılık gelebilir.) Bu sıralamaya hakim olduğunuzda, sembollere aklınızda tutmanız gereken bir listeyi yükleyebilirsiniz. Eğer bu bir alışveriş listesi ise, mumun süt şişesinin üzerinde durduğunu, kuğunun boynunda portakal filesinin asılı olduğunu hayal edebilir bu sayede listeyi daha kolay hatırlayabilirsiniz. Bu alıştırma yardımıyla zihninizde listeler oluşturmayı daha kolay başarabilirsiniz.
Geçmişinizi hatırlayın
Geçmişinizdeki insanları ve olayları tüm ayrıntılarıyla hatırlamaya çalışın. Örneğin, ilkokulda en yakın arkadaşınızı hatırlarken, birlikte hangi oyunları oynadığınızı, babasının mesleğini, evlerinin bahçesindeki ağaçları ve aklınıza gelen tüm detayları hatırlamaya çalışın. Bu sayede kişilerle ilgili hafızanızı güçlendirebilirsiniz.
Oto hipnoz yapın
Stresin, hafızanın en büyük düşmanlarından biri olduğunu asla aklınızdan çıkarmayın. Bu nedenle, özellikle stresli anlarınızda kendinizi telkin etmeyi ve kulağınıza güzel bir şeyler fısıldamayı alışkanlık haline getirin. Örneğin; "Heyecanlanmama gerek yok, ben çok iyi çalıştım.", "Bu işi hak ediyorum.", "Üniversiteyi mutlaka kazanacağım." gibi ifadeler bu işe yarayabilir. Bu güzel düşünceler neşenizi yerine getirmekle kalmayacak hafızanızı da hızla eski performansına döndürecektir. Eğer bu telkinleri her gün sürdürebilirseniz hafızanızın nasıl geliştiğine siz de şaşıracaksınız.
Gidip de dönmeyen 3 şey
* Hayatta bir kez gittiğinde "asla" geri dönmeyen 3 şey nedir?

1-zaman
2-sözcükler
3-fırsatlar
* Hayatta hiç emin olunmayacak 3 şey nedir?
1-düşler
2-başarı
3-zenginlik
* Hayatta insanı mahveden 3 şey nedir?
1-korkaklık
2-gurur
3-öfke
* Hayatta insanı geliştiren 3 şey nedir?
1-azim
2-bilgi
3-samimiyet
* Hayatta hiçbir zaman kaybedilmemesi gereken 3 şey nedir?
1-barış
2-umut
3-itibar
* Hayatta en değerli 3 şey nedir?
1-sevgi
2-merhamet
3-iman
11月14日

ÖSS TESTLERİ DEĞİŞİYOR.(BİZDEKİ EĞİTİM YAP-BOZ TAHTASI)


Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı, ortaöğretimde eğitim süresinin 4 yıla çıkarılması ve haftalık ders çizelgesindeki değişikliklere paralel olarak 2009-ÖSS'deki testlerin kapsamlarını yeniden belirledi.

ÖSYM'den yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkçe testindeki ''Türkçe'yi kullanma gücü ile ilgili sorular''ın ve Matematik testindeki ''Matematiksel ilişkilerden yararlanma gücüyle ilgili sorular''ın yüzde yüz olan payında değişiklik yapılmadı.

Sosyal-1 testinin ''Sosyal bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular'' bölümünde de değişikliğe gidilmedi. Bu kapsamdaki sorularda Tarih yüzde 43, Coğrafya yüzde 34, Felsefe yüzde 23 oranında kaldı.

Fen-1 testindeki ''Fen bilimlerindeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular''ın Fizik sorularının payı yüzde 43'den yüzde 33.3'e indirildi, Kimya sorularının payı yüzde 30'dan yüzde 33.3'e, biyoloji sorularının payı ise yüzde 27'den yüzde 33.3'e çıkarıldı.

Edebiyat-Sosyal testindeki Psikoloji soruları Sosyal-2 testine dahil edildi. Edebiyat-Sosyal testinin Türk Edebiyatı-Dil ve Anlatım sorularının oranı yüzde 57'den yüzde 67'ye, Coğrafya sorularının oranı yüzde 27'den yüzde 33'e yükseltildi. Bu testteki Coğrafya soruları Türkçe-Matematik alanında okutulan Coğrafya dersinin konularıyla sınırlı olacak.

Sosyal-2 testinin Tarih (Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dahil) oranı yüzde 43'den yüzde 44'e çıkarıldı, Coğrafya sorularının oranı yüzde 23'den yüzde 17'ye, Sosyoloji soruları yüzde 17'den 13'e, Mantık soruları yüzde 17'den yüzde 13'e indirildi. Edebiyat-Sosyal testindeki Psikoloji soruları Sosyal-2 testine alındı. Edebiyat-Sosyal bölümünde yüzde 16 olan Psikoloji sorularının oranı Sosyal-2 testi içinde yüzde 13 olarak belirlendi.

Matematik-2 testine Analitik Geometri soruları eklendi. Bu soruların test içindeki oranı yüzde 10 oldu. Bu test içindeki Matematik sorularının oranı yüzde 70'den yüzde 60'a indi, Geometri sorularının yüzde 30'luk oranı aynı kaldı.

Fen-2 testindeki Fizik sorularının oranı yüzde 43'den yüzde 33.3'e indirildi. Kimya soruları yüzde 30'dan yüzde 33.3'e, Biyoloji sorularının oranı ise yüzde 27'den yüzde 33.3'e yükseltildi.
_Haber61

BU KAFAYLA SÖZDE BİLİM ADAMI OLMUŞ. KAFASIZ HABERİ YOK.


Boğaziçi Üniversitesi eski rektörü Prof. Semih Tezcan, "eğitim özgürlüğü" kavramına bile tahammül edemedi.

Boğaziçi Üniversitesi rektörü Prof. Kadri Özçaldıran'a ve hocalara bir mektup gönderen eski rektörlerden Semih Tezcan başörtüsü yasağını savunurken inanılmaz gerekçelere sığındı. B.Ü de görülen kısmi özgürlük havasını içine sindiremeyen Tezcan rektörü hem uyardı hem de adeta ihbar etti.

Mektubunda, başörtüsü ile okuma özgürlüğünü tartışılmasına bile tahammül edemeyerek bunun artık anayasa mahkemesi kararıyla tartışma dışı kaldığını savunan ve yasakların uygulanmamasından şikayet eden eski rektör, eğitim özgürlüğü, fırsat eşitliği gibi kavramlarla da adeta alay etti.

Mektupta, Tezcan'ın yasağı savunma gerekçesi ise bir zihniyetin bakış açısını vermesi bakımından tam ibretlik: "Bu kızların başörtülü okumalarına izin verilirse, doktor, avukat olurlar."

Bir zamanlar Boğaziçi Ünvirsitesi'nin rektörlüğünü de yapan bir üniversite hocasının ibretlik yasak savunmasını ele veren elektronik postanın metni.

"Sayın Rektörüm :

Üniversitemizin kırkiki yıllık bir mensubu olarak, başörtüsü ile ilgili görüşlerimi sizlere iletmek istedim. Ayıracağınızı umduğum beş, altı dakikanız için içtenlikle teşekkür ederim : 
 
'Üniversitelerde Başörtüsü' tartışmasız yasaktır !

Üniversitelerde başörtüsü (†) ile derse girmek kesinlikle yasaktır. Çünkü, Anayasa Mahkemesinin aldığı her karar herkesi bağlar. Meclisimizi de bağlamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızı, Başbakanımızı ve hatta Sayın Rektörümüzü de bağlamıştır. Artık, bu konu hiç kimsenin hiçbir şekilde tartışmasına ve tefsirine mahal bırakmayacak kadar kesindir. Üniversiteye ve özellikle binalara, derslere, laboratuarlara başörtüsü ile girilemez. 

Üniversitemizde bir önceki dönem ?

Çok sevdiğimiz ve saydığımız bir önceki Rektörümüz, yasalara ve özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı olarak, kampusa ve derslere başörtüsü ile girilmesini sessizce serbest bırakmıştı. 

Ne var ki, YÖK'ten ve Cumhurbaşkanlığı'ndan müteaddit kereler takibata maruz kalmış ve ihtar almış olduğunu basından öğrenmiştik. Bir önceki çok sevdiğimiz ve saydığımız Rektörümüzün demokrasi, kişi hürriyeti ve özellikle başörtüsü konusunda birçoğumuzdan farklı düşünmesini hoş karşılarız. Ancak, Üniversite'de kişisel görüşler değil, yasal ve anayasal görüşler uygulanır. İdareci olduğunuz zaman; "Bu kanunlar ve anayasal görüşler bana uymuyor" diyerek kişisel görüşlerin ışığında uygulama ve müsamaha yapılamaz. Yapmak isterseniz 'yasal olmayı' değil, 'idareciliği' bırakmanız gerekir. Yasaların gereğini, kişisel müsamahanız ile hasıraltı edemezsiniz. 

Üniversitemizde şimdiki dönem !

Üniversitemizin açıldığı 22 Eylül 2008 Pazartesi günü çok sevdiğimiz ve saydığımız siz Rektörümüzün talimatı ile, başörtülü kız öğrenciler, bir süre kapılardan içeri sokulmadı. Aman ne hoş ve ne güzel ! 'Hoşgörü' , 'müsamaha', 'kişisel özgürlük', 'eğitim özgürlüğü' v.b. kişisel düşünceler yerine Anayasa Mahkemesi kararları uygulanıyor dedik !  

Alkışlarımız anayasal sorumluluk bilincinde olan, siz sevgili ve saygıdeğer Rektörümüz ve Yönetimi içindi. Fakat, daha akşam paydos zamanı gelmeden, yasak delindi. Başörtülü öğrenciler, "kampuse türbanla girmenin doğurabileceği hukuki sonuçları kabul ediyorum" şeklinde bir dilekçe imzalayınca içeri alındılar ve derslere girdiler.  Bu uygulama yanlıştır.

Çünkü ; 

İdareciler seyirci değil, uygulayıcı ve yöneticidir.  Hukuku bilir ve uygular. Hukuk dışı, yasa dışı, Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı bir davranışta kampus sınırları içinde, seyirci rolüne geçme, başka yöneticilerin müdahalesine 'sığınma' veya savcılara adeta bir 'çağrıda' bulunma gibi pasif bir yönetim sergilenmesi doğru değildir, yasal değildir.

Tüm diğer saygın Üniversitelerimizde olduğu gibi, taviz vermeden, kaçamak yol aramadan, müsamaha göstermeden, kişisel tercih ve görüşlere prim vermeden açıkça ve kesinlikle yasaların gereği yerine getirilmelidir. Kanaatimce sorumlu yönetici, sorumlu idareci uyarı değil, hatırlatma değil, bilfiil uygulama yapar !

Öğretim elamanlarının durumu ?

Çok sevdiğimiz ve saygı duyduğumuz siz Rektörümüzden bir açıklama beklemek hakkımızdır sanıyorum. Dersinde başörtüsü ile oturan bir öğrenciyi gören öğretim üyesi veya görevlisi yasa dışı bu durum karşısında aşağıdakilerden hangisini yapmalı ? 

Yasadışı bu duruma o da göz yumup, dersine devam etmeli…

Yasadışı bu durumu dersten sonra Bölüm Başkanına ve / veya Dekanlığa şikâyet etmeli…
(Bölüm Başkanı veya Dekan ne yapacak çok merak ediyorum. Rektörlük ne yapıyor ki ?)

Öğrencinin sınıfı terk etmesini istemeli, terk etmez ise kendisi terk etmeli…

Başörtüsü ile derse girilse ne olur ?

Başörtüsü ile üniversitelerde derse girilmesine yasalar ve anayasa nezdinde izin verilse, veya izin yerine ellerinden birer 'dilekçe' alınsa, ve bu yeterli görülse ne olur ? Kıyamet mi kopar ? Hayır ! Kıyamet kopmaz.  Başörtüsü takan ve şüphesiz hepimizin bacısı, kızı veya canı ciğeri olan o sevdiğimiz kardeşlerimiz, çok geçmeden dört beş yıl içinde kamunun her kesiminde, doktor, avukat, hakim, kaymakam, genel müdür, belediye başkanı, vali, mebus, bakan olarak görev yapar. Bu görev yapma hakkını da onlardan hiç kimse ve hiçbir güç geri alamaz. Eğer, bu sonuçta bir sakınca görmüyorsak (Ama ben kişisel olarak çok ama pek çok büyük sakınca görüyorum ! ) üniversitelerde  başörtüsünü serbest bırakalım, olsun bitsin ! Ancak, bu serbestliği, biz değil, Rektörümüz değil, idarecilerimiz değil, ancak anayasal mevzuat verebilir!"

dunyabulteni

10月28日

BEYNİ DOĞRU KULLANMA YOLLARI.

 
Beyin açık havadayken ve ayaktayken daha iyi çalışır. İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık % 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız "volta atmayı" deneyebilirsiniz.

Yürürken kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor. Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz?
Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanabiliriz. Sözlük okuyabilirsiniz. Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.
Zihinsel jimnastik / antrenman yapın. Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz. Satranç gibi akıl oyunlarını oynayın.
Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin. Bazen telefonu sol elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.
Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin.
Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.
Sevdiğiniz bir sesi bir süre gözleriniz kapalı dinleyin.
Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arasında düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Unutmayın, kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız.
Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini artırır.
İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Günde 6 - 7 saat uyku şarttır. En kaliteli uyku gece 22.00 – ila sabah ezanı arasındadır. 24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.
Bol oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2’sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25’ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.
Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.
Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın.
Beynin en tehlikeli yanı "ters çaba" kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Beyin, odaklanılan hedef olumsuz olsa bile, bunu gerçekleştirmek için çalışır. Topluluk önünde konuşma yaparken "acaba heyecanlanır mıyım?" diye düşünürseniz heyecanlanırsınız.
Beyni yoran monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz.
Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir. Yeni bir bilgi gelince, bu bilgilerden birini atar. Buna "sihirli sayı" kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz "servis dışı" olur. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken "kafadan" değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kağıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik getirir. Uzun süre hareketsiz kalmak, zihni de hareketsizleştirir. Spor yapmaya, fazla kilolarınızdan kurtulmaya özen gösterin. Yetince su için. Çünkü, insan beyninin yüzde 78’i su ile kaplıdır.
Ders çalışırken ilk öğrenilenler, son öğrenilenler, sık tekrarlananlar ve ilginç bulunanlar en çok akılda kalanlardır. Dersleri kısa aralar vererek çalışmak akıllıca bir harekettir.
Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla düşünün. Unutmayın, beynimizi daha iyi çalıştırmak için kullanacağımız organ yine beynimiz! Aklınızı başınıza toplayın ve kullanın!
Beyninizin 10 freni
l-Korku; Düşüncelerimizi felce uğratır. Mantıklı ve zekice davranmalı. Kesin olarak neden korktuğumuzu bulmalıyız.
2-Stres: Fazla yüklenme anlamına gelir. Günlük hayatta devamlı karşımıza çıkan bir durumdur. Görev dağıtmayı veya reddetmeyi öğrenin.
3-Telâş: Yeteri kadar zaman olmadığını düşünüyorsanız, birinci derecede önemliyle ikinci derecede önemli ayırımını yapın.
4-Kurallar: Düşünce yasaklarına yol açan İlkelerinizi kontrol edin.
5-Rutin olmak: Zamanla bezginlik oluşturur. Frenleyici düşüncelerden uzak durun. Değişime açık olun.
6-Dikkat eksikliği: Üreticilik için dikkat şart. Sizi rahatsız eden şeyi bulun ve ortadan kaldırın.
7-Zaman baskısı: Uygun ritmi bulun. Uzun vadede düşünebilenler kısa vâdede harekete geçerler.
8-Şüphe: Kendinize karşı olumlu olun. Böylece üretim potansiyelinizi tam kullanabilirsiniz.
9-İsteksizlik: Yaptığınız şeyden hoşlanmıyorsanız, sevebileceğiniz yeni hedefler arayın.
10-Değerlendirme: Günlük hayatta mümkün olduğu kadar çabuk karar vermek gerekir. Fakat böyle çabuk kararlar olgunlaşmamış güzel fikirlerin atlanmasına sebep olur. "Delice" fikirlerden hayat kurtaran sonuçlar çıkarılabilir. Onun için hemen atmayın.
Hızlı okuma tekniği
İnsanlar sadece göz ve beyin arasında olması gereken okuma işleminin arasına bazı lüzumsuz alışkanlıklar katarlar. Kimi duyulacak şekilde (özellikle çocuklar) sesli okur, kiminin okurken dudakları kıpırdar, kimileri ise yazıyı içinden kelime kelime okur. Bütün bu kötü alışkanlıklar okuma süresince ekstra bir güç sarfettirdiğinden okurken çabucak yorulmaya da sebep olurlar. Halbuki okuma sırasında ağız, dil, dudak, damak ve gırtlak gibi organların çalışmalarına hiç gerek yoktur.
Zaman nakittir
Günümüzün baş döndürücü temposunda yavaş okuyarak zaman kaybetme lüksümüz yoktur. Örneğin 400 sayfalık bir kitapta yaklaşık 96 000 kelime vardır. Bu kitabı dakikada 150 kelime okuyan bir kişi 10 saatte, 500 kelime okuyan 3 saatte, l 000 kelime okuyabilen ise 1,5 saatte bitirebilir. Basit fakat disiplinli bir eğitimle kazanılacak zaman muazzamdır.
Okumamızı yavaşlatan en önemli psikolojik etken ise hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmemizdir. Etrafındakilerden sürekli 'tane tane oku' veya 'yüksek sesle oku' direktiflerini alan bir çocuğun bu alışkanlığı zamanla kökleşmiş hale gelir.
Süratli okuma tekniği
- Süratli okuma teknikleri ise paragraf okumak, sütun okumak, çapraz okumak gibi çeşitlidir. Bunların içinde anlama bakımından sütun okuma en etkin olanıdır. Bu teknikte 3-4 kelimelik dar bir sütunu okuyorsanız, sütunun ortasından bir doğru boyunca gözleri aşağıya doğru kaydırmak yeterlidir. Devamlı bir çalışma sonunda sütunu tamamıyla anladığınızı göreceksiniz.
- Daha geniş sütunlarda da yine aynı şekilde ancak her satırda kelimeleri birer atlayarak yani 4-5 kelimelik bir satırda ikinci ve dördüncü kelimeleri okuyarak sütunu taramak yeterli olmaktadır. Gözler diğer kelimelerin resimlerini çekecek ve beyne ileteceklerdir.
- Çok fazla kişisel yetenek gerektirmeyen hızlı okuma tekniği ile okumak, konsantrasyonun yanında kültüre ve sürekli egzersiz yapmaya da bağlıdır. Tüm bu koşulları sağlayanlar rahatlıkla dakikada 1000 kelime okuma seviyesine çıkabilmektedirler.
9月16日

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜTÜYORLAR.

İş yapanlar konuşmaz. Çünkü iş yapmaktan konuşmaya zaman bulamazlar. Fazla konuşan da iş yapmaya zaman bulamaz.

Stüdyolarda, işadamlarının veya siyasilerin arkasında dolaşırken, üniversitedeki dersleri boş geçen profesörlerimiz, fakültesine uğrayamadığı için öğretim üyelerini tanıyamayan dekanlarımız, bu ülkenin gençlerini en iyi şekilde yetiştirmek yerine havanda su dövmeyi tercih ediveriyorlar.

Etkili ve yetkili kişiler kayıkçı kavgası yaparak kavga yaptığı insanla yeni bir hortum inşasına kalkmamalı.

Konuşma metnini yazanlar arkeolog gibi her kelimenin milletini, tarihini, tarih içinde yaptığı seyahatleri, gittiği yerlerde aldığı söz ve mana değişikliklerini, aynı kelimeye şairin yüklediği mana ile siyasinin yüklediği manayı bilen, ev içinde söylenecek sözle el içinde söylenecek sözü ayırt edebilen, horoz gibi sözün zamanını, bülbül gibi yerini seçmesini bilen söz sarrafı olmalıdırlar.

Yoksa ağızdan kaçırdığı bir sözle kişi tutulur da ağız değiştirmek, kalıptan kalıba girmek, tükürdüğünü yalamak zorunda kalır.

El ağzıyla çorba içilmediği gibi, lâf da edilmemelidir.

Allah, insana iki el vermiş, bir tane de dil vermiş. Elimiz, dilimizden fazla çalışmalıdır.

Laf ile peynir gemisinin yürümeyeceğini söylemiş atalarımız.

Okuma yazmayı sonradan öğrenen, hariçten ilkokul diploması alan ve milletvekili adayı olan biri, şehrin meydanında konuşma yapacağında lise mezunu eşi, onun konuşma metnini hazırlar.

Metinde konuşacakları yazılı olduğu gibi el kol hareketlerini de tarif ediverir. Mesela “Sevgili vatandaşlarım!” diyor ve parantez arasında bir sağa bak, bir de sola bak diye de tarif ediyormuş.

Milletvekili adayımız çıkmış meydana, koymuş metni önüne ve “Sevgili vatandaşlarım, bir sağa bak, bir sola bak” diye bütün gücüyle bağırırken sevgili eşi mahcubiyetinden başını yerlere eğmiş ama bir de ne görsün bu “Bir sağa bak, bir de sola bak” cümlesiyle yer yerinden oynamış. Alkışlar, ıslıklar, bravolar..

El aklıyla yola gidilmez.

Ehli keyf Mehmet ağa, bir gün padişaha ulaşmayı başarmış ve ehli keyf olduğunu, aylık bağlarsa, kırlarda gezip tozmak istediğini bildirir.

Padişah, onu imtihan için “Tavuk yerken neresini seversin?” diye sorunca “Derisiyle gerisini” diye cevap verince maaş bağlanır.

Allah’tan sağlık, padişahtan aylık olan Mehmet efendi aylak aylak dolaşırken komşusu bunun sırrını öğrenir.

Verdiği cevabı da ezberler ve Padişahın huzuruna çıkar ve ehli keyf olduğunu maaş bağlamasını ister.

Padişah “Dana yerken neresini seversin? Diye sorduğunda “Derisiyle gerisini severim” diye cevap verince saraydan kovulur.

Laf salatası yapanları seyrettiğimiz zamanı, Rabbimizin Kur’an’da bize öğrettiği hukuki ve ahlaki kuralları öğrenmeye ayıralım.

Rabbimizin tabiata koyduğu kanunlarını da çok iyi öğrenelim.

Hem Kur’an’ın kanunlarına hem de tabiatın kanunlarına uygun hareket edersek, önce İslâm’a gönül vermiş ama ayrı mezhep ve meşrepten olanları kendi vücudumuzun parçası bilir ve onları gözümüz gibi koruruz.

Sonra gözünü kan bürüdüğü için her yerde kan akıtmak isteyenlerin gözlerinin açılmasına da yardımcı oluruz.

MAHMUTTOPTAŞ/MİLLİGAZETE

9月13日

KİRLENEN KELİMELER.


Hani, şimdilerde unutulmuş bir şairin, Özdemir Asafın sadece iki mısradan ibaret bir şiiri vardır:

Bütün renkler aynı hızla kirleniyorlardı
Birinciliği beyaza verdiler.

Şiirin adı "Jüri"dir!
Türkiyede en beyaz olması gereken okul, öğretim, eğitim, üniversite, ilim vb. kelimeler kirlilikte birinci olmaya devam ediyorlar!
Türkiye ideolojik öğretim uğruna, "Atatürkçü nesiller yetiştirmek" Bahasına eğitim ve öğretimden, ilimden, üniversiteden yoksun hale getirildi. Dünyanın 500 üniversitesi arasında hiçbir Türkiye üniversitesi giremiyor! Değil birinci olmak, beş yüzüncü bile olamıyor!
Türkiye Osmanlıya karşı bir kimlik oluşturarak, onu kötüleyerek, onun başarılı başarısız bütün yanlarını karalayarak var olmaya çalıştı. Osmanlı bizi okuma yazmadan mahrum etmişti. İlim milim yoktu. İrtica, taassup vardı� İrtica ve taassupla geçen 6 asır! Olacak şey mi?
Aradan seksen küsur yıl geçti. Türkiye eğitim, öğretim, ilim ve üniversite tedrisatı konusunda keyfiyet ve zihniyet yönünden hâlâ Osmanlının gerisinde.
Bazı hamakat ehli koro halinde höykürebilir: "Osmanlı´da okul mu vardı? Hepsini Cumhuriyet açtı. Osmanlıda üniversite mi vardı? Onu da cumhuriyet kurdu" diye. "Eski yazıyla, dini öğretimle Osmanlı çöktü" de diyebilirler. Bu iddiaları öne sürenler hiç bir zaman hakikat nedir diye araştırmak zahmetine katlanmadı. Zihni ataletlerini on yıllarca bütün topluma mutlak gerçek diye yutturdular.
O zaman putlaştırdıkları Mustafa Kemalin nerede yetiştiğini söylemeleri lâzım. Kem küm edecekler! Biz söyleyelim: İlk öğretimden beri Abdülhamid mekteplerinde! En sonunda Abdülhamid Harbiyesinde!
Türkiye 20. yüzyılın bir zamanlar moda olan ideolojik devlet formatını kıramadı, 21. yüzyıla serbest bir ülke olarak giremedi. İdeolojik devlet formatını kıramadığı için bazılarının günleri, haftaları, ayları yılları birbirinin aynı olmaya devam ediyor. Elbette nisbî bir ilerleme ve gelişme var, büsbütün yerimizde saymıyoruz. Fakat, diğer ülkelerle kıyaslandığında bu nisbî ilerlemenin bizi geriye düşürmekten öte bir niteliği yoktur.
1960ların rakamlarına bakıldığında Türkiye ile Portekiz, Yunanistan ve İspanya benzer ekonomik yapıya ve millî gelire sahipti. Kırk küsur yıl sonra, Türkiye üç beş adım ilerlemiş, Portekiz, Yunanistan onbin doları geçmiş, İspanya ise onbeş bin dolardan fazla.
Eskiden "bir Türk dünyaya bedeldir" diye şişinilirdi. Şimdi bir Yunanın bir Türkün üç dört katı gelire sahip olduğunu görüp hayretlere düşüyoruz! Aslında hayret edecek bir şey yok. Bu ülkeler kendilerin aştılar. İspanya kendi faşizmi olan Falanjizmi alt etti. İspanya kıralı vatan kurtaran Frankonun ölümünden sonra geldi tahtına oturdu. İspanyada böylece normal avdet etti. Cumhuriyet devri sona erdi. Bizdeki teoriye göre, cumhuriyetçilikten krallığa geçiş dünyanın en büyük felâketidir, fakat İspanya pratiği kazın ayağının öyle olmadığını gösteriyor. Kral İspanyaya demokrasi getirdi. Demokratik yapı içinde İspanya Türkiyenin dört katı millî gelire sahip oldu.
İspanyanın komşusu Portekiz de Salazar faşizmini altetti. Sistemini demokratikleştirdi, Avrupanın en problemli ülkesi iken, Türkiyenin önüne geçti. İspanya, Portekiz neyse de, ya şu Yunanistana ne diyeceğiz? Bir kraliyet-bir cumhuriyet, bir darbe-bir demokrasi derken, onlar da faşizmlerini yendiler ve ekonomilerini düzelttiler, vatandaşlarının hayat kalitesini yükselttiler.
Sırada Bulgaristan, Romanya, Macaristan gibi eski demirperde ülkeleri var. Bu ülkeler de kendince bir faşizm olan komünizmi yendiler ve Türkiyenin önüne geçmek için sıraya girdiler. Romanya, ülkesinin bütün unvanlarını silip süpüren ve kendi üzerine alan kurtacısını, Çavuşeskuyu kuvvetli gizli sevisine rağmen tahtından indirdi. Heykelleriyle birlikte, Çavuşesku ideolojisi de çöplüğe atıldı.
Bulgaristan "halk kahramanı" unvanlı diktatörünü yargılamaktan ve cezalandırmaktan çekinmedi. Eski kralını başbakan olarak seçti! Bir zamanlar Bulgaristandan Türkiyeye doğru olan Türk göçü tersine döndü!
Türkiye yerinde sayıyor, hatta nisbî olarak geriliyor. Türkiyenin idari sistemi deforme oldu. Sivil siyasi otorite, askeri otoritenin baskısından kurtulamadı. Meclis, zaman zaman serbest iradelerin ifade edildiği bir zemin olmaktan çıkarıldı, siyasi partiler her darbe ile kapatılan güçsüz kuruluşlar haline düşürüldü.
Eğitim sistemi resmî dili dahi öğretemez şekilde acze düşürüldü. Bugün ilköğretim okullarında 400-500 kelime ile öğretim yapılıyor. İlim hayatı dumura uğratıldı. Türkiyede ideolojik bağlılık eğitim ve öğretim sisteminin temeli haline getirildi. Öğrencilere "resmi ideolojiye bağlan, başka şey öğrenmesen de olur!" deniliyor. Türkiyede hâlâ ideolojiye bağlı gençler yetiştirmekle öğünülüyor. YÖK yüksek öğretimi resmi ideolojinin emrine vermekle iftihar ediyor. Bir takım etkili çevreler ancak resmi ideolojiye bağlı olanların rektör, dekan ve hatta öğretim üyesi olabileceğini sık sık dile getiriyorlar.
Türkiyenin ekonomik ve sosyal göstergeleri ne zaman olumluya döndü? Resmi ideolojiden uzaklaştığı zamanlarda! 1950de Adnan Menderes, 1980 sonrasında Turgut Özal, resmi ideolojiye kısmen mola verdiler. Türkiye her iki dönemde de sıçrama yaptı.
Türkiye bugüne kadar faşizmiyle hesaplaşmadı. Faşizminin defterini dürmedi. Baskıcı ideolojisini üzerinden silkip atamadı. Bu yüzden, Türkiye faşizmi dogmalarıyla, naslarıyla, korku ve kuşkularıyla bütün sistemi etkiliyor. Atacağımız her ileri adım, "aman ha, ilkeler elden gider, ideolojimiz zarar görür, laiklik sulanır bulanır" naralarıyla engelleniyor. Dünyadaki örneklere bakılarak "Anayasada ideoloji olmaz!" denilince bazı merkezler ayağa kalkıyor!
"Bizim faşizmimiz iyidir" mantığı Türkiyenin güçlenmesini engelliyor. Bu mantık yanlışları doğru, kötüleri iyi gösteriyor. Başarısızlıkları başarıya dönüştürüyor. Bu sebeple öğretimdeki kalitesizlik, verimsizlik ideolojik bir başarı olarak sunulabiliyor, YÖK başkanı üniversitelerde araştırma yapılmamasını normal, seçme seçilme yaşına gelmiş gençlerin istediği gibi giyinmesini anormal buluyor!
Türkiye eğer faşizmini alt edemezse, geleceğimizden ümitli olmamız mümkün değildir...

MEHMET DOĞAN/ANADOLUGENÇLİK
9月12日

A'DAN Z'YE ÖZLÜ SÖZLER.


Acelenin meyvesi yanlışlıktır.

 Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.
 Açık kalpli, mert düşman, içinden pazarlıklı dosttan iyidir.
 Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenin zalimliğidir.
 Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.
 Ahmak, her lafın başında yemin eder.
 Akıllı kişi, tecrübelerden ibret alan kimsedir.
 Akıllı, insanların en mutlusudur.
 Akıllının dili kalbindedir, ahmağın dili ise ağzındadır.
 Akıllının tahmini, cahilin kesin bilmesinden daha doğrudur.
 Alçak gönüllülük, ilimin meyvesidir.
 Alçak gönüllülük, en büyük şereftir.
 Arkadaşın hayırlısı, sana doğru yolda iyi delil olandır.
 Asıl yetimler, anadan ve babadan yoksun olanlar değil, akıldan yoksun  olanlardır.
 Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.
 Az yemek yemek sağlıktır.
 Azla yetinen kimse zengindir.
 Babana saygılı ol ki, oğlun da sana saygılı olsun.
 Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır.
 Başa kakmak suretiyle iyiliğini boşa giderme.
 Beceremeyeceğin bir iş için söz verme.
 Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir.
 Bilge insan çalışmasına, bilgisiz de boş hayallerine güvenir.
 Bilgin bir söz ehli olamıyorsan, hiç olmazsa dikkatli bir dinleyici ol.
 Bilgin kişinin rütbesi rütbelerin en üstünüdür.
 Bilgin ölse de yaşar; cahil ise yaşarken de ölüdür.
 Bilgisiz kişiyi bir işte, bir düşüncede ya pek ileri gitmiş görürsün, ya da pek  geri kalmış.
 Bilgiyi ehli olmayana veren, o bilgiye zulmetmiştir.
 Bilmediğin şey hakkında konuşmayı ve üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terk  et.
 Bin kapıdan, yüz bin kaleden içeri girebilirsin de küçücük bir gönülden içeri  giremezsin.
 Bir devletin başı, sahip olduğu iktidardan; bilgin, ilimden; iyiliksever,  yaptığı iyiliklerden; ihtiyar da yaşından ötürü saygı görür.
 Bir gerçeği savunurken ona önce kendiniz inanmalısınız, başkasını inandırmak  sonra ki iş.
 Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.
 Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yoldan biri mutlaka yanlıştır.
 Borçların çokluğu, doğru adamı yalancı, şerefli adamı da yemininden dönmek  yapar.
 Cahil, ne kendi eksiğini görür, ne de öğütlere kulak asar.
 Cahilden uzak kalmak, akıllıya yaklaşmakla eşittir.
 Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.
 Can gözü kör olunca, gözle görüşün bir yararı yoktur.
 Cehaleti ilimle geri çevirin.
 Cimri, her zaman aşağılıktır, kıskanç olan her zaman işkencededir.
 Cömertlik, istemeden önce vermektir. İstendikten sonra vermek utançtandır ve  kötüdür.
 Çok şakacı insanı ciddiye almazlar.
 Dil, aklın tercümanıdır.
 Dil, insanın terazisidir.
 Dili tatlı olanın arkadaşı çok olur.
 Dilsiz ol, yalancı olma.
 Doğruluk en iyi yol, bilgi en iyi kılavuzdur.
 Doğruluk, hakkın dilidir.
 Dost, sen yokken dostluk şartını yerine getiren kimsedir.
 Dostlukta aşırı gitme, kim bilir belki o dostun bir gün düşmanın olur,  düşmanlıkta da aşırı gitme, kim bilir belki o düşmanın bir gün dostun olur.
 Dostunun düşmanını, kendine dost seçme.
 Dünyanın en değerli hazinesi öğüttür, ama ondan ucuzu da yoktur.
 Düşmanlık, kalbi meşgul eder.
 Düşünce akılların cilasıdır.
 Düşünce ve prensiplerini kendi hayatlarında da uygulayan kimselerin bilgi  ışıklarıyla aydınlanınız.
 Düşünün, sonra konuşun, yanılmalardan kurtulacaksınız.
 Edep, aklın suretidir.
 Eğer ararsak kendimize kolayca düşman bulabiliriz, ama ne kadar ararsak dost  bulmak kolay değil.
 Eğlence ve zevke kapılan, akıldan kaybeder.
 En akıllı insan, öğütleri dinlemekten vazgeçmeyen insandır.
 Garip, dostu olmayan kimsedir.
 Gerçek bilgin, bildiklerinin bilmedikleri yanında daha az olduğunu anlayandır.
 Gerçek dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir.
 İki şey vardır ki sonu bulunmaz; ilim, akıl.
 İki şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez; gençlik ve afiyet.
 İlmin bereketi güzel ameldir.
 İlmini saklayan cahil gibidir.
 İnsanın utanması, örtüsüdür.
 İnsanların değerlerini ölçmek için değerli olmak gerek.
 İnsanların en acizi insanlardan kardeş edinemeyenidir. Bundan daha acizi de  kardeş edindikten sonra onu yitirendir.
 Kıskançlık, ruhun hapsidir.
 Kıskançlık, vücudu kemirir.
 Malından vermeyeni zenginlerden sayma.
 Mazideki esefli ve üzüntülü olaylarla kalbini doldurma, gelecekte uğraşmaya  zaman bulamazsın.
 Namus, güzelliğin sadakasıdır.
 Nerede bir bilgin görürsen, hemen buyruğunu kabul edip hizmetine gir.
 Nice kan vardır ki, onu dil döker.
 Öfke korkunç ateştir. Onu bastıran, ateşi söndürür, yapamayan, içinde yanıp  gider.
 Öldükten sonra yaşamak isterseniz kalıcı bir eser bırakınız.
 Ölüm ahiretin kapısıdır.
 Ölümü unutmayan, güzel şeylere tutkun olur.
 Ölümün belirtisi doğmaktır.
 Parçalayıcı ve yiyici yırtıcı hayvan, zalim ve zorba bir validen iyidir.
 Rezil kişilerin başa geçmesi, insanlara afettir.
 Sabır en güzel huy, ilim de en şerefli süs eşyasıdır.
 Sana cefa edeni utandırman için hoşça geçinmeye çalış.
 Seni yalnız iyi günlerinde arayan, düşkün günlerinde senden kaçacaktır.
 Seni, sende bulunmayan özellikler ve değerler icat ederek koltuklayan, bir gün  gelir yapmadığın suçları da üstüne yığarak seni çekiştirmeye, çeliştirmeye  kalkar.
 Sırlarını ona buna açıyorsan, başına gelecek zilletlere razı ol.
 Sızlanmak, sabırdan zordur.
 Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.
 Söylemediğin sözün hakimi, söylediğin sözün mahkumusun.
 Söz ilaçtır, azı yaşatır, çoğu öldürür.
 Söz; ok ve mızraktan daha tesirlidir.
 Sözün güzelliği, kısalığındadır.
 Susmak, ağırbaşlılığı arttırır.
 Şehvet bir kapıdan girer, akıl öbür kapıdan çıkar.
 Şeref ve soyluluk, yüksek özellik ve niteliklerden gelir, ataların çürümüş  kemiklerinden değil.
 Terbiyesizlikle kendisini düşüreni, soydan gelme asalet yükseltemez.
 Tövbe etmek elindeyken, ümidini kesene şaşarım.
 Uygunsuz yerlere giren, kendini töhmete kaptırır.
 Üç sınıf Allah sevgisinden uzak tutulmuştur: zalimler, onlara yardakçılık  edenler ve zulmü hoş karşılayanlar.
 Üç şey hayatı tatsızlaştırır: kin, kıskançlık ve kötü huyluluk.
 Üç şey insana hayatı zindan eder: Ağırlaşan aile yükü, borçların baskısı ve bir  hastalığın sürüp gitmesi.
 Yakınlarına yardımı bırakan, düşmanlarına yardım etmiş olur.
 Yoksullarla otur, şükrünü artırırsın.
 Yumuşak ahlak, soyluluk ve büyüklüktendir.
 Yumuşak konuş, sevilirsin.
 Yükseklik taslamak alçaltır, alçak gönüllülük yükseltir.
 Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden mutlaka zafere ulaşır.
 Zayıfları ziyaret etmek alçak gönüllüğündendir.
 Zulme ve kötülüğe karşı çıkmayan daha belasına uğrar.
9月9日

KİMİ DERS KİMİ İŞBAŞI YAPTI. MANZARA HEP AYNI.


Yeni eğitim öğretim yılının başladığı ilk günde, binlerce öğrenci arkadaşları ve öğretmenlerine kavuşurken, tarım işçisi çocuklar yine tarladaydı. Çocuklarının da kendileriyle beraber gurbete çıktığını anlatan fındık işçisi Nezahat Şirin, “Ben de isterdim çocuklarımın bugün okula gitmelerini. Ama geçim derdi’’ diye konuştu.

2008-2009 eğitim-öğretim yılının başlaması dolayısıyla illerde, öğrencilerin ve öğretmenlerin katıldığı törenler düzenleniyor. Öğrencilere, ders ve çalışma kitapları, öğretmenlere de kılavuz kitaplar dağıtılıyor. Eylül ayının 3. haftasının ''İlköğretim Haftası'' olması dolayısıyla Türkiye genelinde bazı etkinlikler yapılacak. Bütün okullarda 15 Eylül 2008 tarihinde şenlikler düzenlenecek. Şenliklere veliler, emekli öğretmenler ile eğitim fakültesi öğrencilerinin katılımı sağlanacak, ayrıca okul civarında yaşayan kişiler de şenliğe davet edilecek.
Öğrenciler, 2008-2009 eğitim-öğretim yılının ilk döneminde, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve yılbaşı dolayısıyla toplam 9 gün tatil yapacak. 2008-2009 eğitim-öğretim yılının birinci dönemi 23 Ocak 2009'da sona erecek. Öğrenciler ve öğretmenler 26 Ocak-6 Şubat 2009 arasında yarı yıl tatili yapacak. İkinci dönem ise 9 Şubat 2009'da başlayacak. 2008-2009 eğitim-öğretim yılının son ders zili 12 Haziran 2009'da çalacak. 2009-2010 eğitim-öğretim yılının başlama tarihi ise 7 Eylül 2009 olarak belirlendi.
Tarım işçisi çocuklar okulların açıldığı gün yine tarladaydı
Ders başı yerine işbaşı
Yeni eğitim öğretim yılının başladığı ilk günde, binlerce öğrenci okul sıralarını doldurup, okulları, arkadaşları ve öğretmenlerine kavuşurken, tarım işçisi çocuklar yine tarladaydı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan göç ederek, ekmek parası uğuruna başta Çukurova olmak üzere yurdun çeşitli bölgelerine giderek tarım işçiliği yapan ailelerin çocukları, son yıllardaki eğitim ataklarıyla okula kazandırılmalarına rağmen tarlalardan kopamıyorlar. Aileleri güçlükle ikna edilerek okullu olan çocuklar, yarım gün okula gidip, arta kalan zamanlarında yine tarlalara giderek, aileleriyle omuz omuza pamuk toplayıp, aile bütçesine katkı sağlıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş birliğiyle 2005-2007 yılları arasında gerçekleştirilen, proje bitiminde ise Adana'nın Karataş İlçesi Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nce sürdürülen ''Pamuk kadar beyaz gelecek için'' sloganlı çalışma kapsamında, çocuklar okullu olmaya devam ediyor.
Fındık işçilerinde de durum aynı
Düzce'ye, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden fındık toplamaya gelen işçilerin çocukları, yeni eğitim-öğretim yılı başlamasına rağmen, okullarından uzak oldukları için dersbaşı yapamadılar. Çoğunlukla, Diyarbakır, Batman, Adıyaman, Mersin ve Şanlıurfa'dan fındık işçisi aileleri ile birlikte Düzce'ye gelen ilköğretim çağındaki çocuklar, okullarına kavuşmak için hasat sonunu bekleyecek.
9月2日

PEYGAMBER (A.S) VE DUYGUSAL ZEKA.


İnsanoğlu hayatı boyunca hesabını ancak Rabbi’nin bileceği kadar çok sayıda farklı insanla, farklı olayla muhatab oluyor. Her insan başka bir  dünya. Ne vesileyle olursa olsun, ister uzunca bir süre, isterse kısacık bir dönem birbiriyle buluşan insanlar için, birbirinden apayrı dünyaların karşılaşması söz konusu. Birbirinin dünyası hakkında doğru bir fikre sahip olabilmek, kendi penceresinden bakarken, onun penceresinden neler göründüğünü tahmin etmek...

İnsan olarak kimimiz bu konuda oldukça yetenekli, bazılarımız ise böyle bir ihtiyacının olduğunun bile farkında değil. Eşiyle, çocuğuyla yıllarını geçirirken onları çok iyi tanıdığına kendini inandırmış ama gerçekte bu durumdan çok uzakta örneklere hep şahit oluruz. Tanımak, bilmek iddiası karşınızdakinin hayatını kolaylaştırmayı, ihtiyacına uygun bir biçimde muhatab olmayı gerektirir. Hele hele sözkonusu olan aile üyeleriyse. Ya da dostunuz olduğunu söylediğimiz insanlarsa. Ne gariptir ki, dost dediğimiz ve dost bildiklerimiz de, aslında bizi tanıdığına inandığımız ve ihtiyacımız olduğunda yanımızda olacaklarına güvendiğimiz insanlardır.
Kendi haricindeki insanları anlama, içinde bulunduğu grubu tanıma, söz ve davranışlarının nereye varacağını önceden tahmin edebilme. Aslında bu bahsettiklerimiz modern tabiriyle “duygusal zeka” ya sahip insanların özellikleri. İşinizi çok iyi yapıyor olabilirsiniz, gerçekten zeki ve çalışkansınızdır belki de. Ama tüm bu özellikler diğer insanlarla yaşamaktan mutlu olduğunuz ya da mutlu ettiğiniz anlamına gelmez. Her biri birer kapalı kutu olan, çevremizdeki insanların dünyalarına ulaşacak anahtarı bulmak ve bu arada kendimizi doğru ifade etmek. Ve tüm bunları yaparken hakikat çizgisinden ayrılmamak.
Her konuda olduğu gibi insan ilişkileri konusunda da en kıymetli rehberimiz O şüphesiz. Rasulullah(sav)... Bu günlerde kızımın tavsiyesiyle Sahebeden 101 Hatıra’yı okuyorum. Prof. Dr. Yaşar Kandemir’in kısa, kısa hikayeler biçiminde kaleme aldığı ve içinde hem Allah’ın Rasulü’nün hem de ashabının çok duymadığımız hatıraları, hem Rasul’ün hem de güzide ashabının insan ilişkileri konusundaki duyarlılıkları insanı defalarca hayrette bırakıyor. Dini yaşarken, hem hukuk hem de rızayı gözetmek, insan fıtratını da daima dikkate almak ve bunları yaparken de kendi nefsinin ve şeytanın yaptıklarını ve yapacaklarını mahvetmesine fırsat vermemek... Onların başardığı ve bir ömür boyu azmettikleri işte buydu. Bu yönüyle yeniden bakınca O’na ve O’nu örnek alanlara, insanın yüreği titriyor.
Kendisini çağırana “buyrun” diyerek dönen, yüzünden tebessümü eksik etmeyen, yaşlının, kadının ve çocuğun daima gönlünü alan, kimseye kaldıramayacağından fazlasını yüklemeyen, gözü yaşaran, davete icabet eden, yedirip içiren, insanlara inisiyatif veren ve hak yoldalarsa onları daima destekleyen, takdir eden, kimseyi yüzüne karşı eleştirmeyip, sohbetinin arasına ikazını ustaca sıkıştıran Sultan! Hastaya, mahzuna nasıl davranacağını bilen, hiç kimseden hayır duasını esirgemeyen, kendisinden dua isteyeni boş döndürmeyen, sevgisini, şefkatini cömertçe sunan, vermeyi de, almayı da bilen, eşlerinin gözlerinin nuru,  gönüllerinin efendisi, çocuklarının daima yanlarında olan biricik babası,  zarif insan! O, kendisini  gönüllerin sultanı kılan hayatıyla tüm insanlığın nuru. Salat ve selam O’na, âline ve ashabına olsun. Hepinizin bayramı mübarek, günleri bereketli, sevgi ve huzur dolu olsun!


DERYA GÜNEY

8月29日

İLİM KOLAY,AMEL ZOR.

Herkese akıl vermek kolaydır ama kişinin kendisine akıl vermesi zordur.Bakkal dükkanını idare edemeyip kapatan adamın “Devleti bana bir haftalığına teslim etsinler, düzeltmezsem namerdim” demesi gibi.

Hırsız giren ev sahibine akıl veren komşular gibi.

“Köroğlu yanlış yaptı. Ben olsaydım..” derken fare tıkırtısından hanımının arkasına sığınan adam gibi akıl verenler çok olur.

“İnsan nefsine hakim olmalı. Kendisini kontrol etmesini bilmeli. Hayatını düzene koymalı. Arzular adamı yönetmemeli, adam arzularını yönetmeli” diye akıl verirken Ramazanda hastasının karşısında sigara tüttüren doktor gibi.

Peygamberimiz bir gün ashabına sormuş; “Pehlivan kimdir?”

Ashab: “Ya Rasülellah, pehlivan herkesi yenen adamdır.” demişler. Peygamberimiz: “Pehlivan kinini yutan adamdır” demiştir. (Buhari, sahih, Edeb 102)

Bütün canlılarda olan yemeye, içmeye, cinsel ilişkiye olan dürtülerimizi kontrol altına alma ayıdır Ramazan ayı.

En zor olanı göğüslemektir.

Başkasına akıl vermek yerine, başkasına reçete sunmak yerine kendimize reçete sunmak ve arzularımızın esiri olmadığımızı bütün cihana ilan etmektir Ramazan ayı orucu.

Tan yerinin ağarmasıyla başlayan bu ibadetimiz, güneşin batmasıyla sona erer ve iftar yemeğiyle nefsimizi yendiğimizi kutlarız.

Bilgisiz amel/eylem olmaz.

Onun için bir ilmihal kitabından Orucun tarifini, farzlarını, vaciplerini, haramlarını, mekruhlarını, orucu bozanları öğreneceğiz.

Amelsiz bilgi de fayda vermez.

Sevgili Peygamberimiz “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” buyurmuş.

Oruçla ilgili bütün ayetleri, hadisleri, fıkhi hükümleri bildiği halde mazereti olmadan oruç tutmayan adama bu ilmin ne faydası olur?

Yüzme üzerine on kitap okuyup da yüzme bilmeden denize girince boğulan adama benzer.

Karnı açken on tane yemek kitabı okuyan adama benzer.

Amel/eylem, ilimden zordur.

Oruçla ilgili bilgileri birkaç günde bütün teferruatıyla öğrenebilirsiniz.

Uygulamasına gelince her sene bir ay oruç tutmanız ve ömür boyunca devam etmeniz gerekecek.

Altı yılda mimar mühendis olabilirsiniz ama bir Selimiye benzeri cami yapmak bir ömre sığmayabilir.

İki gündür yazılarımın sonunda “Haydin, geçen sene oruç tutmadığını bildiğiniz biri varsa onu Pazartesiye kadar ikna edin ve onun sevabından hiç eksiltilmeden size de verilsin.” diyordum yine de tekrarlamış oldum.

Buna ilave olarak “Anne, baba, beni de oruca kaldır” diyen yavrularınızı kaldırınız.

Onların sahura kalktığınızdan haberi olduktan sonra uyumak isterlerse yine de uyusunlar.

Kalkanlar ve o gecenin heyecanına katılan yavrularınız, sabah olunca yemek yerlerse karışmayınız.

Ergenlik çağına gelmemiş çocuklarımız, diledikleri zaman yesinler.

“Ya sahura kalkma, ya da oruca devam et” gibi baskıları uygulamayınız.

mahmuttoptaş/milligazete

8月25日

KENDİNİ AŞAN RAKİBİNİDE AŞACAKTIR.


Hep başkalarının hareketlerinden anlamlar çıkartmaya çalışıyoruz. Ama hakikat aynasında kendimize hiç bakmıyoruz! Nelerden ve ne için hoşlanıyor, ne için hoşlanmıyoruz.? Çekingenliğimiz yüzünden hangi ortam ve imkânlardan dışlanıyoruz! Takıntılarımız yüzünden kaç arkadaşımızla kırgın bulunuyoruz? Aynaya baktığımızda karşımızdaki kişiye, yani kendi özümüze ne kadar yakın bulunuyoruz? Haklarımızın neler olduğunu ve hangi haklarımızı, ürkeklik ve kölelik ruhuyla despotlara rüşvet sunduğumuzu biliyor muyuz?

Kendi yeteneklerimizi keşfetmeyi ve yitirdiğimiz değerleri yeniden sahiplenmeyi hiç düşünmüyoruz . Kendimizi tanıdıkça, hayatımızın daha da anlamlı olacağını ve aşamadığınız sorunların çözümlerinin aslında içimizde, özümüzde saklandığını bir türlü göremiyoruz.

Bütün bunları çok kısa zamanda başarmamız, yoğunluğumuz ve yorgunluğumuz nedeniyle belki mümkün olmayabilir. Ama bir yerden başlamamız gerekir. Çünkü fırsat geçmekte, ömür akıp gitmektedir. Bunun için:

1- Kalbinizi dinleyin ve kendinize güvenin:

Vicdanınızın sesine kulak verin. Şeytani vesveseleri ve nefsani hevesleri değil, insani değerlerinizi önceleyin.

2- Hedef ve amaçlarınıza kilitlenin:

Yola çıkacağınız zaman nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, ayaklarınızın sizi götüreceği yere razı olmanız gerekir. Hedefini bilmeyen okun isabet etmesi ne kadar imkânsızsa, hedeflerini belirlemeyen kişinin de amacına ulaşması o kadar mümkün değildir. Öyle ise hedef ve amaçlarınızı, hayatınıza ne şekilde yön çizeceğinizi maddeler halinde listeleyin.

3- Nelerden hoşlanıp, hoşlanmadığınızı tespit edin:

Ve bunların İslam ahlakına ve insanlık onuruna uygun olup olmadığını denetleyin.

4- Huzur bulduğumuz ve rahatsız olduğunuz ortamları belirleyin:

Kişi her yerde kendisini rahat hissedemez. Bazı ortamlar vardır ki insanı yay gibi gerer, bazı ortamlar ise huzur ve mutluluk verir. Elbette ortamlardaki insan faktörünü de göz ardı etmemek gerekir. Ortamdan kasıt; işyeri, ev, okul, cami, deniz kenarı, yeşil alanlar, arkadaş grupları, davetler... gibi sosyal alanlardır. Kendinizi huzurlu, mutlu, rahat hissettiğiniz ortamlar ile; sıkıntı, rahatsızlık veren ortamları, nedenleri ile birlikte yazıya geçin.

5- "Vazgeçilmez"lerinizi kesinlikle gözetin:

Olmazsa olmazlar, kişinin hayat felsefesini oluşturan en önemli basamaklardandır. Vazgeçilmezlerinizi ve kutsal prensiplerinizi listeleyin ve her madde de ek olarak, neden vazgeçemediğinizi belirtin. Vazgeçilmezlerinizin sağlam temellere oturmasına, ön yargılardan arınmış olmasına ve hayat felsefenizle uyuşmasına dikkat edin.

6- Çekincelerinizi tespit edin ve korkularınızı yenin:

Utangaçlık, her insanda var olan duygulardan biridir. İnsanlardaki utangaçlık özelliğinin ayıracı; kişilerde farklı oranlarda görülmesidir. Kimi insanlar, çekingenliğin dozunu ayarlayamaz. çoğu şeyden çekinir. Tabii ki bu duygunun tamamen ortadan kalkmasına uğraşmak yanlış bir davranış olur. Ama utangaçlığı yeterli ölçüde ve yerli yerinde kullanmayı öğrenmek gerekir. Siz de - acaba konuşursam yanlış bir şey söyler miyim?... Gibi- çekincelerinizi listeler halinde belirleyin. Böylece gereksiz ve temelsiz endişelerinizi yenin ve cesaretlenin.

7- Haklarınızın farkında olun ve kendinizi israf etmeyin:

Haklarınızı bilmediğiniz müddetçe; rotasının koordinatlarını bilmeyen bir gemi gibi, bilinmezlere doğru sürüklenirsiniz. Dünya haklar üzerine kurulmuştur. Her eşyanın, her insanın, her varlığın hakları vardır. Eğer haklarınızın çerçevesini çizebiliyorsanız, başkalarının hak çerçevesinin de farkında olursunuz. Böylelikle, hak çatışması ve haksızlıklar ortadan kalkar, siz de gideceğiniz limana güvenle varabilirsiniz. Haklarınızı, açıklamalarıyla birlikte kaydedip değerlendirin. Yani kendinize sahiplik edin ve saygı gösterin.

8- Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğüne fazla üzülmeyin:

Elbette eleştirilecek ve bu eleştirileri, daha iyiye ulaşmak için birer basamak olarak kullanacaksınız. Ama çevrenizdekilerin her sözünü, her eleştirisini çok da ciddiye almamalısınız. Çevrenizdeki tüm insanlara kendinizi beğendirmeniz, hepsini sizden hoşlanır hale getirmeniz imkânsız. Siz doğru olduğuna emin olduğunuz şeyleri yaptığınız takdirde zaten, olgun insanlar da size inanacak ve size destek olacaktır. "Acaba gittiğim toplantıdaki insanlar benim hakkımda ne düşündü?" gibi tahminlerinizi ve bunların haklı ve haksız yönlerini irdeleyin.  Ama kendinizi, öz değerlerinize göre disiplinize edin.

9- Kendinizi sevin ama kibirlenmeyin:

Kişinin kendisini sevebilmesi için, öncelikle kendisini çok iyi tanıması gerekir. Hatasız kul olmaz, bize düşen, hatalarımızı fark etmek ve onları iyiliğe çevirmektedir. Hatalarımızdan dolayı kendimizi sevmez isek, sevmediğimiz birisine yardımcı olmak da istemeyeceğizdir. Şairin dediği gibi "Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni..." En sevdiğiniz yönlerinizi ve nedenlerini gösterin.

10- Günlük tutun, önemli ve öğretici anılarınızı kaydedin:

İşte size, sizi anlatan bir kitap için tam fırsat... Bundan sonra yapacağınız en önemli şey, günlük hatalarınızı, sevaplarınızı; başardıklarınızı, yarım bıraktıklarınızı özet halinde ve net biçimde yazıya geçirmektir. Günlük tutmak size, kendinizi daha yakından tanıma ve kontrol altına alma şansını verecektir. Ayrıca, daha düzenli ve anlamlı bir hayata da başlangıç vesilesidir. Unutma, ahirette de yine "kendi kitabını okuman" gerekecektir.

Evet;

İnsanoğlu, sürekli bir değişim ve etkileşim süreci içerisindedir. Kişinin "Ben beni tanırım" diyerek geçiştirmesi ve sürekli bir otokontrol sistemi ve vicdan muhasebesiyle kendini disiplinize etmemesi, aslında daha kendisini tanıyamadığının en belirgin göstergesidir. Bu nedenle, her an kendimizi dinlemeli, iç seslerimize kulak vermeli ve bu sesleri anlamlandırmalı ve önemsemeliyiz. Böylelikle hayatta önümüze çıkabilecek en önemli engel olan kendimizi aşabiliriz...

İşte on basamakta öz güven kazanmanın anahtarları:

Kendine güven duymak: aşırı ve şuursuz şımarıklıkla, düşündüğünüz en doğal ve normal şeyleri yapmaktan korkmak arasındaki farktır. Bizim kendi sezgilerimiz, başkalarının bizim hakkımızdaki sezgilerinin büyük etkisi altındadır. Ancak sezgi bir gerçekliktir, kendinize ne kadar güveniniz varsa, başarma şansınız o denli yüksek olacaktır.  Bunun için:

1. İnsanlara İltifat Edin

Biz kendi hakkımızda olumsuz düşündüğümüzde, bunu başkalarına da bulaştırır diğerleri üzerine atmaya çalışır, çevremizdekileri aşağılar veya kızarız. Bu negatif enerji çemberini kırmak için, diğer insanlara iltifat etmeye başlamalıyız. Elinizden geldiğince olumsuz eleştirilerden kaçınıp, övgü dolu sözler söylemeye uğraşmalıyız. Diğerlerinin en iyi özelliklerini ortaya çıkarmaya çalışırken, kendimizdeki en iyi özellikleri de görmeye başlayacağız.

2. İnsanlara Fayda Verin

Çoğu zaman kendi arzularımıza kapılıp gideriz. Kendimize çok odaklanırken, çevredekilere gerekenden çok daha az ilgi gösteririz. Eğer kendimiz hakkında endişelenmeyi, yani bencilliği bırakıp, başkalarının huzuruna daha fazla katkı yapmak için çalışırsak, kendi endişelerimiz bize çok daha küçük görünecektir. Bu bizim kendimize olan güvenimizi tazeleyecek ve maksimum verimliliğe ulaşmamızı sağlayacaktır. Diğerlerine fayda sağladıkça, aldığınız ödüller ve teşvikler artacaktır.

3. Konuşmasını Öğrenin ve Çekinmeyin

Grup tartışmalarında birçok insan asla konuşmaz, çünkü saçma bir şey söylerse başkalarınca yargılayacaklarından korkarlar. Bu korku mantıklı değildir. Genel olarak, insanlar bizim tahmin ettiğimizden çok daha hoşgörülüdür. Gerçekte birçok insan bu tür korkularla uğraşır. En azından her tartışmada bir kere konuşmaya çalışmak, sizi daha iyi bir konuşmacı yapar, böylece kendi düşünceleriniz hakkında daha kararlı olursunuz ve arkadaşlarınız tarafından el üstünde tutulursunuz.

Kendinizi güvende hissetmenizi sağlayacak en güzel şey, güzel bir konuşma dinlemektir. Ne yazık ki, bu tür konuşmaları iyi bir konuşmacıdan dinlemek pek nadir bir nasiptir. Kendinize katılacağınız konularla ilgili birkaç dakikalık, kişisel hedeflerinizi ve projelerinizi anlatan bir konuşma hazırlayın. Ne zaman kendinize güven pompalamak isterseniz, bu konuşmayı aynanın önünde yüksek sesle veya kendi içinizden söyleyerek yapabilirsiniz.

4. Sahip Olduğunuz Nimet ve Faziletlere Sevinin

Dünyevi isteklerinize ve nefsi heveslerinize çok odaklanırsanız, beyin; bunları neden elde edemediğinizle ilgili kuruntulara saplanır. Bu sizi zayıflıklarınızla baş başa bırakır. Bundan kaçınmak için yapılabilecek en iyi şey; elinizdekilere şükretmek ve Allah'ın büyük lütuflarını hatırlamaktır. Eski çalışmalarınızı, başarılarınızı ve kazanımlarınızı düşünüp mutlu olmaktır.

5. İyi Giyinin, Kendinize Değer Verin

Her ne kadar giysiler sizi değiştiremese de, sizin kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. İnanın hiç kimse sizin kendiniz kadar dış görünüşünüzden etkilenmeyecektir. Eğer siz iyi görünmüyorsanız, bu sizin kendinize verdiğiniz değeri yansıtır ve insanlarla olan ilişkilerinize de yön verir. Bunu kendi avantajınıza çevirin ve görünüşünüze önem verin. Çoğu zaman düzenli olarak banyo yapmak, tıraş olmak, temiz giysiler giyinip kuşanmak ve pejmürdelikten sakınmak sizi daha saygın hale getirecektir.

6.  Beden Ve Beyin Eğitimini İhmal Etmeyin

Aynen dış görünüşünüze verdiğiniz önem gibi, fiziksel durumunuzda kendinize olan güveninizi belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Eğer vücudunuz istemediğiniz kadar kötü bir şekil almışsa, kendinizi daha güvensiz, daha isteksiz ve daha az enerjili hissedersiniz. Egzersiz yaparak fiziksel görünümünüzü geliştirebilir, enerjinizi arttırabilir ve pozitif olarak bir işi başarma duygusuyla rahatlayabilirsiniz. Egzersizleri düzenli olarak yapmak sürekli bir ibadet alışkanlığı ve az yeme tutarlılığı sadece sizin daha iyi hissetmenizi sağlamayacak, ayrıca size gün boyu sürecek pozitif psikolojinizi güçlendirecektir.

7. Daha Hızlı ve Vakur Hareket Edin

Bir insanın kendi hakkında nasıl hissettiğini söylemek için en kestirme yol, nasıl yürüdüğüne bakmaktır. Hızlı mı, yavaş mı? Yorgun ve yılgın mı? Acı mı veriyor? Yoksa enerjik ve bir amacı varmış gibi mi? Kendine güvenen insanlar daha hızlı yürürler. Onların gidecek yerleri, görecek insanları ve yapılacak önemli işleri vardır. Sizin aceleniz olmasa bile, yürüyüşünüzü biraz hızlandırarak kendinize olan güveninizi arttırabilirsiniz. %25 daha hızlı yürümek sizin daha önemli görünmenizi ve hissetmenizi sağlar.

8. İyi Bir Duruş Sergileyin

Benzer olarak, bir insanın duruşu bize bir hikâye anlatabilir. Düşük omuzlar, uyuşuk davranışlar bize o insanın kendine güveni hakkında bilgi verir. Onlar yaptıkları işlerde hevesli değillerdir ve kendileri önemli olarak görmezler. Her zaman daha iyi bir duruşla kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz. Ayağa hızlıca kalkın, kafanızı yukarı kaldırın ve göz teması yapın. Böylece diğerleri üzerinde pozitif bir etki oluşturacak ve kendinizi daha canlı, güçlü hissedeceksiniz.

9. Ön Sıraya Geçin

Okulda, ofiste toplu oturulan her yerde, insanlar her zaman arka köşelere gitmeye meyillidir. Birçok insan arkaya geçer, çünkü fark edilmekten ürkmektedir. Bu kendine güven duygusunun gelişmemiş olmasının göstergesidir. Siz de oturmaya karar vererek bu güvensizlik duygusunu yenebilirsiniz. Ayrıca önemli insanlarla konuşurken önde oturarak çok daha görünür olmak hoşunuza gidecektir. Kendinize güvenin, ama kibirlenmeyin.

10. Maneviyatınızı ve Allah'a inancınızı Güçlendirin

Her şey elinde ve takdirinde olan, dilediğini aziz, istediğini zelil ve aciz kılan Rabbinize yönelin. Kur'ani hakikat ve hikmetleri öğrenin ve titizlikle tatbik edin.

Kapasitenizi iyi kullanın, kaprislerinizle savaşın. Ama kadere inanarak yaşayın! 

Günümüzde insanlara, ‘Kader nedir?' diye bir soru yöneltilse çok az kişiden doğru cevap gelecektir. Bu durum insanların kaderin tam olarak ne anlama geldiğini bilmediklerini göstermektedir. Kaderin gerçek anlamını bize her konuda doğruyu gösteren Kur'an'dan öğrenmemeleri, kaderi kavramanın kendilerine kazandıracağı rahatlık ve huzurdan da mahrum kalmalarına sebebiyet vermekteir.

Kader, Allah'ın yarattığı her canlının geçmişte yaptığı ve gelecekte yapacağı her şeyi, her hareketi, düşünceyi, konuşmayı en ince ayrıntısına kadar bilmesi ve kontrol etmesidir. İnsanlar daha doğmadan, hayatları boyunca görecekleri ve yaşayacakları her şey Allah katında belirlenmiş ve planlanmıştır. Allah, her şeyi bir kader dahilinde yarattığını "Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık" (Kamer Suresi, 49) ayetiyle bildirmektedir. İnsan hayatı süresince Allah'ın kendisi için dilediği ve istediği olaylarla karşılaştığından, tamamen Allah'ın dilediği bir şekilde hayatını sürdürmektedir. Allah bu gerçeği bize şöyle bildirmektedir:

"Onların işlemiş oldukları her şey kitaplarda (yazılıdır). Küçük, büyük her şey satır satır (yazılıdır)." (Kamer Suresi, 52-53)

Allah'ın ayette belirttiği gibi, tüm insanlar tamamen Allah'ın kontrolü ve hakimiyeti altında yaşamaktadırlar. Bir başka ayette ise Allah, tüm insanların Rabbimizin belirlediği kader doğrultusunda bir yaşam sürdüklerini şu sözlerle haber vermektedir:

"Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Müminleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir." (Enfal Suresi, 17)

Bu nedenle, insanın dilediklerini değiştirmesi, kaderinin dışına çıkması söz konusu değildir. İnsanların kaderleri, kaderleri dahilinde karşılaştıkları her şey ve verdikleri her tepki, Allah'ın bir ‘emri'dir. Allah bu gerçeği "...Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir" (Ahzab Suresi, 38) ayetiyle bildirmiştir. Bu yüzden tüm insanlar her türlü tedbiri ve gayreti bir kulluk görevi ve imtihan gereği olarak yerine getirmek şartıyla kadere teslimiyet ve Allah'a tevekkül göstermelidir. İnsan dahil tüm canlılar Allah'ın belirlediği kadere göre hayatlarını sürdürmektedir.

Bu anlattıklarımız, insanın mutluluğu yakalamasında, her şartta huzurlu ve rahat bir şekilde davranarak, dengeli bir ruh haline sahip olmasında çok önemli prensiplerdir. Kadere teslim olmanın insana vereceği rahatlık ve ferahlığı daha net görmek için, kadere inanıp teslim olan ve kadere inanmayan iki insanın, önemli bir olay karşısında verecekleri tepkileri karşılaştırmak yeterlidir. Örneğin: tüm gençlerimizin, hayatlarının bir dönüm noktası olarak gördükleri üniversite sınavlarını ele alalım. Bahsettiğimiz iki kişinin de bu sınava gireceğini varsayalım. Bu iki kişinin de kadere olan bakış açıları birbirlerinden çok farklı olduğu için, yaşayacakları sınav psikolojisinin de bu iki kişi üzerindeki etkisi oldukça farklı olacaktır. Allah'ın kendisi için taktir ettiği kadere teslim olan kişi, sınav sırasında yapacağı hataların ve sonucun, daha sınava girmeden Allah katında belli olduğunu ve Allah'ın tüm bunları bir hikmet üzerine yarattığını bildiğinden, sınavın doğuracağı stres ve gerginlikten uzak kalacaktır. Çünkü sınav, aslında kaderinde olup bitmiştir. Kişi her türlü hazırlık aşamasını yerine getirdikten sonra sadece sınava girerek bunun neticesini görmeyi bekleyecektir. Sınav sonucuna müdahale edebilecek Allah'tan başka bir güç olmadığının bilincindedir. Alacağı sınav sonucu iyi ya da kötü de olsa, Allah'ın her şeyi hayır ile yarattığını düşünmesi sınavdan dolayı sıkıntı ya da strese kapılmasını engelleyecektir. Allah'a olan tevekkül ve teslimiyeti nedeniyle sınavdan çıkacak iyi ya da kötü her sonuca gönülden rıza gösterecektir. Çünkü bunu Allah dilemiştir.

Böyle bir insan heyecanlanmayıp, strese girmediği için, tüm bunların kendisine vereceği zarar ve kayıplardan da uzak kalır. Çünkü heyecanlı ve stresli bir insan rahat edemez, dikkatini toplayamaz, bilgisini iyi kullanamaz, kolaylıkla yanlış yapabilir. İnsanın önemli bir sınavda bu gibi bir ruh hali içerisinde olmasının, sınavdaki başarısını da olumsuz yönde etkileyeceği açıktır. Bu kimse kadere olan güveni sayesinde hem sınav psikolojisinin getirdiği olumsuz yükten uzak kalacak, hem de imtihanda başarılı olma ihtimali artacaktır.

8月24日

TÜRKİYE'DEKİ EĞİTİM MANTIĞI:"AMAÇSIZ EĞİTİM,HEDEFSİZ SEFER."


Çocuk hele bi okusun, ileride bakarız” Okulların eli kulağında, ziller çaldı çalacak. Önce bu sene ilk defa okula başlayacak mini mini birler okul yolunu tutacak. Sonra ilkokulların ve liselerin hepsi eğitime başlayacak. En sonunda da üniversiteliler ders başı yapacaklar.

Çocuğunun eğitimini planlama noktasında iki ayrı aile tipi var. Birinci aile tipi: Eğitimle ilgili her aşamayı planlamaya çalışıyor, hedefler belirliyor, ona göre de çocuğuna yol çiziyor.

İkinci tip aile ise, hiçbir şey planlamayıp “çocuk hele bi okusun, ileride bakarız” anlayışıyla hareket ediyor.

“Çocuk hele bi okusun, ileride bakarız” tavrı, eğitim ve iş hayatıyla ilgili sıkıntıların doğurduğu çaresizliklerin etkisini yansıtmakla beraber, kişinin hayatı yorumlayışını da ortaya koymaktadır.

Hâlbuki “amaçsızlık” içeren bu davranışın- sözün tevekkül ile bağdaşık bir yönü bulunmadığı da açıktır. Çünkü tevekkül, bir işe başlarken amacın kesin belli edilmesinden ve bu amaca ulaşmaya dair niyet ve azmin ortaya konulmasından sonraki bir hal’dir; bir anlamda sonuç almaya dönük dua ve çıkacak sonuca teslimiyet ilanıdır.

Her işe başlarken niyet edilmesi ve bismillah denilmesi, amaçsız bir gayretin ve çalışmanın olmaması gerektiğini ortaya koyan en genel delillerdir.

Amellerin niyete göre değer kazanması ve insanın kendi çalışmasından başka bir şeyin olmaması “ben öylesine çalışayım, Allah isterse beni hedefe ulaştırır, benim sorumluluğum çalışmakla biter” anlayışının yanlışlığını ortaya koymaktadır. Fıkıh kitaplarında “niyet” bahsinin ne kadar ince işlendiğini bilenler için, amaçsız bir işe başlamanın ve o amaca uygun bir çaba ortaya koymamanın yanlışlığını izah etmeye gerek yoktur.

Dolayısıyla o kadar masraf ederek çocuğunu okula gönderen ailenin, “saldım çayıra” tarzında eğitim konusuna yaklaşması ve “Çocuk hele bi okusun, ileride bakarız” gibi amaçsız bir anlayışı benimsemesi kabul edilemez. Bu, zaten baştan hedefe ulaşmamayı kabullenmektir. Çocuğunu bu şekilde okullara gönderen bir ailenin yıllar sonra “ne yapalım, elimizden geleni yaptık, ama olmadı” gibi bir avuntuya düşme ihtimali de az değildir.

Her aile ve tabii ki eğitim yoluna çıkan genç, bir ibadete başlar gibi eğitimle ilgili önce amacı belirlemeli, bu amaca uygun kararlar almalı, yolunu aşama aşama planlamalı ve niyetini yapıp sefere koyulmalıdır.

Amaçsız, niyetsiz, plansız iş yapılmaz, eğitim ise hiç olmaz.

EROL ERDOĞAN/MİLLİGAZETE

8月16日

BÜYÜKLERDEN BÜYÜK SÖZLER.


Kim olursa olsun tecrübeli insanların sözlerine kulak vermeliyiz. Onların hayat tecrübeleri bizlere pek çok ipucu vermektedir. Bunları kullanmalı ve hayattaki imtihanımızı kolaylaştırmalıyız.


“Cahillerle tartışmaya girmeyin, Ben hiç yenemedim”

İmam-ı Gazali
"İnsanların en cahili, ahiretini başkasının dünyası için satandır."
Hz. Ömer
“Cahil kimselerin yanında kitap gibi sessiz ol.”
Mevlana
”Herkes sadece anladığı konuda konuşsaydı sessizlik dayanılmaz olurdu.”
Anonim
“Senden soruluncaya kadar susman, susturuluncaya kadar konuşmandan hayırlıdır.”
Hz. Ali
“Akıllı olan her şeyi fark eder, ahmak ise fark ettiği her şey hakkında konuşur.”
Dünya atasözü
“İnsanlar ne kadar az düşünürlerse o kadar çok konuşurlar.”
Montesqieu
 “Söz ilaca benzer azında fayda görülür.”
Saad b. ebi vakkas
 “Sözler kalpten çıkarsa kalbe kadar ulaşır, ağızdan çıkarsa kulaktan öte gidemez.”
Arap Atasözü
 “Söz var gelir geçer söz var deler geçer.”
Türk Atasözü
 “Sevinçli anında kimseye vaatte bulunma, öfkeli anında kimseye cevap verme.”
Çin atasözü
 “Bir sırrı gerçekten saklamak istiyorsanız hiçbir yardıma ihtiyacınız yoktur.”
Kapping
"Ahlâkı kötü insanlarla sohbet etme ki, günah işlemeye meyletmeyesin."
İmam-ı Azam
 “En iyi nasihat güzel örnek olmaktır.”
Malcom X
”Aleni nasihat, nasihat değil teşhirdir.”
Gazali
 “İnsanları üçe ayırabiliriz: şartlara uyum sağlayıp hayatta kalanlar, şartlara ayak uyduramayıp elenenler, şartları değiştirenler.”
Vese
 “Sadece yardım etmek yetmez, vaktinde yetişmek lazım.”
Kemal Ural
”Alice: Hangi yoldan gideyim?
Tavşan: nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok.”
Alice Harikalar Diyarında
 “Bir şeyler değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır.”
Sokrates
 “Öyle Horozlar vardır ki öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.”
G. Granville
 “Kötü halini değiştirirsen iyi olursun.”
Geylani
 “Bilmediklerimi ayaklarımın altına alsaydım başım göğe değerdi.”
İmam-ı Azam
 “Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.”
Necip Fazıl
 “Gençlikte yıllar uzun günler kısa, yaşlılıkta ise günler uzun yıllar kısadır.”
Panin
 “Müslüman, çağın gözüyle İslam’a bakmaz, İslam’ın gözüyle çağa bakar.”
Rasim Özdenören
 “Tembele "kapını ört" demişler "yel eser örter" demiş.”
Türk atasözü
 “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız.”
Hanibal
 “En iyiyi bulmak için uğraşırken iyiyi kaybediyorsunuz.”
Shakespare
 “Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.”
Çin atasözü
 “Dışın içini gösterir.”
Abdulkadir Geylani
 “Osmanlının kılıcı cerrahın bıçağına benzer.”
Necip Fazıl
 “Beteri olmayan bela yoktur.”
Hz. Ebubekir
 “Önce fareyi defet, sonra buğday topla.”
Mevlana
“Ömür bu kadar kısa iken amelleri kısaltıp, emelleri uzatma.”
Zemahşeri
 “İnsana aradığı şeye bakarak değer biçilir.”
Mevlana
 “Ulu çınarlar fırtınalı diyarlarda yetişir.”
Cemil Meriç
 “Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.”
Türk atasözü
 “Gecenin en karanlık saati sabaha karşı olur.”
İngiliz atasözü
 “Rüzgar mumu söndürür, yangını alevlendirir.”
Anonim
 “Kurbağa gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanır.”
Çin atasözü
 “Yalnızca bir deli suyun derinliğini iki ayağıyla anlamaya kalkar.”
Afrika atasözü
 “Dün öldü, bugün can veriyor, yarın ise henüz doğmadı.”
Bişr-i Hafi
 “Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider.”
C. Brund
 “Eğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz.”
Bernard Shaw
“İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.”           
Arif Nihat Asya
 “Güneşi gözden kaçırdım diye ağlarsan,  yıldızları da göremezsin.”
Tagore
“Her şey örtüsü ile güzeldir, ama hakikat öyle değil.”
Enver Bozdağ
 “İşaretler her zaman doğru yolu göstermezler.”
Kemal Ural
 “Allah'ın davetinden uzak kalan kimse sultan da olsa, açgözlüdür.”
Mevlana
 “Kur’an’daki hikmetin evveli olmadığı için zevali de olmaz.”
M. İkbal
"Atalarının dindarlığı ile kurtulacağını zannedenler, babalarının yemesi ile kendi karınlarının doyacağını, onların içmesiyle  susuzluklarının gideceğini, onların okuması ile bilgili olacağını sananlara benzerler."
İmam-ı Gazali

MİLLİGAZETE
8月13日

KARAMSARLAR KARARTIR DÜNYAYI.


Kolunu kaldırmadığı halde tutunacak dalı olmadığından şikayet edenler, gerçeklerle yüzleşmekten korktukları için hep hayal kuranlar ve “Hayallerim suya düştü” diye yakınanlar, üşütürüm endişesiyle hiç dağa çıkmadığı halde “Güvendiğim dağlara kar yağdı” diye sızlananlar,

Hastalık hastası olduğu için doktor tavsiyesi olmadan hapı yutanlar, olmayan işi bitenler,  tembellikten canı sıkılanlar, gündüzü gece görürler, herkesi hırsız sanırlar, baharın çiçeklerini kışın karı zannederek üşürler.

“Allah var keder yok” diyenler, önce iç dünyalarını güzelleştirenler her olayın güzel tarafını görürler. Belaların içinden devaları ararlar. Güllerin dikenlerinden önce gül yapraklarını görürler.

Gül kokusundan etkilenince dikenlerin dalamasını duymayanlar, aslında kendi iç dünyalarının güzelliğiyle olayları ve eşyayı yorumlarlar ve rahat ederler.

On beş milyonluk İstanbul şehrinde bir günde beş tane gasp olayı olsa, akşam haberlerinde abartılı ifadelerle duyurulsa hemen karamsarlar o haberi iç dünyalarındaki büyüteçle bir milyon defa büyütürler ve İstanbul’da yaşanmaz demeye başlarlar.

Halbuki aynı gün bu İstanbul’da milyonlarca insanımız bir başkasına iyilik yapmıştır.

Özürlü birini karşıdan karşıya geçirmiştir. Adres sorana adresi tarif edenler, kendisi götürenler, hasta komşusunu kendi arabasıyla hastaneye götürenler, ihtiyaç sahibi birinin yardımına koşanlar, başı daralanın başını rahatlatanlar, canı sıkılanın kederini giderenler ve daha binlerce çeşit iyilik yapanlar milyonlarcadır.

İki sene yani yedi yüz otuz günlük askerliğimi yapmak için köyümden uğurlanırken babam  (Allah rahmet eylesin) “Oğlum, sen nasılsan askerlik de öyledir. Bizim köyü orada bulacaksın. İyiler çoğunlukta olur” demişti. Hakikaten ben köyüm gibi gördüm orasını.

Askere gitmemek için çeşitli dalavereler üretenler, hayatlarında da kara gözlüklerle görürler her şeyi.

Tatilini İstanbul’da geçiren öğrencilerine öğretmenleri İstanbul’u sorar. Birisi, “Öğretmenim, din, iman bizim buralarda. Cuma günü ezan okunduktan sonra baktım hiçbir kimse camiye gitmemiş. Hepsi sokaklarda geziyorlar.

Öbür öğrenci, öğretmenim İstanbul gerçekten İslambol’muş. Cuma ezanı okunduktan sonra dışarıda hiçbir kimse kalmıyor. Camilerde namaz kılacak yer bulunamıyor ve dışarılara taşıyor.

Bir diğeri, “Eğlence merkezleri dolup taşıyor” diye rapor ederlerken aslında kendilerini rapor ettiklerinin farkına varamıyorlar.

Sevgili peygamberimiz buyurur: “Kim insanlar helak oldu” derse o helak olanların başında gelir. (veya bir rivayette) helak edenlerin arasındadır” buyurmuş. (Ebu Davud, Edeb, Hadis 4983)

Hadisi şerh eden Hattabi: “Bu sözü ayıplamak için dahi söylememek gerekir. Ayıplamak için veya kendisinin faziletini anlatmak için söylüyorsa yine helak olanlardan olur” diyor.

Çözüm üretme durumunda olanlar, kendi aralarında konuşurlar ve olumlu yönde çareler üretirler.

Yoksa “Gül dalında niçin diken besleyelim? Öyleyse gül neslini kurutalım” diyenlerden oluruz.

Biz, toplum doktorları gibi davranacağız. Hastalıkları bileceğiz. Mikrop korkusundan mikrop üretme istasyonları kurmayacağız. Rabbin şifa hazinesi Kur’andan çareler arayacağız. Ama hastamızın hastalığını el aleme teşhir etmeyeceğiz.

MAHMUTTOPTAŞ/MİLLİGAZETE

8月3日

AKP İKTİDARI ŞİMDİDE OKULLARI SATIYOR. (SATILMAMIŞ BİR BUNLAR KALMIŞTI.YAZIKLAR OLSUN.)


MEBe bağlı okulların arsa ve binalarının satışının önünü açan yasa Meclisten geçti.

İktidar, özelleştirme adı altında şimdi de ilk öğretim okullarına el attı. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okulların, arsa ve binalarının satışının yolunu açan yasa, tartışmalar arasında Meclis’ten geçerken, Maliye Bakanlığına yetki verildi. Maliyenin bu satıştan 500 milyon YTL’ye kadar gelir beklediği bildirildi.

Ancak yasada okulların hangi kriterler göz önüne alınarak satışa çıkarılacağı yönünde bir hüküm bulunmuyor. Bu nedenle Maliye Bakanlığına yurt çapındaki, toplam 67 bin adet ilköğretim okulundan, dilediğini satma yetkisi verilmiş oldu. Satılacak okulların özellikle Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde, şehrin ana merkezlerinde ya da deniz kıyısında önemli ve değerli arsalar üzerine kurulu bulunanlar arasından seçileceği belirtiliyor. Torba Yasa olarak Meclis’e getirilen ve Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun arasına sıkıştırılan bir düzenlemeyle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar ile arsalarının özelleştirilmesinin önü açıldı. Türkiye genelinde 67 bine yakın okul bulunduğu belirtilirken, özellikle büyük şehirlerde merkezi yerde kalmış okul ve bahçeleri iştah kabartıyor. Meclis’ten geçen kanuna göre, MEB’e tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazların MEB ile mutabık kalınarak tahsislerini kaldırma ve satışında Maliye Bakanlığı yetkili olacak. MEB tarafından, uygun görülen taşınmazlar, Maliye Bakanlığı tarafından özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na (ÖİB) bildirilecek. Özelleştirme gelirleri de giderler düşüldükten sonra Hazine’ye aktarılacak. Maliye Bakanı, taşınmazların satışından elde edilen gelirleri, bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan ihtiyaç duyulan yerlerde okul yapımı ve onarımı amacıyla kullanılmak üzere MEB bütçesine ödenek kaydetme yetkisine de sahip olacak.

400-500 MİYON YTL

Muhalefet partileri okul satışına şiddetle karşı çıkarken, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan sadece okul arsalarının satışından asgari 400-500 milyon YTL’lik gelir beklendiğini açıkladı. “Köyleri okulsuz bırakan siyasi iktidar, demek ki bu yolla şehirleri de okulsuz bırakacak” diyerek okul satışlarını eleştiren CHP’li Esfender Korkmaz yaptığı açıklamada, “Hükümet bu kaynak kullanmada aynen bakkal hesabı gibi davranıyor. Eğer bugün paraya ihtiyacı varsa okulunu satıyor, yarın daha çok paraya ihtiyacı olursa acaba neyi satacak?” diye sordu. MHP’li Münir Kutluata da iktidarın merkezi yerde kalmış okulların bahçelerini, alanlarını görüp ‘’İştahı kabarmış insanların baskısı altında kaldığını’’ söyledi.

50 YENİ OKUL YAPARIZ

Maliye Bakanlığı yetkililer ise öğrencisi kalmayan ya da çok azalan okulların satılmasının hedeflendiğini savunuyor. Bakan Kemal Unakıtan da ‘’Öyle bir okul var ki Boğaz’ın yanında. Öğrencisi de kalmamış artık. Gidin görün” dedi. Unakıtan’ın bu tanım ile tarihi Haydarpaşa Lisesi’ni kastettiği öne sürüldü. Satılacak okulların ekonomiye kazandırılıp, oradan alınacak paralarla çok sayıda yeni okul yapılacağını söyleyen Unakıtan, AKP iktidarı döneminde toplam 120 bin yeni derslik yapıldığını söyledi. Muhalefet ise dersliklerin önemli bir çoğunluğunu hayırsever vatandaşlar tarafından yaptırıldığını belirterek Bakan’a karşılık verdi.
haber3