ddelibekir 的个人资料DDELİBEKİR DOST MEKANI (...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


7月24日

TÜBİTAK 2009 ÖDÜLLERİNİN SAHİPLERİ BELLİ OLDU.

 
TÜBİTAK 2009 yılı ödüllerini kazananlar belirlendi. TÜBİTAK Bilim Ödülü'nün Prof. Dr. Engin Umut Akkaya'ya verilmesi kararlaştırılırken, TÜBİTAK Özel Ödülü'ne Dr. Taner Yıldırım layık görüldü.  
 
TÜBİTAK'tan yapılan yazılı açıklamaya göre, TÜBİTAK, bu yılın Bilim, Hizmet, Teşvik Ödülleri ve TÜBİTAK Özel Ödülü ile TÜBİTAK-TWAS Teşvik Ödülü'ne ilişkin değerlendirme çalışmalarını sonuçlandırdı.

TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından 2009 yılında 1 Bilim Ödülü, 1 TÜBİTAK Özel Ödülü ve 16 Teşvik Ödülü ile 1 TÜBİTAK-TWAS Teşvik Ödülü verilmesine karar verildi. Bu yıl Hizmet Ödülü verilmedi.

Türkiye'de yaptığı çalışmalarla bilime uluslararası düzeyde önemli katkılarda bulunmuş hayattaki bilim insanlarına verilmekte olan Bilim Ödülü 25 bin TL, altın plaket ve ödül beratından oluşuyor. Bilim Ödülü sahiplerine ayrıca ödül miktarı kadar araştırma desteği de veriliyor.

Bilim Ödülü eşdeğeri olan TÜBİTAK Özel Ödülü, çalışmalarıyla bilime uluslararası düzeyde katkıda bulunmuş, yurt dışında yerleşik, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu, hayattaki bilim insanlarına veriliyor. TÜBİTAK Özel Ödülü de 25 bin TL, altın plaket ve ödül beratından oluşuyor.

Teşvik Ödülü, Türkiye'de yaptığı çalışmalarla bilime gelecekte uluslararası düzeyde önemli katkılarda bulunabilecek niteliklere sahip olduğunu kanıtlayan, ödülün verildiği yılın ilk gününde 40 yaşını geçmemiş hayattaki bilim insanlarına veriliyor. Teşvik ödülü de 10 bin TL, gümüş plaket ve ödül beratı olarak belirlendi.

TÜBİTAK-TWAS Teşvik Ödülü, fizik, kimya, biyoloji ve matematik alanlarında dönüşümlü olarak veriliyor. Bu yıl biyoloji alanında verilen bu ödül 2 bin ABD doları, gümüş plaket ve ödül beratından oluşturuyor.

TÜBİTAK Bilim Kurulu'nun belirlediği ödül kazanan bilim insanları şöyle:

''-BİLİM ÖDÜLÜ(Temel Bilimler)

Prof. Dr. Engin Umut Akkaya (Bilkent Üniversitesi, Kimya Bölümü) Süpramoleküler kimya alanında moleküler algılayıcı ve bilgi işlemcilerin rasyonel tasarım, sentez ve uygulamaları konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

-TÜBİTAK ÖZEL ÖDÜLÜ (Temel Bilimler)

Dr. Taner Yıldırım (National Institute of Standards and Technology (NIST) Center for Neutron Research ve Department of Materials Science and Engineering, University of Pennsylvania) Deneysel ve Kuramsal Katıhal Fiziği ve NanoMalzeme Bilimi alanında alışılmışın dışında kalan üstüniletkenler, moleküler kristaller ve hidrojen depolama konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

-TEŞVİK ÖDÜLLERİ

Temel Bilimler:

Doç. Dr. Taylan Akdoğan (Boğaziçi Üniversitesi, Fizik Bölümü) Parçacık fiziği alanında nükleon yapısı ve nötrino konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Nihat Sadık Değer (Boğaziçi Üniversitesi, Matematik Bölümü) Süpersicim/M teorileri alanında zar çözümleri ve 3 boyutlu süperkütleçekim konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Tolga Etgü (Koç Üniversitesi, Matematik Bölümü) Düşük boyutlu manifoldların topolojisi alanında, özellikle simplektik 4-manifoldlar ve kontak 3-manifoldlar konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Mehmet Özgür Oktel (Bilkent Üniversitesi, Fizik Bölümü) Yoğun madde fiziği alanında ultrasoğuk sistemlerin optik örgü ve girdap örgüsü dinamiği ve bu sistemlerin ışıkla etkileşmesi konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Bayram Tekin (ODTÜ, Fizik Bölümü) Kütle-çekim kuramlarında korunan yükler ve kuantum alanlar teorilerinde faz geçişleri konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Mühendislik Bilimleri:

Yrd. Doç. Dr. Hilmi Volkan Demir (Bilkent Üniversitesi, Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü / Fizik Bölümü) Nanoteknoloji ve Nanobilim alanında Nanofotonik konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Prof. Dr. Günhan Dündar (Boğaziçi Üniversitesi Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü) Mikroelektronik tasarım alanında analog tümdevre tasarım otomasyonu konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Fikri Karaesmen (Koç Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi)Endüstri Mühendisliği alanında Yöneylem Araştırması – Rassal Modeller konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Hakan Ürey (Koç Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü) Optik MEMS alanında MEMS lazer tarayıcılar ve mikro optik konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Emre Alper Yıldırım (Bilkent Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü) Yöneylem Araştırması alanında büyük ölçekli geometrik eniyileme problemleri için etkin çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Sağlık Bilimleri:

Doç. Dr. Kubilay Aydın (İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi)

Nöroradyoloji alanında metabolik ve toksik merkezi sinir sistemi hastalıklarının manyetik rezonans görüntülemesi, nöroplastisite, psikiyatrik hastalıkların görüntüleme bulguları konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Doğan Erdoğan (Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi)Kardiyovasküler alanında Ateroskeroz, hipertansiyon, koroner arter hastalığı risk faktörleri ve ekokardiyografi konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Ahmet Korkmaz (Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Fizyoloji Anabilim Dalı) Siklofosfamid kaynaklı hemorajik sistit alanında oluşum mekanizmaları konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Mehmet Özaydın (Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi)Kardiyoloji alanında atriyal fibrilasyon, inflamasyon, oksidatif stres ve statinler konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Sosyal Bilimler:

Doç. Dr. Hatice Pınar Bilgin (Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü) Uluslararası İlişkiler alanında Yeni Güvenlik Çalışmaları konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları,

Doç. Dr. Şule Toktaş (Kadir Has Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü) Göç alanında transit göç, kaçak göç, göçün dokümantasyonu, uluslararası göç ve azınlık göçü konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları.

-TWAS TEŞVİK ÖDÜLÜ

Doç. Dr. Z. Özlem Keskin (Koç Üniversitesi, Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü) Hesaplamalı biyoloji alanında protein-protein etkileşimleri ve protein dinamikleri konusundaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları.'' 

veteknoloji_


TÜRKLER YENİ BİR CANLI TÜRÜ BULDU.

 
Trakya Üniversitesi (TÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Beyarslan, yumurta koyma borusuyla zararlı böcek larvalarının içine yumurtalarını koyarak larvaların ölmesini sağlayan bir canlı türü bulunduğunu söyledi.

Prof. Dr. Beyarslan, Denizli'nin Kale ilçesinde buldukları canlının dünyada bilinmeyen bir tür olduğunu bildirdi.Bulunan canlının arıya benzediğini fakat arıdan çok daha küçük olduğunu ifade eden Beyarslan, şunları söyledi:

''Özellikle gelişmiş kanatlara sahip bu canlılar uzun antenleri ve parlak renkleriyle dikkati çekiyor. Canlının en büyük özelliği ise yumurta koyma borularına sahip olmaları. Dünya için yeni bir tür olan bu canlı, yumurta koyma borusuyla zararlı böcek larvalarının içine yumurtalarını koyarak larvaların ölmesini sağlıyor. İğne şeklindeki boru yardımıyla yumurtalarını ağaç kabuğu altında yuva yapan zararlı böcek larvalarının içine şırınga ediyor ve larvaların ölmesini sağlıyor.''

Bir canlı türünü keşfetmek için öncelikle canlı türü hakkında detaylı çalışma yapmak gerektiğini ifade eden Beyarslan, canlının yeni bir tür olduğunu ispatlanması için bilim dünyasında tanıtılması gerektiğini belirtti.

Buldukları canlının bütün dünyada yeni bir tür olarak kabul edildiğini kaydeden Beyarslan, ''Bir canlının yeni olduğunu keşfetmek için öncelikle bu canlıyı bilim dünyasına tanıtmanız gerekiyor. Biz de bulduğumuz canlı türüyle ilgili çalışmalarımızı tamamladıktan sonra bir makale yazdık. Makalemiz Alman bilim dergisi Entomofauna'da yayınlandı ve bulduğumuz canlının dünyada yeni bir tür olduğu kabul edildi'' dedi.

YENİ CANLININ ADI ''VİPİO ALPİ''

Beyarslan, bitki ve ağaçlara zarar veren böceklerin çoğalmasını engelleyen bu canlıya ''Vipio Alpi'' adını koyduğunu bildirdi.

Bulunan canlı türünün isminde, oğlunun adının ''Alp'' olması nedeniyle ''Alpi'' kelimesinin geçtiğini ifade eden Beyarslan, yeni canlı türünün artık dünyada oğlunun ismiyle bilineceğini belirtti.

Türkiye'nin biyolojik çeşitlilik açısından çok zengin bir ülke olduğunu söyleyen Beyarslan, şunları kaydetti:
''Türkiye; Avrupa, Asya ve Afrika arasında bir köprü durumundadır. Kuzeyden, güneyden ve batıdan gelen böcekler Türkiye'de birleşir. Türkiye'de hayvanlar üzerindeki çalışmalar bitirilmediği için ülkemizin hayvansal biyolojik çeşitliliği tam olarak bilinmemektedir. Araştırmalarımızda, biyolojik çeşitliliğin ülkemizde çok fazla olduğunu gördük. Avrupa'dan gelen meslektaşlarımız da Türkiye'de biyolojik çeşitlilik hakkında çalışma yapmanın ayrıcalık olduğunu düşünüyor.''

veteknoloji_

4月25日

2012 MANYETİK FIRTINASI.

 
Kabusa 3 yıl kaldı! Karanlık çağlara geri mi döneceğiz?

2012 yılının eylül ayında kopması beklenen güneş fırtınasının 90 dakikada medeniyeti sona erdireceği iddia edildi.


İngiliz DailyMail gazetesinin haberine göre, 153 yıl önce hayatı felç eden güneş fırtınasının yaklaşık 3 yıl sonra meydana geleceği ve Kuzey Amerika ile Avrupa'yı etkileyeceği iddia edildi.

1859 yılında meydana gelen fırtına sonucunda oluşan manyetik enerji nedeniyle telgraf sistemleri tamamen çökmüştü, fakat bilim adamları 2012'de olacağını varsaydıkları fırtınanın daha korkunç sonuçları olacağını öngörüyorlar.Manyetik enerjinin dünyayı vurmasının sadece 90 dakika sonrasında televizyon, radyo yayınlarının tamamen kesileceği, elektrik sisteminin ve internet bağlantılarının devre dışı kalacağı, cep telefonu şebekelerinin çökeceği ve suların kesileceği iddia ediliyor.

Güneş fırtınasının Kuzey Amerika ve Avrupa'yı vurması halinde ise hasar gören alt yapının yeniden yapımının en az 20 yılı alacağı belirtilirken, 2013 yılının sonuna kadar en az 100 bin kişinin de açlıktan hayatını kaybedeceği varsayılıyor.

VETEKNOLOJİ

4月16日

ARAŞTIRMA:"FACEBOOK OKULDAKİ BAŞARIZLIĞIN NEDENİ SAYILDI."

Facebook okulda başarısızlık nedeni!

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, sosyal paylaşım ağı Facebook’ta uzun süre vakit geçiren kullanıcılar, siteyi kullanmayanlara oranla sınavlarda daha başarısız oluyor.

Ohio State Üniversitesi Eğitim Bölümü’nden Aryn Karpinski’nin 219 lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi üzerinde yaptığı araştırmaya göre, zamanını Facebook’ta “arkadaş ekleme, ileti gönderme ve dürtme” etkinlikleriyle harcayan öğrenciler, ders çalışmaya 1 saat gibi az bir süre ayırarak sınavlarda başarısız oluyor.

Araştırmada, Facebook hesabı olan öğrencilerin yüzde 68’inin siteye girmeyenlere oranla çok düşük notlar aldığı belirlendi. Karpinski’nin verilerine göre, Facebook kullanan öğrencilerin yüzde 79’u, sitede harcadıkları zamanın çalışmaları üzerinde olumsuz bir etkisi olduğuna inanmadığını kaydetti. Facebook’tan  gelen açıklamada ise, “Facebook gibi hizmetlerin faydalarını gösteren akademik araştırmalar da var. Sitede ne kadar  vakit geçirileceğine karar vermek öğrencilerin elinde” denildi.

VETEKNOLOJİ

3月14日

BEYİNDEKİ İNANÇ NOKTASI.

 

Bilimadamları manevi bir güce inanmamızı sağlayan beyindeki 'ALLAH noktası'nı buldu. Araştırmaya göre dini inanışlarımız beynimizdeki üç noktadan kontrol ediliyor.

Hristiyan, Müslüman, Musevi ve Budist kırk kişiden oluşan araştırma grubu üzerinde yapılan çalışmada katılımcılardan dini konular üzerine kafa yormaları istendi. Yöneltilen sorular karşısında 40 deneğin de beyninde aynı bölgelerin çalıştığı saptandı.

MRI taraması yoluyla yapılan saptamalarda, katılımcıların günlük hayatta diğer insanlarla etkileşim halindeyken duygularını ve hislerini kontrol eden bölge ile dinsel inançları kontrol eden bölgenin aynı bölgeler olduğu ortaya çıktı.

Bu da din olgusunun beyinde özel bir inanç sistemi şeklinde algılanmadığını, diğer sosyal kavramlar ve duygularla birlikte hareket etiiğini gösteriyor. Diğer taraftan bilimadamları ve filozoflar dini inançların biyolojik kökenli mi yoksa sosyolojik kökenli mi olduğunu tartışmaya devam ediyor.

Bazı evrimci teorisyenler de dinsel gücün olan inançların geçmişte insanlara hayatta kalabilme ve zorluklarla mücadele etme konusunda oldukça etkili olduğunu savunuyor. Öte yandan bir kısım düşünür de olayın tamamen beyinde gerçekleştiğini savunuyor. Başka bir deyişle konuyu beynin kendi kendini belli bir inanç sistemine adapte etmesine bağlıyor.

Ulusal Bilim Akademisi Dergisi'nde yayınlanan son araştırmada deneklerin ilk önce tüm dünyada ortak inanış olan 'Tanrı bize yol gösteriyor!' ifadesi üzerinde düşünmeleri istendi. BU soruda tüm deneklerin beyinlerinin ön kısmının çalıştığı gözlendi. Bu bölüm insanların birbirleri ile olan iletişimini sağladığı bölüm olarak biliniyor.

İkinci soru Tanrı'nın duygusal algısına yönelikti. 'Tanrı öfke dolu!' ifadesi deneklere söylendiğinde beyinlerinin şakak kemiklerine yakın sol orta bölümünün çalıştığı gözlendi.

Son olarak da 'yeniden dünyaya gelme' gibi daha soyut kavramlar üzerinde duruldu. BU soruda da sağ bölgenin çalıştığı keşfedildi.

Sonuç olarak tüm çalışmalar beyinde dinsel inanışları üç bölgenin kontrol ettiğini ortaya koydu. Araştırmacılar din olgusunun karmaşık birtakım kavramlardan meydana geldiğini bu nedenle de beyinde birden fazla bölgenin aktif görev yaptığını vurguladı.

veteknoloji_

YAKINDA ZİHİNLERDE OKUNABİLECEK.

 

İnsan zihnini okuyabilen makineler için geri sayım başladı.

İngiliz bilim adamları, 5 yıla kadar insanların zihnini okuyan makinelerin hazır olacağını söylüyor.

Londra Üniversitesi'nde sürdürülen araştırmalarda, sanal bir çevrede hareket eden deneklerin beyin taramalarından tam olarak bulundukları yerin tespit edilmesi sağlandı.

Sonuçları Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmada, hatıraların beynin yön bulma ve hatırlama işlevlerinden sorumlu hipokamp bölümüne işlendiği noktalar belirlendi.

Deneyde beyin taramaları yapılan 4 gönüllü, özel bir bilgisayar programı sayesinde sanal boyuta aktarılan bir odada dolaştırılırken, odada tam olarak bulundukları yer belirlenmeye çalışıldı.

veteknoloji

2月25日

TELEVİZYON KARŞISINA GEÇERKEN İKİ KERE DÜŞÜNÜN.

 

Örgü örmek, kitap okumak hatta bilgisayarda oyun oynamak bunamayı geciktiriyor, televizyon seyretmek ise hafıza kaybına neden oluyor.

ABD’de yapılan bir araştırma, örgü örmek, kitap okumak, hatta bilgisayar oyunu oynamanın bile bunama başlangıcını geciktirebileceğini ortaya koydu.

BBC’nin internet sitesindeki habere göre Minnesota’daki Mayo Clinic hastanesinden araştırmacılar, hobilerin bunama başlangıcını geciktirdiğini, ancak televizyon karşısında vakit geçirmenin hafıza kaybı gibi sorunlar yarattığını belirledi.

Araştırmada, 70 ila 89 yaşlarında, hatırlama sorunu yaşayan yaklaşık 200 kişi, bu sorunu yaşamayan bir grupla karşılaştırıldı. Araştırmacılar, katılımcılara son bir yıl içinde günlük faaliyetleri ve 50 ile 65 yaş arasında zihinsel olarak ne kadar aktif oldukları hakkında sorular sordu.

Orta yaşta okuyan, oyun oynayan veya dikiş dikmek, örgü örmek gibi el sanatı ile uğraşanlarda hafıza kaybı riskinin yüzde 40 oranında azaldığı belirlendi. İlerleyen yaşlarda ise aynı faaliyetlerin bu riski yüzde 30 ila yüzde 50 oranında azalttığı sonucuna varıldı.

Araştırmada ayrıca günde 7 saatten az televizyon seyredenlerin, ekran karşısında daha fazla oturanlardan yüzde 50 oranında daha az hafıza kaybına uğradığı sonucuna varıldı.

Alzheimer Derneği yetkilisi Sarah Day ise gelecek 10 yılda bir milyon insanın bunama yaşayacağını, dolayısıyla bunamayı önlemenin yollarını bulmanın çok önemli olduğuna dikkati çekti. Day, "Beyninize egzersiz yaptırmak için yap-boz yapmak, bulmaca çözmek, hatta yeni bir dil öğrenmek eğlenceli olabilir" diye konuştu.

veteknoloji_


TRANSFARAN KAFALI BALIK.

 

Bilim adamları transparan başlı bir balığı filme çekti.50 yıldır merak edilen bir soru da aydınlandı; balıklar sıradışı gözlerini okyanusun derinliklerinde nasıl kullanır?

Deniz biyologları, Barreleye Fish  adını verdikleri balığın 1939 yılında keşfedilmesinden bu yana boru biçimindeki gözlerin ışığı toplamakta ne kadar başarılı olduğunu tespit etti.

Ayrıca gözleri belli bir yerde sabit durduğuna inanılan balığın yeni özellikleri ortaya çıktı. Diğer balıkların aksine gözleri bir insanınki gibi yüzünün önünde olan balık, yönünü belirlemede de onlara başvuruyor.

Teleskop biçimindeki gözleriyle hayret verici bir görünüme sahip olan bu balık türü, daha çok Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusu'nda bulunuyor.Balığın başının içi tamamen görülebilirken, gözleri ışığın etkisiyle yeşil olarak göze çarpıyor.

600 metre derinlikte çekilen bu görüntülerde balık neredeyse hareketsiz duruyor.


VETEKNOLOJİ
2月13日

ŞOK BİLİMSEL ARAŞTIRMA:"AŞIK OLUNACAK KİŞİ 2 YAŞINDA BELİRLENİYOR."

 

Âşık olunacak kişi 2-8 yaşında belirleniyor. Ben seni 2 yaşında sevmiştim. puhahah:)))

Dr. Sabri Derman, aşkın bir hastalık olmadığını belirterek, insanların aşık olacakları kişiler hakkında beyinlerinde taşıdıkları şablonların küçük yaşta oluştuğunu belirtti.

Aşkın bir hastalık olmadığını söyleyen Amerikan Hastanesi Uyku Bozuklukları Kliniği Şefi Dr. Sabri Derman, insanların aşık olacakları veya eş seçecekleri insan hakkında beyinlerinde taşıdıkları şablonların 2 ile 8 yaşlar arasında oluştuğunu belirtiyor.

Derman, kişinin bu yaşlarda beyninin derinliklerinde birçok farklı alanda depolanan sevgili veya eş resmine uygun bir kişiye rastlayınca, beyninde ‘romantik’ aşk denilen bir “kimyasal heyelan” ortaya çıktığını ifade ederek, hissedilen duyguları şöyle tarif ediyor:

İlk saniyelerde etkiliyor
“İlk etkileri saniyeler, dakikalar içinde (yıldırım aşkı), daha karmaşık etkileri günler, haftalar içinde beliriyor ve beynimizde zorlama bir ayırım yaparsak birçok farklı duygusal ve bedensel olayı harekete geçiriyor. Bunların en önemlileri, otonomik sistemimizi canlandıran dopamin ve noradrenalin salgılarının artması.

Testosteron hormonunun artmasıyla artan seks dürtüsünün aksine bunlar, bedensel ve duygusal bir ödüle ulaşma konusunda beynin ve vücudun hedefe kilitlenmesini ve ona ulaşmak için biyolojik anlamda ‘gaza basmasını’ sağlıyor. Kalp atışları hızlanıyor, ateş basmaları, terlemeler oluyor, iştah azalıyor, sevgili dışında herşey ve herkes giderek önem ve açıklık kazanıyor.

Konsantrasyon saplantıya varacak düzeylere çıkıyor, uyku kaçıyor, aşık olunan dünyanın en akıllı, güzel, sevimli, iyi huylu bulunmaz hazinesi haline getirilirken bütün olumsuz özellikler beyin tarafından filtreleniyor, çarpıtılıyor ve bastırılıyor. Bu süreç içinde aşık olunana ulaşamama, sadece ulaşma dürtülerini daha da artırmaya, yanmaya tutuşmaya sebep oluyor.”

Derman, cuma akşamından pazartesi sabahına kadar yaşanan aşkların ‘aşkı’ tarif etmediğini belirtiyor.

‘Aşk anormallik değil’
Aşkın bir hastalık ya da anormallik olmadığını ifade eden Derman, “Her insanda biraz farklı ortaya çıkan ve gelişen bir insanlık halidir. Son 8-10 senede evrimsel gerekliliğinden uzaklaşıp daha çok duygu zenginlikleriyle bezenmiş olsa da, aşk yaşanabilecek en karmaşık ve iz bırakan duygu durumlarından birisidir. Üstelik bu haliyle aşk, üreme fizyolojisinin ve neslin sürdürülme dürtülerinin çok üstünde farklı bir düzeye çıkmıştır önbeynimizin gelişmesi sayesinde.

Üstelik duygu ağırlığı üstün bu tutkular, sevenler arasındaki cinsiyet, yaş, sosyal statü, ırk, din gibi farklılıkların da üstesinden  gelebilecek bir güce ulaşmıştır” diye konuşuyor.

Mutlu partner kalbi koruyor
Kalp damar hastalıklarının nedenlerine yönelik Amerika’da 25 yıldır süren bir araştırmanın yeni sonuçları, mutluluğun bulaşıcı olduğunu belirlerken mutlu olanların kalp damar hastalıklarına daha az yakalandığını ortaya koydu.

“Framingham çalışması”na göre, birbirlerine 1 buçuk mil mesafede yaşayan ailelerin ve yakın arkadaşların mutlu olma şansı yüzde 25 artıyor. Çalışmanın en önemli sonuçlarından biri, bu mutluluğun bulaşmasına bağlı olarak kalp damar hastalıkları ve kalp krizinin daha az sayıda saptanması. Mutlu bir kadın ya da erkekle yaşamak da, kalp damar sağlığının korunmasına katkıda bulunuyor.

Ancak mutluluğun aynı işyerindeki kişilerde bulaşıcı bir etkisi bulunmuyor. Mutlu yaşam, mutluluk hormonu olarak bilinen endorfinin salgılanmasına neden oluyor. Rahat ve sakin yaşam, kalp damarlarında ve vücuttaki  tüm damarlardaki hasarı önlemiş oluyor.

Mutlu aile ilişkisinin rolü
Araştırma sonuçlarını yorumlayan Türk Hipertansiyon ve Ateroskleroz Derneği Başkanı Prof. Dr. Serap Erdine, şunları söylüyor:
Aşırı gergin yaşamın kalp hastalıklarına ve hipertansiyona yol açtığı zaten biliniyordu. Stres, vücutta sempatik sinir sistemi dediğimiz sistemi harekete geçirerek adrenalin ve kortizol gibi hormonların yükselmesine ve kalp damar hastalıkları riskinin artmasına neden oluyor. Mutluluğun da aynen stres gibi bulaşıcı olduğu bu çalışmayla kanıtlandı. Ne kadar gergin ve sıkıntılı insanlarla birlikte oturursanız size de geçer ve gergin olursunuz. Aynı şey mutluluk için de geçerli. Mutlu ve sıcak bir aile ilişkisi içinde yaşayanlarda stres faktörü azaldığı için kalp damar hastalıklarına yakalanma riski de daha az oluyor.”

veteknoloji_


1月9日

NEFRET EDİLEN İCATLAR LİSTESİ.

 

İngiltere'de hükümet tarafından yapılan bir araştırmada dünyanın en 'rahatsız edici' icatları belirlendi.

Şimdiye kadar yapılan icatlar arasında karaoke makinesi birinci sırada yer alırken, cep telefonu ve internet de listede yerini aldı.

'Boş orkestra' anlamına gelen, 1971 yılında Inouue Daisuke isimli Japon bir müzisyen tarafından icat edilen karaoke, 80'li yıllarda dünyanın geri kalanına tanıtılmadan önce ilk Asya'da popüler oldu.

Bir araba stereosunu, bozuk para kutusunu ve amfiyi bir araya getirip patentini almadığı ilginç buluşu, daha sonra Daisuke'ye 100 milyon pound'a mal oldu.

İngiliz İcatlar Derneği'nin Genel Müdürü Kane Kramer, "Karaoke makinesini bu listede en üst sırada görmek açıkçası yüzümü güldürdü" açıklamasında bulunarak, buluşun gerçek anlamda 'rahatsız edici' olduğunu savunuyor.

"Bir kere anti sosyal. Belki 10 kişi aynı anda karaoke şarkı söylemek istiyorsunuz ama bu 150 kişinin acı çekmesine neden oluyor"

Karaoke makinesi İngiltere'ye ilk olarak müzik enstrümanları satan Ivor Arbiter ve kızı Joanne tarafından getirildi. 2005 yılında ölen Ivor, 1987 yılınd apop yıldızı olmaya hevesli kızıyla gittiği Japonya'da bir fuarda gördüğü bu ilginç aleti ülkesine ihraç etmeye karar verdi.

Joanne, listede aletin neden bu kadar çok oy alıp da en az popüler olduğuna anlam veremediğini belirtiyor.

Ancak listede yer alan diğer 'nefret edilen' buluşların çoğu aslında insanoğlunun pek sık başvurduğu ve kullandığı teknolojik aletler olarak göze çarpmakta.

İşte en nefret edilen buluşlar:

1-Karaoke makinesi

2-24 saatlik spor kanalı

3-Video oyun konsolu

4-Cep telefonu

5-Alarm saati

6-Saç düzleştiricisi

7-Internet

veteknoloji

12月18日

ELEKTRİK FATURASINI %90 DÜŞÜREN İCAT.

 
FunikaTec Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Sözkesen, icat ettikleri "Hibrit Isı Maddesi" ile Türkiye'ye Nobel Fizik Ödülünü getireceklerini söyledi
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Sözkesen, düşük maliyetlerle enerjinin verimli kullanılması ve bozulan ekolojik dengeye çözüm sunulması için geliştirilen buluş ve projelerini açıklamak amacıyla düzenledikleri basın toplantısında, dünyadaki enerji sorununu çözecek ve enerji tasarrufu yapacak "Hibrit Isı Maddesini" bulduklarını söyledi.

Bu maddenin kullanılmasıyla ekonomiye Türkiye'de yılda 20 milyar, dünyada ise 2 trilyon dolar katkı sağlanacağını öne süren Sözkesen, "Bir iş adamı olarak aylık enerji masrafınız 100 lira ise bu teknolojiyle bu 7 liraya düşmektedir. Bu projemizle ilgili şu anda 15 firmayla görüşüyoruz. Bunlar yılbaşından itibaren buluşumuzu kullanabilecekler" diye konuştu.

Sözkesen, ürünün sağlayacağı tasarrufun dünyadaki enerji darboğazına çare olacağını savunarak, "İşte bu yüzden bu buluşumuzun Türkiye'ye Nobel Fizik Ödülünü getireceğine inanıyoruz" dedi.

Hibrit Isı Maddesinin kullanım alanının geniş olduğunu dile getiren Sözkesen, ısı olan her mecrada kullanılabilecek ürünün, otomotiv ve tekstil sektörü gibi alanlarda da yarar sağlayacağını söyledi.

Nuri Sözkesen, Denizli'deki fabrikalarında Ar-Ge bölümü oluşturduklarını, cirolarının yüzde 3'ünü oluşturan 1,5 milyon doları ayırdıkları bölümün, Hibrit Isı Maddesi'nin de aralarında bulunduğu 6 buluş gerçekleştirdiğini ifade etti.

Buluşlarla ilgili bilgi veren Sözkesen, "Çöllerin yeşertilmesi, çöl alanlarında tarım ürünlerinin yetiştirilmesi için lazer destekli bir sistem oluşturduklarını", "GAMA ışını radyasyonunu durduran hibrit polimer bileşik icat ederek zararlı radyasyon ışınlarına karşı yeni nesil bir koruyucu ürettiklerini", "HYD-X Ray radyasyonunu durdurucu bir madde bulduklarını", "Elektromanyetik dalgayı durduran kumaş yaptıklarını" ve "Robot internet takip sistemini oluşturduklarını" bildirdi.

Bu buluşların patentleri için ulusal düzeyde başvuruda bulunduklarını anlatan Sözkesen, icat ve buluşların zor, zahmetli ve masraflı olduğunu, ancak bunları ticarileştirmenin çok daha zor olduğunu sözlerine ekledi.

Muğla Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Vekili ve FunikaTec A.Ş. Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muhammed Eltez de, Hibrit Isı Maddesiyle ilgili teknik bilgi verdi.

"Enerji, ekonomi ve ekoloji, yani '3E' dediğimiz, dünyanın temel değerleridir. Buluşumuz olan Hibrit Isı Maddesi kullanıldığı takdirde enerji tasarrufu sağlayacak, hem ekonomiye katkı yapacak hem de ekolojik olarak çevreye zarar vermeyecektir" dedi.

Hibrit Isı Maddesi'nin kompozit bir madde olduğunu anlatan Eltez, içindeki enerji paketçiklerinde moleküler titreşimin ısı enerjisi sağlayarak enerji tasarrufu sağlayan maddenin yüzde 90 oranına kadar elektrik tasarrufu sağlayabileceğini ifade etti.

Prof. Dr. Eltez, "Bu buluşun temeli tamamen fiziksel olup, 'moleküler rezonans' tabiri ile açıklanabilmektedir. Ortaya çıkan fazla ısı 'termodinamik COP performans katsayısı' ile ifade edilmektedir" diye konuştu.

HABERTÜRK

12月3日

YUNUSLARIN HIZININ SIRRI ÇÖZÜLDÜ.

 

İleri teknoloji ölçümlerin kullanıldığı yeni araştırmaya göre, yunuslar hızı hızla yön değiştirme güçlerinden kaynaklanıyor.  
 
Amerikan Fizik Derneği konferansında sunulan araştırmada, araştırmacı Tim Wei, 70 yıllık çözülmesi çok zor olan sorunun sonuçlandığını belirterek, "İlk olarak, bulmacanın çözüldüğünü düşünüyorum. Yunuslar, Gray ve diğer insanların hayal ettiğinden çok daha güçlüler " dedi.

1936 yılında İngiliz zoolog James Gray, şüpheci bir şekilde yunusların saniyede 9 metre hızla yüzdüklerini gözlemlemişti. Yunusların gerekli gücün onda birini üretebileceğini tahmin etmişti ve yunusların cildindeki bir şeyin su altındaki sürtünme gücünü artırdığını ve yüksek hıza ulaşabildiklerini tasarlamıştı.

Birçok biyolog Gray'in çelişkisini uzun süre reddetmesine rağmen, yunus vuruşunun gücünü belirlemek için çalışma yapmadı. Güçlü yüzücüler olan yunusları gözlemlemek için, araştırmacılar Amerikan donanmasından emekli olmuş Primo ve Puka isimli 2 yunusu incelediler. Araştırmacılar, suyun hareketini görünmez yapan küçük köpüklerle dolu özel tasarlanmış bir tank kullandılar. Tank yunusların hızlarını videoya almak için çok küçük olduğu için sudaki kuyruk performansları da videoya kaydedildi. İtme kuvveti yunusların ağırlığına ve kuyrukları tarafından yaratılan ölçümlere göre hesaplandı.

Köpüklerin hamlesini izlemek için yazılım kullanan araştırmacılar, hızın derecesini yunusların kuyruğunun ürettiği güce (yaklaşık ortalama 100 kg) çevirmek için havacılık ve uzay araştırmalarındaki enerji ölçüm kavramlarını kullandılar. Bu miktardaki itme kuvvetinin ortalama düzeydeki olimpiyat yüzücüsünden yaklaşık 6 kat daha fazla olduğunu buldular. hatta yunuslar yüzme fenomeni Michael Phelps'ten 3 kattan daha hızlı yüzebiliyorlar. Benzer kas hacmi olmadan yüzücünün kıyafetleri bile Phelps'e avantaj sağlayamaz.

Biyoloji Profesörü Frank Fish, bunun bir çelişki olmadığını belirteret, "Yunusların bunu yapmak için her zaman kasları vardı. Gray yanılmıştı" dedi.

veteknoloji_

11月28日

TÜRKSÜN DİYE İNANMADILAR.

 
Bursalı mühendis, 266 yıldır çözülemeyen 'Goldbach hipotezi'ni çözdüğünü ama 'hipotezi bir Türk ispatlamış olamaz' diyen matematikçileri inandıramadığını söylüyor.
 

Bursalı mühendis Şükrü Serttop, 266 yıldır çözülemeyen ve 4'ten büyük her çift sayının iki asal sayının toplamı olarak yazılabilmesini öngören 'Goldbach hipotezi'ni ispatladığını iddia ediyor.

Serttop, 'Asal Sayıların Sırrı ve Goldbach Hipotezi' adlı çalışmasını kimseye anlatamamaktan yakınıyor. Eserinin uzmanlar tarafından incelenmesini isteyen eski İTÜ hocası, bu hipotez uğruna elektronik şirketini kapattığını ve yıllarca ailesini ihmal ettiğini belirtiyor. Açıklanamayan 7 büyük problem arasında gösterilen hipotezi geçen yıl çözdüğünü anlatan Serttop şunları söylüyor: "Eserin yazım süreci 5 ay sürdü. Noter tescilli çalışmayı anlatacak makam bulamadım. Uluslararası üne sahip matematikçilerin 'hipotezi bir Türk ispatlamış olamaz' tavrına karşı başarımın ülkemde değerlendirilmesini bekliyorum."

11月14日

MADDE DE YENİ BİR KEŞİF.


Bilim adamları maddenin yeni hali olarak tanımlanan bir keşfe imza attı.

McGill Üniversitesinden araştırmacılar, maddenin yeni halinin, modern transistörlerin üretiminde kullanılanlara çok benzeyen bir materyal olan yarı üç boyutlu bir elektron kristali olduğunu belirtti.

Şimdiye dek yapılan en saf yarı iletken üzerinde çalışırken bu buluşu yapan bilim adamları, kristali, uzay ortamından 100 kez daha soğuk ultra düşük sıcaklıkta soğutulan bir cihazın içinde keşfetti. Materyal daha sonra dünyada şimdiye dek oluşturulan en güçlü devamlı manyetik alana konuldu.

Kanadalı fizikçiler, şaşırtıcı gelişmenin, yarı iletken materyalin içindeki iki boyutlu elektron sisteminin, önceden tahmin edilmeyen bir şekilde yarı üç boyutlu sisteme dönüşmesi olduğuna işaret etti.

McGill Üniversitesinin Ultra Düşük Sıcaklıkta Yoğunlaştırılmış Madde Deney Laboratuvarı Direktörü Guillaume Gervais, buluşla ilgili olarak, "Aslında tam 3 boyutlu olmadı, arasında bir durum oluştu ki bu da tamamen yeni fenomen. Bu teorisyenlerin sevdiği bir durum. Şimdi kafalarını kaşıyor ve modellerine ince ayar yapmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

Araştırmacılar, bulgularını Nature Physics dergisinde yayımladı. Amerikalı bilim adamları da, 2004'te maddenin şimdiye dek bilinmeyen yeni bir halini oluşturarak, özellikle süper iletkenler alanında büyük bir gelişmenin yolunu açmıştı.

ABD'nin Ulusal Standartlar ve Teknoloji Kurumu ile Colorado Üniversitesinin ortak çalışmasıyla yapılan ve "fermionik yoğunlaştırma" adı verilen yöntemin, elektrik iletimindeki kayıpları azaltacağı belirtilmişti.
 
dunyabulteni

UZAYDA YENİ BİR İKİZ GÜNEŞ SİSTEMİ BULUNDU.


NASA, güneş sisteminin ikizi gibi duran ve oldukça genç yeni bir sistem keşfetti.

NASA astronomlarından Uzay Yolu dizisinin hayranlarını oldukça heyecanlandıracak bir haber geldi. Güneş sistemimizin neredeyse bir ikizi gibi görünen ve dünyamızdan çok daha genç bir sistem bulundu.

USA Today gazetesinde yer alan bir habere göre, NASA uzmanları Epsilon Eridani sisteminde, üzerinde yaşam olabilecek bir dünya olma ihtimali olduğuna inanılıyor. O dünyanın özellikleri de Uzay yolu dizisinin hayali yaratığı Mr. Spock'ın gezegeni Vulcan'ın özelliklerini taşıyabilir

NASA uzmanları, etrafında bir meteor kuşağının yanısıra Jupiter benzeri dev bir gezegen bulunan üç halkalı yıldızın, Güneş sistemine benzer bir sisteme sahip olduğunun taspit edildiğini açıkladılar. 850 milyon yıllık sistemin, 5 milyar yıllık güneş sisteminin nerdeyse genç ikizi gibi durduğunu kaydeden bilimadamları, 62 trilyon kilometre ötedeki sistemin Güneş'e en yakın yıldız sistemi olduğuna dikkat çekiyor.

Irmak Takım Yıldızı (Eridani) içinde yer alan yıldız, ünlü bilimkurgu dizisi Uzay Yolu'nda, Mr Spock'ın üyesi olduğu Vulcan'lara ev sahipliği yapan gezegenin özelliklerini taşıyabilecek bir dünyayı barındırıyor. Massachusetts eyaletindeki Harvard-Smithsonian Merkezinin Astrofizik bölümünden Massimo Marengo, "Henüz, o gezegeni görebilmiş değiliz ama eğer yıldızın solar sistemi Güneş sisteminin aynısıysa, bizim gezegenimiz gibi gezegen de olmalı yörüngesinde" dedi.

NASA'nın Spitzer adlı teleskobunun çektiği yeni görüntüleri değerlendiren astronomlar, yıldızın sistemi içindeki 3 halka meteor ve toz bulutunun dünya benzeri bir gezegeni perdeliyor olabileceğini kaydettiler. Bilimadamları, Epsilon Eridani'nin güneşe göre daha genç bir yıldız olmasından dolayı toz ve meteor halkalarının içindeki bir yörüngede, muhtemelen yıldıza 300 milyon kilometre mesafede yaşanılabilir bir gezegen bulunabileceği ihtimali üzerinde durduklarını ifade ediyor. 

haber7

2050'DE BUNLAR HAYATIMIZDA OLMAYACAK.


Avustralyalı gelecek bilimciler' Richard Watson ve Ross Dawson, 2050 yılına kadar yok olması muhtemel şey'leri gösteren bir çizelge hazırladı.

Buna göre, gelecek yıl kül tablası, 2016'da ise bilgisayar fareleri ve emeklilik tarihe karışacak. Bu tahminlerin gerçekleşmesi zor gibi görünebilir ama onlar "Lütfen bu çizelgede kusur aramayın" diyor.

Türkiye'de pek yararlanılmasalar da fütüristler, yani gelecek bilimcileri, pek çok önemli şirkete danışmanlık hizmeti vererek, işlerin sürdürülebilirliğini sağlamak konusunda önemli roller üstleniyorlar.

Onların işi, insanların değişen ihtiyaçlarını, yaşam biçimlerini, savaş, terör, doğal afet gibi olayların yarattığı etkileri değerlendirip, bunların muhtemel sonuçlarını gözeterek bir gelecek haritası çizmek.

Richard Watson ve Ross Dawson, 'Tükeniş Çizelgesi'ni hazırlamaya (Extinction Timeline) 1950 senesinde başlamış. Çizelgeye göre, özel hayatımızı 1990'ların ortalarında, umudu ve dürüstlüğü ise 2000'lerin başında yitirdik.

Gelecek bilimcilere göre, yine 2000'lerin başında şu meşhur İsveç Çakısı da tarihe karıştı. "Dürüstlük tamam, umut belki ama İsveç Çakısı'na hálá ihtiyacımız var" diyenlere ise İkiz Kuleler'in bombalanışını hatırlatıyor Watson ve Ross. İsveç Çakısı, 11 Eylül 2001'den sonra yavaş yavaş cepten çıkıp evde kalmaya başladı ve asıl amacından uzaklaşan varlığı anlamsızlaştı.

İşte 2050'de olmayacaklar listesi

Ross Dawson ve Richard Watson'a göre 'kavramlar', 'şey'ler ve onların son kullanma tarihleri...

2012: Dial-up internet erişimi

2013: Faks makinesi

2014: Kaybolmak

2016: Emeklilik, 'gay' barlar, bilgisayar faresi

2020: Telif hakları

2022: Bloglar, imla kuralları, Maldivler

2023: Çalışılmayan hafta sonları, Paris Hilton

2024: Masaüstü bilgisayar, AM radyo

2025: Parasız otobanlar

2026: Öğle yemeği, FM radyo, samimiyet, kırışıklıklar

2030: Anahtar, çocukluk dönemi, realite televizyonu

2033: Bozuk para

2034: Ucuz seyahat, Bangladeş

2035: Orta sınıf, petrol, spam, Aborijinler, Microsoft

2036: Petrolle çalışan araçlar, bağımlılık

2037: Buzullar, doğal yollarla çocuk sahibi olma

2038: Sükûnet

2039: "Özür dilerim", Avrupa Birliği

2040: Cüzdan, halka açık bedava yerler, karbon emisyonu, kağıt para, sağırlık

2042: Kravat

2044: Gelecek bilimciler

2049: Google, körlük

2050'den sonra: Estetik ameliyat, fiziksel acı, çirkinlik,

NOT:Araştırmacı birazda saçmalamış,ölümünde olmayacağı söylemiş. cevabım hastır lan dangalak.
 
sonsayfa

11月5日

TÜRK ARAŞTIRMACILARDAN MUHTEŞEM BULUŞ:YOK OLABİLEN PLASTİK ÜRETİLDİ.

 

yokolabilen00001596

ODTÜ'lü araştırmacılar, pamuk sapı, mısır koçanı ve ayçiçeği sapı gibi değersiz tarımsal biyo-atıklardan doğada kendiliğinden yok olabilen hatta yenebilen plastikler geliştirdi.
ODTÜ'lü araştırmacıların bulduğu yeni ürünün petrol kökenli, yüzlerce yıl bozulmadan doğada kalabilen plastiklerin oluşturduğu çöpleri önemli ölçüde azaltması bekleniyor. Yeni nesil plastiklerin, ambalaj teknolojisinde yeni bir dönem açması hedefleniyor.
ODTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ufuk Bakır, başkanlığını yürüttüğü ekibin ODTÜ ve TÜBİTAK desteğiyle yürüttüğü araştırma projeleri hakkında bilgi verdi.
Uzun süredir üzerinde çalıştıkları projenin endüstriye uygulanabilmesi konusunda son dönemde önemli veriler elde ettiklerini belirten Bakır, çalışmalarının içerdiği iki ayrı yenilik nedeniyle patent başvurusu yapacaklarını bildirdi.
Bakır, dünya genelinde yaşanan enerji krizi ve endüstrileşme sonucu oluşan büyük çevre sorunlarının kimya endüstrisinde ''yeşil kimya'' kavramını giderek yaygınlaştırdığını ve çevreye zararlı kimyasalların kullanımının kısıtlandığını ya da yasaklandığını kaydetti.
Çeşitli bilim çevrelerinin petrolün 40 yıl içinde biteceği ile ilgili görüşlerinin giderek önem kazandığını ifade eden Bakır, ''Bu bitişi pek çok kişi sadece 'taşıt araçlarında kullanılan benzinin artık kalmaması' olarak algılıyor. Oysa benzin, petrol ürünleri içinde yalnızca küçük bir bölümü oluşturuyor. Petrol bittiğinde önemli bir petrokimya ürünü olan ve PVC'den polietilene kadar pek çok endüstriyel plastiğin de üretimi duracak'' dedi.
Teknolojik olarak gelişmiş ülkelerde yeni yeni kurulmaya başlanan ve bu amaçla çok yoğun araştırmaların yapıldığı biyo-rafinerilerde, genellikle tarım-orman ürünü ya da atığı gibi bitkisel hammaddelerin kullanıldığını anlatan Bakır, biyo-rafinerilerde mısır, buğday gibi değerli tarımsal ürünlerin yakıt gibi ürünlere çevrilmesinin, halen açlık sorununu çözememiş dünya ülkeleri için uygun bir seçim olmadığını ifade etti.
Gıda maddesi üretiminde kullanılacak tarımsal alanların çeşitli amaçlarla kullanımının etik olarak doğru olmayacağını belirten Bakır, bunların yerine, mısır koçanı, ayçiçeği, pamuk sapı ve odun talaşı gibi değersiz tarımsal atıkların kullanılmasının daha uygun olduğunu ve kendilerinin de biyo-plastik üretimi için bu değersiz tarımsal atıkları kullandıklarını kaydetti.
Bakır, çalışmalarında biyokütleyi önce selüloz ve lignin gibi önemli bileşenlerine ayırdıklarını, sonra da bu maddeleri kullanarak biyo-film ürettiklerini aktardı.
Mikrop tutmuyor
Aynı bölümden Prof. Dr. Gürkan Karakaş da ayçiçek ve pamuk sapı, buğday samanı, odun talaşı, mısır koçanı gibi değersiz biyo-atıklarla geliştirdikleri biyo-filmler hakkında bilgi verirken, geliştirdikleri yeni biyo-plastiklerin kullanım sonrası doğadaki bozunumlarının da hızlandırılabildiğini ifade etti.
Plastiklerin başta ambalaj sanayi olmak üzere pek çok alanda kullanılabileceğini aktaran Karakaş, çalışmalarında bu plastiklere antimikrobik özellik verebildiklerini işaret ederek şunları kaydetti:
''Tamamen değersiz tarımsal atıkları kullanarak yaptığımız yeni nesil plastikler, antimikrobik özellikleri nedeniyle özellikle gıda paketlemesi için son derece elverişli. Çalışmamızda biyofilm üretimi üzerinde durduk. Bu biyo-filmler günümüzde petrokimya ürünü plastiklerin kullanıldığı değişik yerlerde, örneğin, poşet yapımında, paketleme filmi ya da kabı yapımında kullanılabilir. Sebze ve meyvelerin uzun süre saklanması için de son derece elverişli.
Çalışmamız sonucu yeni nesil plastik diyebileceğimiz bu ürün, doğada kendi kendine yok olabiliyor. Ayrıca yüzlerce yıl bozulmadan doğada kalabilen plastiklerin neden olduğu çöpleri önemli ölçüde azaltabilir hatta yenebilir de...''
Sanayicilere çağrı
Geliştirdikleri ince film şeklindeki biyo-filmlerin pilot üretim çalışmalarının yapılması için sanayi kuruluşlarını beklediklerini ifade eden Karakaş, sözlerini şöyle tamamladı:
''Şu an çalışmamız çok iyi bir noktada. Gelecekte bu tür üretimler her sanayi kolu için çok önemli olacak. Bunları üretirken de kullanım sonrasında da doğayı kirletmiyorsunuz. Doğada bulunan ancak kullanılmayan biyokütleyi alıp çevreyi kirletmeden faydalı ürünler geliştirip katma değer yaratıyorsunuz.
Plastikleri geliştirirken kullandığımız ürünlerin tamamı biyolojik olarak çürüyebilen malzemeler. Antimikrobik olmasının da çok önemli avantajları bulunuyor. Pilot üretim için bir sanayi kuruluşuna ihtiyacımız var.''

10月27日

BAL ARILARI 4'E KADAR SAYABİLİYOR.

Bal_ars_resimleri 
Avusturyalı bir araştırmacı, bal arılarının 4'e kadar sayabildiklerini ortaya çıkardı. ''Australian Broadcasting Corporation (ABC)'' radyosunun haberine göre çalışma,  Queensland Üniversitesinden araştırmacı Mandyam Srinivasan tarafından yapıldı.
 
Bir tünelin içerisine 5 işaret yerleştirildi ve bunlardan birine nektar kondu. Tünele bırakılan arılar, nektarın bulunduğu yere uçtu. Daha sonra nektar başka bir noktaya bırakıldı ve arılar tekrar tünele kondu. Arılar bu kez, önce nektarın ilk konduğu noktaya uçtu, yiyeceği burada bulamayınca, nektarın bulunduğu ikinci noktaya geçti. Bu şekilde üçüncü ve dördüncü aşamalara geçirilen arıların, dört işarete kadar sırayla yer değiştirebildikleri gözlendi. Ancak arılar, dörtten yukarıya çıkamadı. Araştırmacı Srinivasan, bir susam büyüklüğünde beyne sahip olan arıların gerçekten şaşırtıcı çok sayıda yeteneğinin bulunduğunu söyledi.
9月19日

120 MİLYON SENELİK KARINCA.


Alman entomologlar (böcek bilimi uzmanları) Brezilya'da soyu 120 milyon yıl öncesine dayanan karınca türü buldu.

Baden-Württenbeng eyaletinde Karlsruhe Doğa Tarihi Müzesinden biyolog Manfred Vernaagh, "26 yıllık meslek hayatımdaki en çarpıcı buluş bu oldu" dedi.

Amazon yağmur ormanlarında bulunan ve yaşayan en eski böcek türlerinden biri olan üç milimetre boyundaki karınca, minik eşekarısını andırıyor.

Biyolog Vernaagh, "2003 yılında da benzerini bulduk, fakat laboratuvarda bir kaza yüzünden böceğin yaşı saptanmadan hayvan kurudu" dedi.
 
haberturk

9月11日

HAFIZANIN YOL OLMA NEDENİ.


Hafızanın yok olmasının nedeni üzerine araştırma yapan Japon bilim adamları, önemli bulgulara ulaştı.

Yetişkinlerin beyinlerinin hafıza ve koku alma gibi işlevleri sürdürebilmelerinin, yeni beyin hücreleri (nöronlar) üretmeye devam etmelerine bağlı olduğu, aksi halde hafızanın kısa sürede yok olduğu belirlendi.

Japon bilim adamlarının bu konuda yaptığı araştırmayla ilgili makale, Nature Neuroscience adlı dergide yayımlandı. Hafıza ve koku alma hücreleriyle ilgili yeni bulgular, felç geçiren insanların bazılarının beyinlerinin yeni hücre üretmeyi durdurması sonucu bazı yeteneklerini nasıl kaybettiklerinin ayrıntılarının öğrenilmesini sağlayabilecek.

Japon bilim adamları fareler üzerinde yaptıkları çalışmalarda, beynin kokuyla ilgili bölümündeki tüm hücrelerin (nöronlar) hemen hemen tamamının, 1 yıl içerisinde yenilendiğini belirlediler. Beynin hafızayla ilgili bölümünde de (hippocampus) yeni beyin hücreleri belirlendi. Yeni hücrelerin üretildiği, beyne zerk edilen floresanlı bir protein sayesinde saptandı.

Araştırmaya katılan bilimcilerden, Kyoto Üniversitesi Virüs Araştırmaları Enstitüsü mensubu Ryoichiro Kageyama, Reuters'a yaptığı açıklamada, beynin yeni hücre üretmesini engellediklerinde ise farelerin daha önce öğrendikleri yolları ve saklanma yerlerini bir hafta içerisinde unuttuklarını belirtti. Kageyama, "Bir hafta içerisinde hafızalarını tamamen kaybettiler" dedi. Farelerin koku alma duyularının ise aylarca sürdüğünü belirten Kageyama, "Bu duyunun da tamamen yok olup olmadığını anlamak için zaman geçmesi gerekiyor" dedi.

Bu çalışmalarının sonuçlarından, beyni zarar görmüş insanlar için yararlanılabileceğini kaydeden Kageyama, "Bazı beyin hasarlarından sonra, örneğin felçte meydana gelen hasarlardan sonra, yeni beyin hücresi üretilmesi duruyor. Şimdi yeni beyin hücrelerinin nerelerde üretildiğini ve bunu dışarıdan müdahaleyle teşvik edip edemeyeceğimizi araştırıyoruz" diye konuştu.
 
dunyabulteni